SÖYLEŞİ: Ümit Ünal - 9 Kaplan Gücünde Bir Yönetmen (Bölüm 2)
21 Kasım 2002 Perşembe - 00:00

SÖYLEŞİ: Ümit Ünal - 9 Kaplan Gücünde Bir Yönetmen (Bölüm 2)



Ümit Ünal söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz... İlk bölümü kaçıranlar buraya tıklayabilirler...

Yazdığınız bir senaryoyu çekmesinden rahatsızlık duymayacağınız, filmini merakla bekleyeceğiniz bir yönetmen var mı bu aralar sizin için?

Yok ben artık ondan tamamen vazgeçtim. Senelerdir kimseye yazmıyorum. En son 93'te bir senaryom çekildi. Ondan beri yemin ettim yazmayacağım artık, yeter diye.



Yönetmenler senarist olmadığından yakınıyor sürekli Türkiye'de...

Ben tam tersini düşünüyorum. Asıl yönetmen yok. Şimdi, belki ilginç yönetmenler var tabii. Ama ideal durumda bir yönetmenin senaryosunu da yazabiliyor olması lazım. Senaristlik bence endüstrinin doğurduğu yan bir meslek. Her şeyin daha çabuk olması gerektiği için. Mesela dizide senaryocu olmak zorunda. Yönetmenin, aynı zamanda oturup onu yazmasına imkan yok. Ama aslında yönetmenin hikayesinin senaryosunu yazması gerekir, meselesini anlatacak. Tabii çok büyük yönetmenler içinde de senaryocularla çalışanlar var. Ama onlar senaryocuları daha çok yardımcı gibi kullanıyorlar. Fellini, Tarkovsky, Bunuel gibi. Onlar senaristleri bir tür araç gibi kullanıyorlar. Aslında kendi dünyaları var. Senarist onlara yardımcı oluyor.

Bizdeki senaryo, yönetmen ilişkisi onun tam tersi. Yönetmenin aslında bir meselesi yok, proje peşinde. Bir hikaye ararlar. Sonra onu kendi dünyasına, bütçesine göre bambaşka bir hale sokarlar. Kendine ait olmayan meseleleri anlatmaya çalışan yönetmenler de tanıyorum Türk sinemasında. O yavaş yavaş bence kırılıyor. Zeki Demirkubuz?un, Nuri Bilge Ceylan?ın çıkması bence çok iyi bir şey. Onlar bunun dışında. Kendi meseleleri olan adamlar. Yavuz Turgul var tabii en başta. Ticari sektörün içinde tamamen kendine ait şeyler anlatıyor. Ondan sonra o teknisyen yönetmen devri bitiyor.

Türkiye'den daha çok yaratıcı ve özgün filmlerin çıkması lazım. Dışarıya açılabilmek için de bence temel ihtiyaç bu.

Sinema filmi çekmek ile, dizi, reklam filmi çekmek arasında ne gibi farklar var?

Dizi çok daha anonim bir alan. Bir anlatım dili geliştirmek ya da üslup denemek şansın olamaz. Dizide senden beklenen belli bir tarz var, o tarza uymak zorundasın. Önceden izleyici belirleniyor. Şu izleyiciye göre yola çıkacaksın deniyor. İster istemez üslubunu da hikayeni de her şeyini ona göre oluşturuyorsun. Özgün bir şey yapmak istersen bunu kafandan atman lazım. Seyirciyi, alıcıyı düşünmeden yazıyor olman lazım. Bence en temel fark bu. Reklam yönetmenliğiyle, dizi yönetmenliğiyle kendine ait bir film yapmak arasındaki temel fark bu.

Oysa ben 9'u yaparken kimin seyredeceğini bilmiyordum. Hala da bilmiyorum. Bunun başka çaresi yok. Tabii ki ticari sinemanın kalıplarının içinde öyle adamlar çıkıyor ki... Zaten ticari sinema sanat sineması ayrımını yapmıyorum. İyi film, kötü film ayrımı vardır. Tabii ki öyle bir dizi projesi çıkar ki, bütün bu söylediklerimi alt üst eder. Ama şu anki işleyişinde tamamen farklı meslekler. İkisine de yönetmen diyoruz, reklam yönetmeni de, dizi yönetmeni de kamera kullanıyor, oyunculara oyun veriyor ama aslında tamamen farklı meslekler.








9'dan aklımızda kalan şeylerden biri de Kirpi karakteri oldu.

Kirpi tanınmış bir oyuncu değil. Filmde birinci asistan olan arkadaşımın bir tanıdığıymış. Ve son gün bulduk. Esin Pervane adı. O rol için çok uğraştık, çok aradık. Bütçemiz olmadığı için, para veremediğimiz için çok sorun vardı. Bir de açık saçık sahnesi olduğu için.... Benim gözümde bakışları çok önemliydi. Bulamadık bulmadık, en sonunda tam basın toplantısının olacağı gün sabah tanıştık ve o gün karar aldık.

Asistanlık yapmış, belgesellerde çalışmış, sinemaya çok meraklı. Oyuncu da olmak istiyor. Çok doğaldı. Film de buna küçük mucizeler diyorum. Amerikalıyı oynayan oyuncu mesela (Rafa Radomıslı), o da hayatında ilk defa bir filmde oynamış. Prodüksiyonda çalışmış ama hiç oyunculuk yapmamış. Fakat Cezmi fotoğrafını gösterdi. Baktığım anda dedim, Amerikalı işte bu. İyi İngilizce biliyordu. O da inanılmaz doğaldı. Çok iyi bir iş çıkardı.

Filmle müziğin ilişkisi yoğun olunca akla hemen video klip gelir. Burada ise başka bir şey var. ZeN'in havasına uyan bir film, o yüzden beraber yürüyorlar gibi...

Ben müzikle çok iç içe yaşıyorum. Yazarken sürekli müzik dinliyorum. Bir senaryo yazarken çok takıldığım zaman hemen onun üzerine düşünüyorum. Aslında ZeN?in yaptığı müzik, benim filmim için hemen ilk akla gelebilecek müzik değil. Ben gruba hep uzaktan hayrandım. Hep çalışmak istediğim insanlardı. Filmde de jeneriği yapan, film içindeki özel efektlerle ilgilenen Merih var. Merih Öztaylan. Onunla senelerdir Sinefektte beraber çalışırız. 9'un da stüdyo işlemleri hep Sinefekt'te yapıldı. Çok yardımcı oldular. Grubun da üyesi olan Merih'e sordum kullanabilir miyim diye. Diğer arkadaşları da hiç tanımıyordum. Sadece konserlerde uzaktan görmüştüm. Onlar doğaçtan filmin üzerine çalıyor (ZeN'in yan grubu Baba Zula oyun ve film müzikleri yapıyor). Acaba öyle mi yapsak diye düşündüm ama ona zaman da yoktu, para da yoktu. Tanbul albümündeki müzikleri kendi kafamıza göre keserek, biçerek kullandık. Sonra ZeN'deki arkadaşlara dinletince çok şaşırdılar tabii.



Filmle müzik benzer ruhu yakaladı. Filmin bazı yerlerini müziğe göre çektim. Bodrumdaki sahne gibi. Sanki albüm tam orası için yapılmış gibi oturdu. Onlarla çok iyi anlaştık, benim için müzik yapmadılar ama o müzik oraya çok iyi oturdu. Benim filmimde böyle alaturka bir hava var. Aynı zamanda hiç alaturka değil. Onlar da müziğinde darbuka kullanıyorlar, saz kullanıyorlar ama alaturka değil. Bir de çok sert. Filmin karanlık havasına, sertliğine çok yakışan bir hali var.

Şimdi Murat Ertel ile dizinin müziklerinde de beraber çalışıyoruz. Orada çok büyük katkım olamıyor ama müziğe. Baba Zula yapıyor müziğini. Zaten çekim o kadar yoğun ki karışamıyorum. Çok küçük düzeltmeler yapabiliyorum yani.








9'dan sonra, şimdi ne var sırada, yeni projeleriniz neler? Aynı ekiple mi çalışmayı düşünüyorsunuz?

Aydın Sarıoğlu (9'un görüntü yönetmeni) onunla çok uzun süre reklamda çalıştık. Sanat yönetmeni var. 9'da beraber değiliz ama reklamda hep beraber çalıştık. Oyuncu olarak ise zaten şu an Serra Yılmaz için bir şey yazıyorum. Onu başrolde oynatmayı düşündüğüm bir film var. Sultan Mutfakta adı. Sultan adında bir ev kadını. Sultan denilince padişahı çağrıştırıyor ama değil...

Evinin sultanı mı?

Evinin sultanı. Serra'yla olacak ve büyük ihtimal yine Aydınla çekeriz. Paraya da bağlı olarak onun dışında bütün oyuncularımla tekrar çalışmak isterim. Bir film çekmeye başlarken zorlu bir yolculuğa çıkıyorsun. Eğer yanındakiler gerçekten çok iyi tanıdığın, sevdiğin anlaştığın insanlar değilse çok zor. Reklamda o kadar fark etmiyor. Reklam kısa sürüyor. Benim bugüne kadar çektiğim en uzun reklam 3 gün. Ama uzun metraj ve dizi gibi çalışmalarda ekibin değerini çok iyi anlıyor insan.


Söyleşi
Nur Özgenalp
Serdar Kökçeoğlu

Fotoğraf
Levent Türkan

Söyleşinin ilk bölümünü okumak için tıklayın...

Yorumları gör

Yorumlar

En Popüler Fragmanlar
Her Şey Seninle Güzel Fragman
28.961 gösterim
Şampiyon Fragman (2)
5.946 gösterim
Ajanlar İş Başında Dublajlı Fragman
3.339 gösterim
Hedefim Sensin Fragman
8.002 gösterim
The Christmas Chronicles Dublajlı Fragman
1.367 gösterim
Isn't It Romantic Orijinal Fragman
568 gösterim
Tüm fragmanları görüntüle