SÖYLEŞİ: Ona Şans Dileyin...Çağan Irmak!
27 Kasım 2002 Çarşamba - 00:00

SÖYLEŞİ: Ona Şans Dileyin...Çağan Irmak!




14. Ankara Film Festivali?nde, Bana Şans Dile isimli ilk sinema filmi gösterilen Çağan Irmak?ı en iyi anlatan simge: ':)'

Çağan'ın adını ilk kez, Günaydın İstanbul Kardeş adlı insanı gülümseten, yürek ısıtan sıcacık bir televizyon filminin jeneriğinde gördüm. Zaten ilk uzun metraj filmiymiş. Önce telefonda tanıştım onunla. İlk filminin yarattığı heyecanla kutlamak ve sinemaya hoş geldin demek istedim. Sesi de gülümsüyordu. Sonra, televizyonda olay yaratan dizisi Asmalı Konak?ta rol almak üzere gittiğim Ürgüp'te, saçsız başı ve kocaman, sıcacık gülümsemesi ile onu ilk gördüğüm an işte bu simge belirdi kafamda, Çağan buydu: ':)'

Ankara Film Festivali'nde ilk sinema filmi ile yer aldığını öğrenince, Çağan Irmak'ı daha iyi tanımak ve siz Beyazperde.com okurlarına da tanıtmak istedim.

Önce kısa bir özgeçmişle başlayalım, 1970 yılında İzmir, Seferihisar'da doğmuş. 1992 yılında Ege Üniversitesi Radyo Televizyon bölümünü bitirdikten sonra, sinema ve televizyon sektöründe yönetmen asistanlığına başlamış. Yusuf Kurçenli, Orhan Oğuz, Filiz Kaynak ve Mahinur Ergun?un asistanlığını yapmış. 1998'de senaryosunu da yazdığı Bana Old and Wise'ı Çal adlı ilk kısa filmini gerçekleştirmiş, ve İFSAK Kısa Film Yarışması'nda birincilik elde etmiş.

Aynı yıl Günaydın İstanbul Kardeş ve Çilekli Pasta adlı televizyon filmlerinin hem senaryolarını yazmış, hem yönetmenliğini yapmış. Televizyon için Şaşıfelek Çıkmazı ve halen çekimleri ve gösterimi devam etmekte olan Asmalı Konak dizilerini yaparken, 2000 yılında da, ilk uzun metraj sinema filmi olan Bana Şans Dile'yi çekmiş.

?İlk televizyon filmin çok sevildi, heyecan uyandırdı; ilk sinema filmin de Ankara Film Festivaline katılıyor? dediğimde, hayretle, o hep gülen yüzünün karardığını görüyorum. Filminden hiç mutlu değil.

Film iyi olmadı. Yanlış zamanda yanlış insanlarla yapıldı. Oyuncuları kastetmiyorum. Keşke şimdi çekebilsem bu filmi. Filmin anlattıklarına olan inancım, reddettiği dünyalara karşı düşüncelerim değişmedi. Çok iyi bir senaryo, kötü bir film oldu. Zamanı geri döndürüp, o zaman değil çok daha sonra çekebilmeyi isterdim bu filmi. Ama eğer bunu yapamayacaksam da hiç çekmemiş olmayı yeğlerdim. Belki 20 yıl sonra bir remake çekerim. Orada anlattıklarımın hâlâ arkasında duruyorum. Bu arada her şey değişti; yönetmen olarak ben de değiştim. Ama anlattıklarıma olan inancım değişmedi. İleride de değişmez umarım.

İlginç. Oyunculuktan yana şikâyeti yok. Senaryonun iyi olduğunu söylüyor. Bence yönetmen de iyi. O zaman sorun ne? Yapım mı? Ayrıntıya girmek istemiyor ama?

Evet, filmin ciddi bir yapım problemi var. Çekim sırasında hayatımın en kötü bir ayını yaşadım. Başlamış olduğum bir hatayı devam ettirdim. Bunun hata olduğunu da filme başladıktan sonra anladım. Filmde iyi olan iki şey var, senaryo ve oyunculuk. Başka hiçbir şey yok.

Kayıp bir film olmasına şu yüzden üzülüyorum. Bir daha öyle bir senaryo yazamam. Çok underground bir film olacaktı. Bir birikim sonucu oluşan o nefreti bir daha dile getirebilir miyim bilmiyorum. Tek atımlık bir silahtı; kurşun silahın içinde patladı. Silahı tekrar doldurmak zaman alacak.








?Peki ilk filminin kendince bu kadar başarısız olması ikinci filminin çekimini erteledi mi??

Zaman olarak evet erteledi. Ama duygu olarak daha da bilendim.

?Bu durumda festivalde bir ödül alması seni şaşırtır mı??

Artık hiçbir şey şaşırtmıyor beni. O anlamda kendim için hiçbir şey beklemiyorum bu filmden. Belki genç oyuncular için bir ödül olabilir.

Çağan'ın filmle ilgili üzüntüsü hiç geçmeyecek gibi. Anlatmaya devam ediyor:

Filmde asla eskimeyecek ve değişmeyecek bir hikâye var: Bireyin topluma olan başkaldırısı ve insanoğlunun dünyayı değiştirme çabası. Ama iyi çıkmadı. Bu film benimle birlikte hep varolacak ve bir yara olarak kalacak.

Üzerinde bunca konuştuğumuz ve ona bunca acı veren filmi görememiş olmak canımı sıkıyor. Bir an önce gösterime girse de dediği kadar kötü olabilir mi, gerçekten görsek diye düşünüyorum. Ama gösterime girmesini de istemiyor. Tabii yapımcının karar vereceği bir şey bu.

Ayrıca, filmin eleştirmenler tarafından yerden yere vurulacağını biliyorum. Benim filmimi eleştirmekten çok mutlu olacaklar, çünkü televizyondan geliyorum. Oysa ben sinemacı doğdum, sinemacı öleceğim.

?Filmin başarılı olsaydı da, eleştirilir miydi yani??

Başarılı olsaydı da, ben televizyondan gelen popüler bir yönetmen olduğum için, sinema çevreleri ve eleştirmenler tarafından zor anlaşılacaktım. Çünkü böyle bir önyargı var; biz bir üçüncü dünya ülkesiyiz. Ama bunun da yaşanması gereken ve aşılacak bir dönem olduğunu düşünüyorum. Belki benden sonra gelen yönetmenler yaşamayacak bunu.

Türk seyircisi yönetmen ve yapımcılardan çok daha ileride. Onlar neyin doğru olduğunu çoktan anladılar. Oysa yapımcılar bazı şeyleri yeni yeni anlıyorlar. Çünkü sinemaya gitmiyorlar. Dünya sinemasının nerede olduğunu bilmeyen bir sürü yapımcı var.

Anlayış ve zihniyet açısından nerede olmaları gerektiğini bilmiyorlar. Sinema bir dünya duruşudur, bir söylem biçimidir. Her babayiğidin harcı değildir sinema yapmak. Herkes yapamaz. Oysa popüler isimlerle, mankenlerle herkes sinema yapıyor.

Türkiye'de sinema yapmak, bir söylemden ziyade bir formül oldu artık. Çok basit bir formül: bir şarkıcı + hikâyeyi götürebilecek birkaç profesyonel oyuncu + küçük rollerde tanıdık yüzler + trendy bir sansasyonel senaryo + [içinde göğüsler ve birkaç patlama da olsa iyi olur] + filmi tanıtacak birkaç şarkı ?ki başroldeki kadın ya da erkek söyler = onların sinema dedikleri şey. Bu formül içinde, dünya görüşü etkisiz eleman, güzel sanatlar etkisiz eleman. Bunlar bu formülü ilgilendirmiyor.








?Bu çok ağır bir suçlama oldu. Hiç mi istisnası yok??

Var tabii. Her yönüyle yönetmen duruşuna sahip birkaç isim var. Birincisi Reha Erdem.

Çağan Irmak ikinci filmini bu yaz çekmeyi düşünüyor. Senaryosu hazır olmak üzereymiş. Acaba istediği sinema filmlerini çekebildiği zaman televizyonu bırakacak mı, televizyon onun için bir basamak mıydı, yoksa her iki ortamda da çalışmayı sürdürecek mi diye bir soru geldi aklıma. Ve sordum.

Evet bir basamak tabii, ama basamak olarak kullanmadım. Televizyon benim için büyük bir pratik, sinema için yeni şeyler deneme olanağı. Beni güçlü ve zinde kılıyor. Tabii televizyon her zaman su üstüne yazı yazmak gibi. Çabucak tüketilen pamuk helva gibi bir şey. Ama sinema ile birlikte televizyona da devam edeceğim. Televizyon benim için bir uzun mesafe koşucusunun her sabah yaptığı turlar gibi. Hep büyük yarışa hazırlanmak.

Çağan Irmak'ın sinema ile ilişkisini konuştuktan sonra bu birikiminin kaynağını merak ettim. Müthiş film izleyen, çok okuyan, klasik müzik dinleyen ve sadece dinlemekle kalmayıp adamakıllı bilgi sahibi olan sıra dışı bir yönetmen var karşımda. Türkiye için sıra dışı tabii. Sen böyle mi doğdun acaba? dedim gülerek.

Hiçbir şey doğuştan değildir. Her şey içine doğduğumuz çevre ile ilgili. Benim içine doğduğum çevrede, başka bir şey yapmama imkân yoktu. Küçük bir sahil kasabasında, çok fazla alternatifi olmayan bir çocukluk geçirdim. Küçük bir çevreydi, ama aynı nedenle insanları daha iyi tanıdığın için büyük bir dünyaydı. İlginç kadınlar, Ege insanları arasında büyüdüm ben.

Amcamın bir sinema salonu vardı. Sinemayı ilk orada tanıdım. Orada çıraklık yaptım ve tüm filmleri bedava izledim. Hayatımda bir dönemeç oluşturan filmi de orada izledim. Lütfü Akad'ın Gelin adlı filmi hayatımdaki en keskin virajdır. Sekiz yaşındaydım o zaman. Tabii bunu o zaman anlayamamıştım; şimdi geriye bakınca görebiliyorum.

Biz Milliyet Çocuk Dergisi, Can Yayınları, Samet Behrengi okuyan kuşağız. Bunlar bizi çok duyarlı kıldı. Okumaya ilk başladığımda babam önüme bir kitap koydu: Behrengi'nin Küçük Kara Balık'ı. Ardından Bir Şeftali Bin Şeftali ve Küçük Prens'i okudum...

Tam bu noktada, sizlerden, Beyazperde.com okurlarından bir ricası olduğunu söylüyor Çağan Irmak. Yaz bunu diyor.

Tarık Dursun K'nın Hoşçakal Küçük adlı kitabını arıyorum tekrar okumak için. Onun için ne mümkünse yaparım. Getirsinler o kitabı bana.

Hadi bakalım arkadaşlar, kitaplıklarınızı karıştırın?

Meltem Savcı

Yorumları gör

Yorumlar

En Popüler Fragmanlar
Deliler Fragman
16.787 gösterim
Ophelia Orijinal Fragman
174 gösterim
Alita: Savaş Meleği Altyazılı Fragman (6)
534 gösterim
Gloria Bell Orijinal Fragman
Fighting with My Family Orijinal Fragman
123 gösterim
Dumplin' Orijinal Fragman
Tüm fragmanları görüntüle