Söyleşi-Handan İpekçi ve Ali Poyrazoğlu

17 Aralık 2002 Salı - 00:00

Söyleşi-Handan İpekçi ve Ali Poyrazoğlu

10. Londra Türk Filmleri Festivali’nde konuk olarak yer alan, en son 9 filmindeki performansı ile dikkatleri üzerine çeken Ali Poyrazoğlu ve Büyük Adam Küçük Aşk filminin yönetmeni Handan İpekçi ile, '21. yüzyılda Türk Sineması' adlı panelden sonra konuştuk.



'9', Hiçbiryerde ve Büyük Adam Küçük Aşk filmleri sansür kuruluna takıldı ve bu filmler Londra Türk Filmleri Festivali kapsamında yer almakta. İlk olarak 9 ile başlayalım. Sansür nedeni sizce ne idi?

AP-Bizim sinema tarihimizde insanlar kendi filmleri ile ilgili sansür nedeni hakkında berrak bilgi veremezler . O neden, her zaman insanlardan saklanır, önüne kolay kolay belirli bir evrak gelmez. Sen o işi takip edince mahkeme ile neticelendirileceği bilindiği icin, yasaların sanatçının tarafında olacağının farkında oldukları için nedenler genel olarak saklanır. Benim tavrım şu oldu. Hangi kanunun, hangi maddesine dayanarak ve kimler bu filmi yasakladı?..

Türkiye'de bazı insanlar, devletin bazı kurumlarının arkasına saklanarak kendi gizli faşist yanlarının tadını çıkarmanın peşindeler. Kim bu filmi yasakladı dendiği zaman, iş çözüldü ve adamlar kaçtılar! Çünkü ben onları teşhir edecektim, anladılar. Ahmet mi, Mehmet mi, Hasan Bey mi? Kim ulan bu beyler? Adları ne bu adamların? Ben çok yasaklandığım için, sinemada da, tiyatroda da çok mahkemelere gittiğim için daha profesyonelim bu konularda. Daha da cesur olduğum için işi de takip ediyorum ve artık yasaklayan adamları bulup teşhir etmek gerektiğini biliyorum. Kültür Bakanlığı’nın böyle bir kararı yok, bakanın haberi yok, müsteşarın da haberi yok. Kültür Bakanlığı’nın arkasına saklanamayacaklarını anladılar ve olay çözüldü.







Hİ-Benim filmim biraz daha değişik yasaklandı. Gizli kapaklı yasaklandı, benim haberim de yasaklandıktan sonra oldu.

İki tane denetleme kurulu var Türkiye'de. İlk üç kişilik kuruldan geçti, beş ay vizyonda kaldı benim filmim. Beş ayın sonunda emniyetten bakanlığa gelen bir rapor üzerine bakanlık filmimi yedi kişilik üst kurula sevk etti.

AP-Bizimki üç kişilik alt kurul tarafından yasaklanmaya çalışıldı.

HI-Evet, benim filmim alt kuruldan geçtiği halde, yeniden üst kurul tarafından denetime tabi tutuldu, ki bu kurul da yasal bir kurul değil.

AP-Değil.

Hİ-Yedi kişiden oluşan üst kurul içinde üç kişi sanatçı, diğer dört kişi de bakanlıkları ve Milli Güvenlik Kurulu’nu temsil ediyor. Üç sanatçıdan biri bu kararı protesto etmek için istifa etti, kuruldan ayrıldı. İki sanatçı da yasaklanmaması için oy kullandı. Geriye kalan dört kişi de yasaklanması için oy kullandılar ve film yasaklandı. Ben herşeye rağmen Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu düşünüyorum. Danıştaya başvurduk ve bizim lehimize karar çıktı. Dört aylık yasaklama süresi ardından film tekrar vizyona girdi. AB'ye uyum amaçlı anayasa değişiklikleri içinde bu yönetmelik anayasaya aykırı ve anti-demokratik. Davamız devam ediyor bu arada...

'9' filmindeki deneysel çıkış hakında ne düşünüyorsunuz? Gelecekte deneysel sinemayla ilişkili projeleri düşünür müsünüz? Sizden başlayalım isterseniz?

Hİ- Ben beğendim 9'u. Son derece cüretkar ve deneysel bir çalışma. Filmi izlediken sonra, 'Biz de böyle filmler yapabiliyormuşuz', duygusuyla çıktım sinemadan. Dünya sinemasında bir çok deneysel film yapan başarılı yönetmenler var. Türkiye'den de böyle bir yönetmenin çıkması ve başarılı bir filme imza atması beni mutlu etti açıkçası.

AP-Handan söyledi benim söyleyeceklerimi. Çok cesur bir proje olduğu için başından sonuna kadar içinde bulundum, oynadım, destekledim.

Her iki çalışmada da gördüğümüz birşey var: filmlerin zihniyet ve iktidar’a dair belirli bir sözü var. Bu eleştirinin gelecek Türk Sineması içinde nasıl geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Hİ-Sanat zaten bence muhalefet yapmaktır.

AP-Sanat eleştirir, sinema muhaliftir. Öyle de olması gereklidir. Basit olarak düşündüğümüz her filmin altında, farklı bir bakış, farklı bir tavır olması gerekir. Bir filmi okumanın bir çok farklı yönü vardır. Zaman da değişitirir bir filmi. Tıpkı bir kitabı okurken altını çizdiğimiz cümleler gibi, filmi izlerken de filmin bazı bölümlerinin altını çizeriz. Filmden sonra aklımızda altını çizdiğimiz cümlelere karşılık gelen üç, dört resim kalır. Filmi beş yıl sonra yeniden izlediğinde dikkatini çeken farklı yönler bulabilirsin. İşte bu değişkenlik sinemayı canlı tutan önemli bir etken. Filmi okumak, içinden alt metinini çıkarmak yaratıcı bir tavırdır. Bu yüzden sinema, insanları heyecenlandırıyor. İzleyici karda, kışta, allahın sıcağında para verip sinema salonun içine giriyor, konuşuyorlar, tartışıyorlar. Filmi yapanlar ve izleyenler beraberce insan üzerine düşünüyorlar. Güzel şeyler bunlar...

(Handan İpekçi, bizden ayrılmak durumunda kalıyor, biz söyleşimize Ali Poyrazoğlu ile kaldığımız yerden devam ediyoruz.)





9'a geri dönelim isterseniz. Filmin genelindeki performansa dayalı üslup, sizin oyunculuğunuzu nasıl etkiledi?

AP- Rahatsız eden bir film olsun istedik. İnsanları, koltuklarında geviş getirecekleri bir eğlencelikle karşı kaşıya bırakmak istemedik. Bir sürü çengel atıp, soru sormak, seyirciyi rahatsız etmek amacıyla, düşündürmek amacıyla yapıldı bu film. Ben kendi rolümle ilgili çalışırken, ki bu adam bir sürü maskesi olan ve bu maskeleri üst üste takmış olan bir adam. Tıpkı bir çiçeğin goncasına giderken yapraklarını teker teker soyar gibi, o adamın yüzüne taktığı dört beş değişik maskeyi; melek bir aile babası, hiçbir şeyden haberi olmayan mahalleli, zavallı, gariban bir fotoğrafçı esnafı, eşcinselliğini saklayan bir adam gibi çeşitli üst üste taktığı maskeleri teker teker çıkartarak adamı seyircinin önünde soydum bir anlamda. Amacım da oydu. Haritamı ona göre çizmiştim. Degişik bir çalışmaydı, zordu. Bütün bunları vücudunuzu kullanarak anlatmak daha kolay olabilir bir filmde ama bu filmde başından sonuna kadar bir sandalyede oturuyorum ve kameraya konuşuyorum. Onun için zordu, bütün oyuncular için zordu ama çok iyi bir ekip vardı. Çok da sevmişti herkes projeyi, iyi bir netice alındı.

Festival içinde, 'Atıf Yılmaz'a Saygı' bölümü bulunmakta. Sizin de Atıf bey ile çalışmalarınız oldu, değil mi?

AP- Evet, ben Atıf Yılmaz ile üç film çevirdim. Arkadaşım Şeytan, Asiye Nasıl Kurtulur ve Kazan Dibi Tavuk Göğsü.

Bu filmlerden birine özellikle dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum: Arkadaşım Şeytan. Atıf Yılmaz'ın üslubu içinde fantastik sinemaya yakın filmler bulunmakta. Türk sinemasında Arkadaşım Şeytan'ın fantastik sinema anlamında özel bir yeri var. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

AP- Atıf Yılmaz o filmde fantastik sinema ile dalga geçen, türe mizah gözlükleri ile yaklaşan bir üslupla yaklaştı. Çünkü orada benim kanatlar falan filan, uçuşum, kayboluşum o kadar dandik bir şekilde yapılmış ki, mizahi bir şekilde yapılmış ki, fantastik sinemayla dalga geçen bir sinema örneğidir o film. İçinde tatlı bir mizah yanı gizlidir. Rol çok keyifliydi. Ben de seyrettiğim zaman hala; ben her işime öyle bakmam: ?ya ne yapmışım burda ya? dediğim oluyor ama o filmi her izlediğimde ?Lan Ali oğlum, güzel oynamışsın, aferim sana? diyorum.

Bir de Türk sineması’nın içindeki olanaklar göz önünde bulundurulduğunda, fantastik sinema yapıldığı zaman komik durumlar ortaya çıkabiliyor. Örneğin Cüneyt Arkın'ın Dünyayı Kurtaran Adam?ı falan birer kitch şaheseri.

Panelde de belirtildi Türk Sineması'nda yeraltından film yapan çeşitli yönetmenler, küçük insanların hikayelerini anlatırken farklı üsluplarla sinemayı zenginleştiriyor, farklı tatlar ortaya çıkıyor, denildi. Gelecekte Türkiye'de nasıl bir sinema bekliyor bizi sizce?

AP- İleride, önümüzdeki yıllarda o filmlerin daha büyük şansı olacağını, dijital video kameraların da bu tip ?farklı? çalışmalarda önemli rol alabileceğini düşünüyorum. Herkes kendi filmini yaratabilecek duruma gelecek. Teknoloji çok ucuzlayacak yakın gelecekte. İlla iyi bir film yapmak için iki milyon, üç milyon, beş milyon dolar harcamak zorunda değilsin. Harcayanların da her zaman iyi film yapamayacağı ortaya çıktı. Ben popüler film yapacağım diye ortaya çıkıp, filmi kimseye izletemezsen ne anladım ben bu işten...Hedefine varamıyorsun yani. Hiç para olmadan yapılan ?9? filmini düşünelim. Herkes para almadan oynadı, herkes bedava calıştı. Stüdyolar yardım etti, insanlar yardım etti. Beş parasız bu film gerçekleşti.

?9'un düşük bütçeli bir film olmasının başarısında etkisi var diyebilir miyiz bu durumda?

AP-Cesur davranabildiler. Ekonomik yük, rejisörün omuzundan kalktığı zaman, Ümit daha cesur daha farklı bir film çekebildi. 1 milyon doların altına girseydi ?ulan bu da tutmazsa, millet anlamazsa? diye bir çok soruyu kendine sormak zorunda kalacaktı.

Zaten Ümit'in de böyle bir derdi yoktu. Bağımsız, özgür bir biçimde filmi gerçekleştirmek istiyordu. O yüzden de ekonomik zorunluluğu ortadan kaldırmak istedi önce...

Röportaj: Atıl Altaş
Fotoğraf: Durul Gür

Yorumları gör

Yorumlar

En Popüler Fragmanlar
Azazil: Düğüm Resmi Fragman
Belalı Rehine - Altyazılı Fragman
Arı Maya - Dublajlı Teaser 2
Paddington -Türkçe Dublajlı Teaser
Çilek - Fragman
Rosewater - Orijinal Fragman
Tüm fragmanları görüntüle