Sinema ve Edebiyat İlişkisi
14 Aralık 2006 Perşembe - 00:00

Orhan Pamuk'un Nobel'e uzandığında duygulandığımız an, ardından konuşmasını dinlediğimizde hatırladığımız kitaplar, bize edebiyatın bir can damarı olduğunu hatırlattı. Sinemanın bol kepçe faydalandığı edebiyat ile olan ilişkisini bu yazı ile açığa vuruyoruz...


Sinema ve edebiyat arasında, sinemanın ortaya çıktığı tarihten itibaren kurulan sıkı fıkı ilişki günümüzde hala devam ediyor. 1900'lerin başında sadece edebiyat eserlerinin sinemaya uyarlanması ile başlayan bu ilişki, günümüzde çoğu edebiyatçının yazar kimliğinin yanına bir de sinemacı kimliği eklemesiyle farklı boyutlara ulaştı. Elia Kazan yönetmenliğindeki Viva Zapata’nın senaryosunu yazan John Steinbeck, Gizli Yüz’ün hikayesini borçlu olduğu Nobel Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk ve Duman’un senaryo yazarı Paul Auster gibi birçok edebiyatçı kendi yazınsal dillerini, sinemanın görsel diliyle bağdaştırmanın heyecanını tatmak istiyor.

Sinema endüstrisi de edebiyatçıların bu heyecanına seve seve kucak açıyor. Hatta aralarındaki ilişkinin boyutlarını giderek genişleterek kimi edebiyatçıları artık sadece yazar kimlikleriyle anılamaz hale getiriyor. Örneğin, beyazperdede sık sık yeni uyarlanmış eserleriyle karşılaştığımız eski dönem edebiyatçılardan William Shakespeare, Jane Austen ve Charles Dickens artık sadece edebiyatçı kimlikleriyle hatırlayamadığımız yazarlardan ilk akla gelenleri.


Şimdiki zamandan yıllarca önce yazılmalarına rağmen bugün kendimizi tam ortalarında görebileceğimiz kadar ?yaşı olmayan? hikayeler anlatan bu eserlerden sıkılmadığımız bir gerçek. Peki sinema endüstrisi, bu hikayeleri tekrar tekrar yorumlamaktan niçin sıkılmıyor?

Öncelikle bu hikayelere karşı olan talep hiç bitmediğinden dolayı yorumlanan her edebiyat eserinin belirli seviyede bir gişe başarısını beraberinde getireceği tahmin ediliyor. Dahası bildiğiniz gibi sinema endüstrisi artık, bir eserin tamamını kitapta yaratılan atmosfere uygun olarak alıp, beyazperdeye uyarlamaz hale geldi. Adaptasyon sürecine yeni bir soluk getirmek adına Büyük Umutlar ve Romeo + Juliet örneklerinde görüldüğü gibi eski edebiyat eserleri, şimdiki zamana göre uyarlanıyor, hikayeleri bugünün kalabalık, dejenere şehirlerinde kurgulanıyor. Öyle görünüyor ki klasikleşmiş edebiyat öykülerinden sıkılmamamız için de alternatif bir çare üretilmiş durumda. Fakat üretilen bütün bu çareler ve bahane edilen mali kaygılar aslında sadece sinema endüstrisinin son yıllarda sıfırdan konu yaratma mevzusunda ne kadar zorlandığını örtbas etme çabasında.



Bugün, Bridget Jones'un Günlüğü ve Şeytan Marka Giyer gibi best seller olmuş herhangi bir kitap, sinema endüstrisini anında harekete geçiriyor. Sinemacılar, gişe başarısı getireceği test edilip onaylanmış bu kitapların film versiyonlarını çekmek üzere stüdyoya kapanıyorlar.

Peter Jackson?ın dillere destan Yüzüklerin Efendisi adaptasyonu ile yavaş yavaş sinemaya uyarlanmaya başlayan fantastik romanlar da son zamanlarda, sinemacılar için altın madeni değerinde. Seksenli ve doksanlı yıllarda sinema endüstrisi nasıl bizleri her yıl bir Stephan King uyarlamasıyla tanıştırıyorsa, bugün adını her sene bir filmin fragmanında görmeye alıştığımız yazar da bilim kurgu duayeni Philip K. Dick. Bu durum gösteriyor ki bugünlerde beyazperdeye aktarılan edebiyat uyarlamalarının çoğu da bilim kurgu ve fantezi edebiyatının başarılı örnekleri arasından çıkıyor.


Hatırlarsanız, Tolkien'in en yakın dostlarından biri olarak görülen C.S Lewis?in Narnia Günlükleri geçtiğimiz aylarda beyazperde ile buluşmuştu. İki yazarın da varisi olarak görülen on dokuzluk Christopher Paolini?nin Eragon üçlemesinin ilk bölümü de hiç vakit kaybedilmeden sinemaya uyarlandı. Keşfedilmemiş diyarlara ait kahramanlık öyküleri anlatan fantastik romanların, izleyicilerin hem hayal güçlerine hitap edip, hem de aksiyon beklentilerini karşılamaları sinema endüstrisinin bir taşla birkaç kuş birden vurmasını sağlamakta.


Çünkü bu kitaplarda anlatılan keşfedilmemiş diyarlara ait mitolojik temelli kahramanlık öyküleri, izleyicilerin hem hayal güçlerine hitap edip, hem de aksiyon beklentilerini karşılamakta. Görkemli setlerde çekilip, bilgisayar efektleriyle süslenerek, izleyicilerin meraklarını kamçılamaları da cabası. Öte yandan sinemanın orijinal fikir üretememe sıkıntısını da ?daha önce hiçbir yerde görülmemişlikleriyle? başarılı bir şekilde kamufle ediyorlar esasında.


Dahası sinemacılar bu filmler sayesinde, başarılı set ve karakter tasarımları gerçekleştirerek ?çorbada bizim de tuzumuz var? diyip, vicdanlarını rahat tutabiliyorlar. Anlayacağınız, sinema geçen yıllar içerisinde edebiyat ile olan ilişkisini oldukça ilerletmiş, hatta bu ilişkiyi kendi çıkarları adına biraz da yıpratmış durumda. Umudumuz ilerleyen yıllarda edebiyat ve sinema arasında bağın daha verimli kullanıldığına tanık olabilmek.

 

Ayşegül Kesirli
Yorumları gör

Yorumlar

En Popüler Fragmanlar
Son Umut - Türkçe Dublajlı Fragman
Jurassic World - Orijinal Teaser
Age of Adaline - Orijinal Fragman
Fokus - Altyazılı Fragman
Son of a Gun - Orijinal Fragman
Peanuts - Orijinal Fragman
Tüm fragmanları görüntüle