Lost Bitti, Peki Yorumlar?
08 Haziran 2010 Salı - 00:00

Geç olsun güç olmasın dedik ve tüm dünyayı peşinden sürükleyen dizinin finali sonrasında, bu denli takip edilen bir dizi böyle mi bitmeliydi, neydi, nasıldı, tartıştık. İşte Beyazperde yazarlarından Oktay Ege Kozak ve Ali Ercivan'ın yorumları...



 

OKTAY EYE KOZAK:
Lost'un hayranları tarafından neredeyse dini bir ihtişamla beklenen finali geldi geçti, belki de beklentiler çok yüksek olduğu için bu altı senelik macera hayranların çoğunluğu için hayalkırıklığı ile bitti. Belki de Lost'u en başından beri televizyon ekranına yapışarak izleyen hayranlarından biri olmadığım için dizinin finali beni o kadar da rahatsız etmedi.

 

Evet, utanarak itiraf etmeliyim ki, Lost'u 2004 yılından beri izleyen hayranlarından değil, geçen sene izlemeye başlayıp finale son anda yetişen gecikmeli hayranlarındanım. Açıkcası eğer diziye altı yılımı vermiş olsaydım tepkim diğer hayranlarla benzer olabilirdi. Fakat yine de her hafta bir saat olsun, günde peş peşe on bölüm olsun, toplamda diğer herkez ile aynı sayıda saatimi ve enerjimi verdim bu diziye. İşte bu yüzden bu konudaki otoritemin diğer hayranlara oranlara hemen hemen aynı olduğunu düşünüyorum.


Ve işte Lost finale üzerine savunmam şu: Eğer Lost'un yaratıcıları JJ Abrams, Jeffrey Lieber ve Damon Lindelof'un en sevdikleri dizinin orjinal siyah-beyaz Alacakaranlık Kuşağı olduğunu akılda tutarsanız, dizinin ilk bakışta nereden geldiği anlaşılmayan finali biraz daha berraklık kazanacaktır. Aslına bakarsanız, Lost için Alacakaranlık Kuşağı'nın devamlı seri versiyonu gibi bir benzetme yapılabilir.

 



[Not: Aşağıdaki bilgilerde finali izlemeyenlere sürpriz kaçırtıcı detaylar bulunmaktadır]

 Lost, süresi boyunca belki de yirminci yüzyılın en yaratıcı televizyon yazarı Rod Serling tarafından yaratılan unutulmaz Alacakaranlık Kuşağı'nın neredeyse bütün temalarını elden geçirdi. Bilinmeyen esrarengiz bir mekanda kaybolmuş birbirine yabancı karakterler, görsel olarak seyirciden saklanan olağanüstü yaratıklar, ölümden dönen karakterler, konuyu tepe taklak eden sürpriz sonlar, alternatif gerçeklikler, Alacakaranlık Kuşağı bohçasından yok yoktu Lost'ta. Bu listede bir tek öldüğünü bilmeyen insanlar teması eksik kalmıştı zaten, o da tamamlanmış oldu. Bu yüzden o konuda pek alıp veremediğim yok Lost ile.
Finalin adada geçen ?gerçek? tarafına gelince, kimin yaşayıp kimin öldüğüne canım sıkılmadı değil. Aaron, iki anne tarafından yetiştirilecekken, Sun ve Jin'in bebeğinin yetim kalması pek adil olmadı bence. Fakat Lost, gerçek hayatta olduğu gibi karakterlerine adil davranmayan biri dizi idi. Belki de o yüzden çok başarılı oldu. Fakat yine de Sun, Jin ve Sayid'in ölümleri Charlie'nin ölümü gibi içimde kalmadı desem yalan olur.

 

ALİ ERCİVAN:

 

6. SEZONUN FİNALİNİ HENÜZ İZLEMEMİŞ OLANLARA UYARI: BU YAZI, BÖLÜMLE İLGİLİ, ÖNCEDEN ÖÐRENMEK İSTEMEYEBİLECEÐİNİZ BİLGİLER İÇERMEKTEDİR.

 

2004 yılından bu yana, televizyon tarihinin en büyük fenomenlerinden birine dönüşen Lost, iki hafta kadar önce final yaptı. Merakla beklenen bu finalden tatmin olanlar var, olmayanlar var. Ama dizi hala gündemde. Hala teoriler konuşuluyor. Fikirler yazılıp çiziliyor. Biz de üstünden biraz vakit geçince, serinkanlılıkla yazalım dedik bu efsane dizi hakkında.

 

Her şeyden önce, Lost'un yoruma açık bıraktığı birçok detay var ama bunlar, ana karakterlerin hikayeleri ve kaderi üzerine değil. Yani final bölümü, kendi çizdiği yol içinde yoruma açık pek bir şey bırakmadı aslında. Birçok insanın finali hatalı yorumladığını, kahramanlarımızın aslında uçak ilk düştüğünde öldükleri ve adanın da araf olduğu şeklinde yanlış bir yorumun sıkça karşımıza çıkmasından anlıyoruz.

 


 

Lost finalinin zaaflarından biri, son on dakikasında yaptığı hamlenin çok basit, kolayca anlaşılır bir açıklama olmamasıydı belki. Bütün bir altıncı sezon boyunca paralel evren veya alternatif bir gerçeklik zannederek izlediğimiz diğer dünyanın aslında bir tür araf olduğunu söyledi Lost bize. Ama adada yaşanan her şey gerçekti. Bu daha açık ifade edilemezdi. Karakterlerden bir kısmı, altı sezonluk süreç boyunca öldüler. Kurtulanlar ise kimbilir ne zaman? ?Herkes bir gün ölür. Kimi senden önce, kimi senden sonra.? Ve en sonunda, ?kendi yarattıkları? bu araf benzeri gerçeklikte biraraya geldiler. Bu ?araf?, herhangi bir büyük dinin tanımına uymuyordu. Burayı onlar için Hurley yaratmış olabilir diyenler var. Ancak Hurley'nin diğerlerinden farklı bir deneyim yaşamadığı göz önünde bulundurulursa, bu düşük bir ihtimal. İlle bu işte parmağı olabilecek birinin ismini atacaksak ortaya, ben size Eloise Hawking diyeyim. Alın size teori!

 

Lost'un finaliyle ilgili memnuniyetsizlikleri iki ana başlıkta toplamak mümkün. Dizinin özellikle son sezonda fazlasıyla dinsel bir çerçeveye oturmasından rahatsız olanlar var. Böyle bir rahatsızlığa itiraz etmenin lüzumu yok. Herhangi bir izleyici, dizinin seçtiği bu yoldan memnun olmayabilir. Ancak şunu da akılda bulundurmak gerek bence: Lost, en başından beri, bilim/din veya mantık/inanç çatışmasından besleniyordu. Hepsinden önce, Jack ile Locke arasındaki temel çatışmaydı bu. İkinci sezonda bir bölüme adını bile vermişti: ?Man of Science, Man of Faith (Bilim Adamı, İnanç Adamı)?. Terazinin bilim tarafında duran Jack'in zaman içinde Locke'un rolünü üstlenmesi ve adayla, kaderle ilgili her şeyi inançla kabul etmeye başlaması da Lost'un en temel karakter arklarından biriydi. Bütün bunların ışığında, ?Ne bekliyordunuz?? demekten alamıyorum kendimi.

 


 

Memnuniyetsiz ikinci grup ise, bekledikleri cevapları alamayanlar. Lost, yığınla gizem ortaya attı yıllar içinde. Ve bunların çok azının yanıtını verdi nihayetinde. Ama geldiği noktada, dönüp de mesela Dharma ile ilgili cevaplar veremezdi artık. Çünkü öykünün geldiği nokta bambaşkaydı. Artık oralara dönmenin yeri ve zamanı değildi. Burada yapılmış olan stratejik hata şuydu belki: Soruları yanıtlamayı hep ötelediler. Gizemi ayakta tutmak uğruna, o kadar çok soru birikti ki zaman içinde, hepsine cevap veremeyecekleri bir noktaya geldiler. Bunun yerine, seyirciye kimi noktaları kendi kafasında tamamlayabileceği bazı ipuçlarını vermeyi tercih ettiler sadece. Kimi sorular ise yanıtsız kalmaya devam edecek. Lost da bu sayede yıllar boyu konuşulacak. İnsanlar teori üretmekten vazgeçmeyecek. Dizi, efsane konumunu hiç kaybetmeyecek.

 

Bir de şu kısmı var işin: Evet, Lost'un çok sayıda fanatiği var ve bu teoriler üzerine ciddi şekilde kafa yoruyorlar. Ama Lost'un yığınla da normal izleyicisi var. Bizim gördüğümüz bir sürü detayı, onlar görmüyorlar bile. Onlar bir öyküyü izliyorlar ve bu öykünün kahramanlarını. Ve açıkçası, hepimiz de aslında bu yüzden sevdik diziyi. Çok güçlü öyküleri olan, yaşadıklarını umursadığımız, her birini sevdiğimiz kahramanları için. Diğer hepsi ekstra merak unsurlarıydı.

 

Lost'un yaratıcıları, yanıtlamaları artık çok zor olan ve kabul edelim, yanıtlarının herkesi tatmin etmesi de mümkün olmayan gizemlerin peşine takılmadılar finalde. Karakterlerin öykülerine odaklandılar. Duygusal bir finali tercih ettiler. Başka beklentileri olanlar istedikleri kadar şikayet etsinler; ben acayip tatmin oldum o finalden işte. Claire ve Charlie'nin birbirlerini hatırladıkları sahnede ağlamayan kaç kişi var? Altı sezon boyunca arkadaşlarını kurtarmaya çalışan Jack'in, nihayet bir miktar huzur bulmuş olarak gözlerini kapatması yüreğinizi burkmadı mı? Veya gerçek hayatında özür dileyemediği Locke'u iyileştirme fırsatı yakalaması? Bütün bunları şu an düşünürken bile gözlerim yaşarıyor benim. Bir diziyi başarılı kılan bunlardır zaten. Keşke beklediğimiz her soruya çok tatmin edici cevaplar verme fırsatını yaratabilselerdi. Elbette zevkimiz katlanırdı. Ama bence, ellerindeki zamanı değerlendirmek için en doğru olanı yaptılar.


 

 


 

Yorumları gör

Yorumlar

En Popüler Fragmanlar
Asteriks: Sihirli İksirin Sırrı Dublajlı Fragman
3.217 gösterim
Aladdin Dublajlı Fragman
179 gösterim
Yesterday Altyazılı Fragman
Tolkien Orijinal Fragman
433 gösterim
Düzenbazlar Orijinal Fragman (2)
178 gösterim
Ali Teaser
102 gösterim
Tüm fragmanları görüntüle