47.Uluslararası Altın Portakal Film Festivali Notları
20 Ekim 2010 Çarşamba - 00:00

Beyazperde.com genel yayın yönetmeni olarak bu sene Altın Portakal Film Festivali'ne panel konuşmacısı olarak davetliydim. Kritik yazarlarımızdan Murat Tolga Şen de oradaydı, İstanbul'a döndüğümüzde festival gözlemlerimizi MSN yoluyla birbirimizle paylaştık, sonra bu gözlemleri sizinle de paylaşmak istedik... İşte iki sinema yazarının Altın Portakal gözlemleri:

 


 

 

Murat Tolga Şen: O zaman başlayalım. Mesela ben sana bir soru sorayım ilk olarak...

Melis Zararsız: Tamam.


MTŞ: Altın Portakal, memleketin en uzun soluklu film festivali aktivitesi... Bir basın mensubu olarak sen ne kadar önemsiyorsun bu festivali?


MZ: Aslında bu zamana kadar oldukça önemsemiştim,  yılların festivali, son senelerde birtakım olayları basından okumuş olsam da, şahsen katılamadığım için, aslında biraz da gözümde büyütmüşüm.  Tabii bunu yaşadıktan sonra söyleyebiliyor insan... Sana da gelsin aynı soru, bir ?öteki'ci olarak ne kadar önemsiyorsun?


MTŞ: Ben de diğer organizasyonlarla kıyaslayınca büyük bir fark oluşacağını düşünüyordum ama gördüm ki Altın Portakal, filmlerden ve sinemacılardan çok, basın da bunun içindedir, kendini önemseyen bir organizasyon... Bir de 47.si yapılmasına rağmen sanki ilk kez yapılıyormuşcasına acemiliklerle doluydu.


MZ: Aynen öyle... Zaten bu sene açıkçası Altın Koza da, Altın Portakal da beni bu konuda hayalkırıklığına uğrattı.


MTŞ: Ulusal yarışma filmlerinin patlak hoparlörlü, bulanık mercekli bir salonda gösterilmesi affedilecek gibi değil... Festival bütçesi ile basılan anlamsız anı defteri yerine bu salonun seyir standardı yükseltilebilirdi pekala...


MZ : Evet, insan yılların tecrübesine güvenmek istiyor ama sanırım organizasyonu düzenleyen ekipler değiştikçe her sene ilk kez yapılan bir festivalin acemiliğine geri dönülüyor...


MTŞ: Kesinlikle öyle...


MZ: Hatta ilk kez yapılan festivallerin hakkını da yemeyeyim, çünkü genelde acemiliklerine rağmen çok daha başarılı oluyorlar, iyi iş çıkarıyorlar. .İlk zamanın verdiği bir özen mi nedir bilinmez tabii... Sen tüm festival boyunca oradaydın, ben üç-dört gün katılabildiysem de yaşadıklarım bu gözlemi yapmama yeti doğrusu.


MTŞ: Sadece 1 gün kalmak bile bu sonucu çıkarmaya yeterliydi?


MZ: Evet ne yazık ki öyle... Hatta hiç gelmeden! Her şey festivale neredeyse gelemeyecek olmamla başladı zaten...


MTŞ: Evet, onun öyküsü ayrıca ilginç! Türkiye’nin en çok okunan sinema sitesinin genel yayın yönetmeni neden bu kadar sıkıntı çekti sahi?


MZ: Altın Portakal'a beyazperde.com olarak çağırılıyor olmamızın tarihi çok fazla değil zaten, ama geçen sene bile davetliydik mesela? Bu sene defalarca mailleşmeye ve bu maillerde akreditasyon ile ilgili bilgi istememe, kendim katılacağımı bildirmeme rağmen bana hiç sormadan, yazarlarımızdan Serdar Kökçeoğlu'nu beyazperde.com kontenjanından çağırdıklarını ve bir kişiyi daha çağıramayacak olduklarını söylediler. Üstelik Serdar Kökçeoğlu bugün Siyad üyesi bir yazar ve takdir edersin ki Siyad’ın da birçok üyesi oradaydı. Hatta birçok basın kanalının birçok üyesi oradaydı, bunu anlayamadım.



 

 

MTŞ: Siyad’ın doğal akreditasyonu var festivale... Beyazperde kontenjanının bu şekilde kullanılması yanlış...

MZ: Aydın Üniversitesi'ne çok teşekkürlerimi sunuyorum. beyazperde.com’un sosyal medyadaki aktifliği ve sitenin genel anlamdaki başarısı nedeniyle beni ?sosyal medya ve sinema? konulu panele konuşmacı olarak davet ettiler ve ben festivale o şekilde geldim, tabii otelimin tüm basından ve davetlilerden ayrı bir otel olması da cabası oldu?


MTŞ: Evet, zor buluşabildik. Akşamları hep aynı yerde verilen sıkıcı partiler de olmasa yüzünü göremeyecektik. Otellerin arasındaki mesafe çok fazla...


MZ:  Tüm festival boyunca araba sıkıntısı yaşandığı söylendi herkes tarafından, görevli bayanlar son zamanlarda tüm festivallerde görüldüğü üzere, gene panikle, ağlaşa ağlaşa iş yapmaya çalışıyorlardı, ben de sadece panel günü araba sıkıntısı yaşamadım?


MTŞ: Tüm ekipler birbirinden bağımsız hareket ediyordu sanki... Biz pek çok filme şöförleri ikna ederek yetişebildik. Levent İnanır Adana’da olduğu gibi burada da çok işimizi halletti. Teşekkür etmek lazım


MZ: Öyleymiş, sağolsun. Ekiplerin birbirinden bağımsız hareket etmeleri Altın Koza'da da büyük sorundu, burada da? Peki, filmlere geçelim mi?


MTŞ: Evet, filmlere geçelim bence, organizasyonla ilgili saattlerce konuşsak bitmez.


MZ: Ben üç gün orada olduğum ve panele yoğunlaştığım için sadece bir film izleyebildim ama o da ödül aldı: Çoğunluk!


MTŞ: Şanslı sayılırsın. Ben bu yılın ön jürisini tek tek tebrik etmek istiyorum. Bu minimal acıyı bize yaşattıkları için.


MZ: Evet film seçimleri hakkında konuşmak lazım, ulusal filmler özellikle aynı yapıda filmlerdi değil mi?


MTŞ:  Bir uzaylı Türkler hakkında fikir yürütmek için festivale gelmiş olsa hepimizi çok yavaş, konuşmayan ve çok mutsuz insanlar zannederdi.


MZ:  Bu jürinin kararının da ötesinde artık Türk filmlerinin geldiği nokta mı acaba genel anlamda? Yoksa özellikle seçilmiş olduğu için mi gözümüze batıyor?


MTŞ: 40 film var ve katılma şansı elde eden 15 film, belli ki aynı zevke hitap eden filmler... Türk sinemasının hepten bu yola girdiğini sanmıyorum.


MZ:  Hmm, doğru, demek jüride gerçekten aynı zevkten insanlar var ki, dediğin gibi çok ağır durağan filmler izlendi? En beğendiğin Türk filmi hangisiydi? Ben festivale en çok Gölgeler ve Suretleri merak ederek gelmiştim ama ilk gösterimi ertelendi, sonra ekip geldi, film gösterildi ama ben İstanbul'a dönmüştüm.


MTŞ: Ben bir ara aynı yönetmenin değişik filmlerini izliyorum diye düşünmeye başladım. Kesit Sineması adını verdim bu yeni Haneke’msi yaklaşıma... Kurgunun bu kadar minimalleşmesine karşıyım.
Bu şekilde öykü anlatmış olmuyorsunuz.


MZ: Mesela, Adana’da birçok ödül alan Kavşak filminin temposu ve dokusu bu kadar minimal değildi, ama o da Antalya'dan neredeyse eli boş döndü


MTŞ: Evet Kavşak, Sinyora Enrica... ve Gölgeler ve Suretler, klasik sinemaya daha yakın filmler... Festival seyircisinin sevdiği filmler de bunlar oldu açıkçası... Dediğin gibi Kavşak’ın Adana fatihi olup Antalya’dan eli boş dönmesi ayrı bir skandal... Çok ödülü var biz vermeyelim demişler sanki? 'En İyi Müzik' kesinlikle Kavşak filminin hakkıydı diye düşünüyorum.


MZ: Evet, Allah’tan Adana hakkını verdi filmin. Çoğunluk filmini ben yazdım bu hafta beyazperde.com'da. En İyi Oyuncu ve En İyi Film ödülüne ne diyorsun?


MTŞ: En İyi Oyuncu’yu haketmediğini düşünüyorum. Gölgeler ve Suretler’de Veli Amca karakterini oynayan Osman Alkan çok daha başarılı bir performans verdi bence...


MZ: Ben diğer filmleri izleyemediğim için birşey diyemem ama bence Bartu Küçükçağlayan?ın oyunculuğu, vasat üstüydü diyebilirim.  Ödülü onun alması konusunda da gençleri heveslendirmek fikri mı var diyorum çok naif bir bakışla, emin değilim.


 


 

MTŞ: En İyi Film ödülüne gelince, burada büyük bir paradoks var! Merak ediyorsan söyleyeyim çok zevkli çünkü!

MZ: Acaba nedir nedir?


MTŞ: 'En iyi İlk Film' ödülünü 'Gişe Memuru' aldı ama 'Çoğunluk'da bir 'ilk' film!


MZ: Hmm, en iyi film, en iyi ilk film paradoksu, vay!


MTŞ: Yani, kendisinden daha iyi bir film olmasına rağmen 'En İyi Film? ödülünü nasıl alır?


MZ: Hangisi hangisini döver?


MTŞ: Ödüllerin kafası çok karışık'Bu sorunun cevaplanması lazım bence...


MZ: Evet, bir de son anda çıkan özel ödüller var, herkese bir ödül adeta!


MTŞ: Haklısın, 14 filmin 11’i ödül aldı.


MZ: Evet yani oldu olacak onlara da verilseydi. İyi Niyetli Filmler Ödülü'nü sen verebilirdin mesela.. Öyle bir ödül olsa hangi filme verirdin sahi?


MTŞ: 'Saç' filmine verirdim.


MZ: Duyduğum kadarıyla pek beğenilmemiş?


MTŞ: Galasında sinema yazarlarının yarısı salonu terketti. Halk ne yapsın! Tayfun Pirselimoğlu ne kadar yavaş bir film çekebileceğini ispatlamaya çalışıyor gibiydi.


MZ: Eyvah! Zaten bu halkın beğendiği, yazarların beğendiği, sanatçıların, akademisyenlerin beğendiği filmler konusu da ayrı bir yara, tabii ki bazı konularda daha donanımlı insanların bazı filmlerde Çoğunluk’tan farklı tatlar almaları kaçınılmaz ama, gene de, bu filmi anlayan anlar anlamayan anlamaz yaklaşımını bırakmak,  bu kadar üstten uçmamak lazım galiba, sence?


MTŞ: Gölgeler ve Suretler herkesin ilgisini çeken bir film olmayı başarıyordu.


MZ: Zaten Derviş Zaim sinemasının, böyle bir yanı olduğunu düşünüyorum. Son izlediğim filmi Nokta bile temposunun ağırlığına rağmen herkese hitap edebilecek bir filmdi.


MTŞ: Ben bir duygu olduğuna inanıyorum: herkesin sevmeyeceğini çekeyim, herkesin sevmediğini beğeneyim şeklinde...Bazı baştacı edilen filmler bu duyguya hizmet ediyor aslında...


MZ: Evet öyle bir duygu var,ama bu çok ergen duygusu değil mi aslında? Ergenlikte kalmalı bence...


MTŞ: Kalmıyor, Portakal’a kadar geliyor. Uzak ile başlayan bir kırılmanın sonucu olarak seyredilemez filmler festivali olmayı başarmış Altın Portakal...


MZ : Bu bakış açısı nasıl düzelir bilmiyorum.. Tüm festivale damgasını vuran Emir Kusturica olayına ne diyorsun?


MTŞ: Orada büyük bir cahillik var Melis... Şöyle ki; Ali Murat Güven ile olan dostluğum yüzünden Kusturica’nın değişen siyasi kişiliği ve söylemleri hakkında epeydir bilgiliyim. Ama, çağıran da, gelmesin diyen de son anda bilgilendi bu konuda...Sonra bir tükürdüğümüzü yalamayalım durumu oluştu ve çatışma başladı.


MZ: Şimdi sanatçı kişiliği ayrı, kendi kişiliği ayrı lafı çok çok saçma ve kabul edilemez. Bu kişi sanatçıysa, demek ki duyarlı, e o zaman yaşanan bir acıyla ilgili o şekilde konuşmamalıymış, bu ayrı konu. Fakat gene de bu insanı hem çağırmak, hem de sonra olayı bu hale sokmak bana göre o kişiyle bir olmak gibi birşey.

MTŞ: Bence de gelmemeliydi ama geldiyse de böyle gönderilmemeliydi. Yine de efendice davranıldı diye düşünüyorum. Başka bir ülkede belki de başına çok daha fazlası gelirdi. Mesela Yahudi soykırımı ile ilgili atıp tutarak İsrail’e gitmeyi deneseydi herhalde son gördüğü yer orası olurdu. Dediklerinde haklısın. Sanatçıyı ikiye bölemezsin. Hitler de ressamdı ona bakarsan.


MZ: Üstelik filmini Altın Portakal'dan çeken ve festivale gelmeyen Semih Kaplanoğlu’nun hangi filminde Türklerin kanayan bir yarasına parmak bastığını veya bu konularda ne zaman demeç verdiğini hatırlayamadım. Bir yönetmen olarak başka bir yönetmeni eleştirirken biraz da kendi duruşuna bakması gerekmez miydi ? Dinime küfreden müslüman olsa lafı burada cuk oturuyor herhalde?


MTŞ: Semih Kaplanoğlu?nun bu saatten sonra ses çıkarması manidar. Kusturica?nın geleceği aylar öncesinden belliydi. Bu konuda tek sağlam duruş Ali Murat Güven’e aittir. Aylar öncesinden, yani Kusturica’nın jüri başkanlığı belli olur olmaz köşesinden durumu protesto etti ve katılmadı festivale... Festivalle ilgili yayın da yapmadı.


MZ: İşte evet, bu doğru bir duruş, yanar döner değil en azından. Festivalde bir çok insan bu çağırma ve protesto etme işinin bilerek yapıldığını bile düşündüğünü dile getirdi. Ne demişler, 'reklamın iyisi kötüsü olmaz'...


MTŞ: Kesinlikle... Aksav’ın bir de ayrımcılığı oldu bu sene... Sanırım 8 adet kitap basıldı, bizlere dağıtılması için. Müjdat Gezen, 70’ler Türk sineması kitapları falan... Fakat bunlar gizlendi. Şanslı ve ısrarcı olanlar kitaplarını almışlardı. Havaalanında gördük...


MZ: Gerçekten mi, bak bunu bilmiyordum.


MTŞ: Siyad üyelerinin kitap setleri de Siyad ofise gönderilecekmiş, onun haberini de aldık. Ya diğerleri?


MZ: Ben sadece adıma yapılmış o kocamann süslü anı defterini ve son anda verilen kocaman festival kataloğunu aldım ve şanslı hissettim çünkü ilk başta elimize tutuşturulan, deniz otobüsü tarifesinden bozma kitapçıklar içler acısıydı. Günlerce de onu kullanmak zorunda kaldık.


MTŞ: Adana Altın Koza’da basılan 3 kitap lobide tüm basın mensuplarına tek tek dağıtılmıştı, hatta lütfen alın diye uyarıldık.


MZ: Adana'da süperdi evet katalog ve özel kitaplar durumu..


MTŞ: Neresinden tutsak elimizde kalacak bir festival deneyimi yaşadık bu sene... Araçlar gelmedi, kitaplar dağıtılmadı, yarışan filmler kötüydü, ödül töreni hepsinden kötüydü.


MZ: Bu festivallerde tek iyi taraf gene tanıştığın konuştuğun insanlar oluyor, arabanın birine bindiğimde Ceren Soylu ile tanıştım, Çoğunluk filmini enine boyuna konuştuk ve çok hoş bir sohbet ettik.


MTŞ: Evet tabii ki. Ödül töreni demişken, Claudia Cardinal’e ödül vereceklerini ilk günden söylemiştim. Hatta beni meczup sinema yazarı ilan ettiler bu yüzden...


MZ: Evet, ayrı bir bomba daha.. Ya canlı telefon bağlantısı? Hiç değinmiyorum...


MTŞ: Çünkü 3. dünya ülkesi olmanın şahane bir ezikliği vardır, o eziklikle gittik verdik


.

MZ: Maalesef öyle, kadıncağız anlam bile veremedi. Peki katıldığım dahil olmak üzere pek çok güzel panelin en önemli filmlerin galalarına denk gelmesi? Panel, söyleşi, workshop gibi aktivitelerin, boşluk kalan zamanlarda yapılması çok daha mantıklı olmaz mı?


MTŞ: Şu an film izlemek yerine panellere katılmamış olmanın pişmanlığını yaşıyorum.


MZ: Akdeniz Üniversitesi öğrencileri, öğretmenleri ve Çakal filminin yapımında görevli bir bayan, toplamda 20-30 kişi ettiler sağolsunlar bizim panelde.. Ama işte, festival paneli gibi değildi de o döneme denk gelmiş bir üniversite paneli gibiydi.


MTŞ: Panelleri akşama alabilirlerdi ya da şu hep aynı yerde yapılan partilerin yerine...Dışarıda bu işleri yapan uzman ekipler olmalı. Onlarla çalışmak belki de en iyisi? Beceremiyoruz gibi görünüyor.

MZ: Evet bu eleştiriyi yapabiliyor olmalıyız, yani eksiklikler kabul edilmeli ki daha iyiye gidilsin.


MTŞ: Umutlar Malatya’da...


MZ: Evet Malatya da bir ilk festival olarak şimdiden çok düzenli çalışıyor gibi görünüyor, en azından akreditasyon, banner, logo değişimi gibi ciddi işlerde şimdiden aktif ve ilgililer.


MTŞ: Anadolu festivalleri daha sıcak en azından...


MZ: Aslında Ankara İkinci El Kısa Film Festivali de çok sıcaktı, bir sonrakini iple çekiyorum ve tavsiye ediyorum sana da...


MTŞ: Benim festival gezginliğim bu sene başladı biliyorsun. Ankara’ya yetişemedim ama bu sene katılmak istiyorum...


MZ: Ben de çok gezmiş sayılmam. Birkaç sene önce Serdar Kökçeoğlu ile birlikte gitmiştik, Ankara Uluslararası Film Festivaline. Sonra Ankara İkinci El Kısa Film Festivali'ne katıldım, sonra da Adana ve Antalya işte...


MTŞ: Bakalım belki bu sene bir de Fantastik Türk filmleri festivalimiz olacak... Gelişmeleri duyuracağım.


MZ: Ne güzel olur, bekleriz


MTŞ: Sinemanın gerçek devrimcileri olarak kısa filmcileri görüyorum. Zaten Antalya’da izlediğimiz çoğu film 20 dakikalık bir meselenin 90 dakika çekilmesi idi.

MZ: Evet güzel söyledin. Altın Portakal'da Atlıkarınca ekibiyle röportaj yaptım. Sen o filmi izledin mi, nasıl buldun? Vizyona girme tarihi epey sarkmış, festivalde izleyemediğime üzüldüm.


MTŞ: Atlıkarınca zor bir konuya parmak basıyor ama inandırıcı değil bence... Öncelikle ensest yükünü marjinal bir karaktere yüklüyor. Şiirler yazan, sıkışmış bir adam.Sonra bu adamın aslında yolunda giden bir cinsel hayatı da var. Toplumumuzda ensest olgusu cinselliğe ulaşamayan, çok daha sıradan insanların yaşadığı bir gerçek. Ele aldığı meseleye yeterince cesur girişememiş, bir de Mert Fırat’ın oyunculuğunu çok beğenmedim, karakteri karikatürize etmiş bence. Yine de ortanın üzerinde bir film Atlıkarınca.


MZ: Başka hangi filmleri beğendin?


MTŞ: Çoğunluk, festivalde beğendiğim ikinci film oldu. Derviş Zaim’in Gölgeler ve Suretler’inin ise festivalin ve bu yılın en iyi filmi olduğunu düşünüyorum. Erken söylemiş olmayalım tabi ama gerçekten güçlü bir filmdi.


M.Z: Derviş Zaim'le de bir röportajımız olacak, sözünü aldık şimdiden.


MTŞ:  En azından Kıbrıs meselesini Sezercik Küçük Mücahit şövenizminden kurtardı, bu da bir başarıdır. Meseleye çok doğru ve dengeli yaklaşan bir filmdi.


MZ: Kendisi de Kıbrıslı değil mi sanki? Öyle hatırlıyorum.


MTŞ: Kıbrıslı evet ama bilmeyenler var.


MZ: Çok bilinmiyor sanırım.


MTŞ: Hatta bu yüzden 'Derviş Kıbrıs meselesini nereden biliyor da film yapıyor' diyen bir oyuncuya bile rastladım. İsim vermeyeceğim ama, sevdiğim bir oyuncudur çünkü...


MZ: ?????? Nereden biliyor derken? Bu Orhan Pamuk’a getirilen eleştirilere benzemiş, Nişantaşı'nda oturup yazıyor şeklindeki.. Üstelik bu daha da haksız olmuş.


MTŞ: Evet, saçma bir eleştiriydi kesinlikle?


MZ: Toparlarsak?


MTŞ: Benim festivalle ilgili söyleyeceklerimin özeti şu:  Hayal ettiğimden farklı olarak acemice düzenlenmiş bir organizasyon olduğunu gördüm. Yarışan filmlerin Türk sinemasını temsil ettiğini ise düşünmüyorum. Altın Portakal uyandırdığı duygu itibariyle bir Indie filmler festivali değil çünkü...Seneye çok daha başarılı olmasını umut ediyorum çünkü artık epey rakipleri var. Ya bu şaşaadan vazgeçmeli ya da minimal film sevdasından... sabah Saç’ı seyret, akşam Özcan Deniz’i dinle... Kafalar çok karışık...


MZ: Gerçekten komik... Ben de şunu söyleyeyim, yıllarca kafamda oluşturduğum organizasyon ve yaşadığım festival sonucu hayal kırıklığım büyüktü. Tabii ne olursa olsun festivallere katılmak bizler için önemli ve güzel oluyor, birçok kişiyle tanışma, sohbet, röportaj ve festivalin yakından bir gözlemi. Bu açıdan festivalde sohbet imkanı bulduğum sevgili Coşkun Göğen’e, Hakan Gerçek'e, Ceren Soylu’ya, birlikte hoş fotoğraflar çektirdiğim tüm güzel insanlara teşekkürler. Aydın Üniversite'sine de teşekkürler, festival ekibine ise sitemliyiz, beyazperde.com olarak, umarım seneye hayallerimize daha yakın bir festival olur Antalya'da...


MTŞ: Hepimiz sinema için çabalıyoruz. Eleştiriden çok desteğe ihtiyaç var belki ama iş artık eleştirmeden düzelmeyecek bir noktada. Bunların bilinmesi gerekir.


MZ: Kesinlikle, tüm eleştirilerimiz, daha iyisine katkı olması açısından, yoksa kuru kuru eleştirip bir köşeye çekilme derdinde değiliz, festivallere her zaman desteğiz. Teşekkürler Murat.


 


Melis Zararsız&Murat Tolga Şen


 
Yorumları gör

Yorumlar

En Popüler Fragmanlar
Seberg Orijinal Fragman
Görünmez Adam Altyazılı Fragman
1.565 gösterim
Soul Orijinal Teaser
2.824 gösterim
Kraliçe Lear Fragman
402 gösterim
Güzelliğin Portresi Teaser
2.562 gösterim
Lanetli Kardeş Orijinal Fragman
760 gösterim
Tüm fragmanları görüntüle