Çakal Öncesi Erkan Can Söyleşisi

16 Aralık 2010 Perşembe - 00:00

17 Aralık 2010'da vizyona giren Çakal filminin öncesinde filmin oyuncularından Erkan Can ile hem Çakal'ı,hem de oyuncunun genel anlamda hayata ve oyunculuğa bakışını konuştuk... Erkan Can bize şöyle dedi: Sanat insanın emniyet subabıdır! Sanat barıştır!

 

 


 

 

 

Melis Zararsız: Bu Cuma vizyona Çakal isimli bir Türk filmi giriyor, filmle ilgili konuşmak için değerli oyuncu Erkan Can ile birlikteyiz. Filmden önce biraz Erkan Can'dan bahsedelim istiyorum. 18 yaşında başlayan bir tiyatro eğitimi.

Erkan Can: 16.


16 mı, harika, daha sonra tiyatro ile ilgili eğitiminiz sürdü ve oyunculuk üzerine gitmeye devam ettiniz. Daha sonra sizi bir TV dizisi olan Mahallenin Muhtarları ile tanıdık fakat galiba aslında ondan öncesi de var?


Ondan önce Kemal Sunal'ın Davacı filminde rolüm vardı. Kemal Sunal, Demet Akbağ, Necati Bilgiç, Yavuzer Çetinkaya. İlk filmim odur uzun metrajlı olarak. Ona okuldan gitmiştik, Demet (Akbağ) tavsiye etmişti bizi, ben, Serhat Özcan, Kemal Kocatürk. Çarşıda, ben pantolon satıyorum, Serhat köfte satıyor filan, ilk orada öyle başladım, daha sonra Müjdat Gezen televizyon için kısa skeçler çekiyordu, orada bir deneyimimiz oldu. Sonra TRT 2 yeni açılmıştı, orada yine Adem Kılıç'ın çektiği Necef Uğurlu'nun yazdığı Bizim Çocuklar diye, Ülkü Duru, Demet Akbağ, Yasemin Yalçın, Agah Ün, Zafer Önen,  herkes oradaydı yani, 30 kişilik bir kadroydu. O da uzun soluklu bir deneyimdi. Sonra ben Bakırköy Belediye Şehir tiyatrolarının sınavını kazandım, oranın kuruluşunda çalıştım, yedi sekiz sene orada oynadım. Orada oynadığım son dönemlerde Mahallenin Muhtarları projesi geldi ve tam olarak televizyonda orada geçiş yaptım ondan sonra da arkası geldi.


Sonra da sinema filmleri geldi ama bir yandan tiyatro da devam etti mi?


Sekiz on sene bıraktım tiyatroyu. İki yıldır yeniden yapıyorum.


Alevli Günler devam ediyor mu?


Evet şu anda Alevli Günler diye bir oyunumuz var. Ankara Dil Tarih oyun yazarlığı bölümünden Irmak Bahçeci'nin yazdığı. İstanbul'un çeşitli sahnelerinde oynuyoruz. Turnelere çıkıyoruz, bir haftadır Ege'deydik, İzmir, Denizli.


Seviyor musunuz turneleri?


Turneler benim en sevdiğim şey! Gezmek! Turneler harika oluyor. On oniki sene sonra tiyatroya dönüş yapmış oldum. Mahallenin Muhtarları devam ederken Gemide filmi geldi. 98 olması lazım.


Evet 1998.


Tarihleri unutuyorum ben, geçmişi siliyorum hemen, tarih, numara, hemen kayboluveriyorlar. (gülüşmeler) Gemide ve Laleli'de Bir Azize ile başladık, sonra 2000'de Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, sonra Takva, o arada O Şimdi Mahkum. Bir sürü film, hepsinin ismi yok şu an aklımda, siz daha iyi biliyorsunuzdur.


 


 

Evet, filmografiniz epey uzun bir listeden oluşuyor. Peki, klişe bir soru ama televizyonu da sinemayı da tiyatroyu da tatmış ve tatmakta olan bir oyuncu olarak gönlünüz en çok hangisinden yanadır?

Bu soru hep gelir evet, ben de şöyle diyorum. Hepsi çok güzel, çünkü hepsinin lezzeti apayrı. Sinemada bambaşka bir çalışma var, dizi de sinema gibi aslında. Sette olmak, çalışmak çok keyifli. Tiyatro bunlardan da başka çünkü canlı bir olay, onun da prova dönemlerini çok severim ben, oyundan ziyade. Bir de her akşam tiyatrodan aynı tadı almazsın, aynı lafları söylesen de, geçen gece mesela çok hastaydım, yorgunluk ve grip vardı ama oynarken başka bir şey hissettim kendimde. Oynarken hiçbir şey hissetmiyorsun. Bir yerinde ağrın varsa, bir durum varsa, oyun anında, sette de bu böyle aslında, çok üşüyorsun mesela karda bir çekim, ama motor dendiği anda üşüme kalmıyor. Kendimi çok gözledim böyle durumlarda ve bunu gördüm.


İyileştirici bir yanı var belki de oyunculuğun.


Oyunculuk, terapi durumu aslında. Kendi kendimizi böyle tedavi ediyoruz diyelim. (gülüşmeler)


Çakal'a dönelim. Bu projeye nasıl dahil oldunuz? Senaryo geldi ve neler oldu?


Sen sevdin mi Çakal'ı?


Ben Çakal'ı sevdim, değişik buldum birçok açıdan.


Anladım, peki. Şöyle ki, senaryoyu okuduğunda, aslında pek kelimelere dökülemez bir duygu ama, bir yerden seversin senaryoyu. Sevdiğin zaman mesele kalmıyor zaten. Sonuçta bir de yönetmene teslim olmak var.


Yani yönetmenin o senaryoda size biçtiği rolü kabul etmek, içselleştirebilmek gibi bir şey mi?


Bu rolü, tamam oynayabilirim dedim burada mesela, evet. Başrolünü de genç bir arkadaşımız oynuyor. Onun aslında sınav filmi bu oyunculukta belki. Ona destek olmak adına da kabul ettiğim bir rol. Kadroya baktım, kadromuz iyi.


Bu bir ilk film bir de, Erhan Kozan'ın ilk filmi.


Evet yönetmenin ilk filmi olması itibariyle de kabul ettik zaten. İlkler önemli, madem bu arkadaşlar sinema, sanat yolunda yürümeye karar vermişler, bizlerin de görevi olarak düşünüyorum ben, başkaları öyle düşünmeyebilir tabii, o da normaldir.


Kısa filmlerde de destekçisiniz zaten.


Evet kısa filmlerde de destekçiyim ama artık yoruldum. Bir süre her şeye ara vermek istiyorum. Biraz sağlığımla da ilgilenmem gerekiyor. Ama hayat devam ediyor elbet.. Bunları söylüyorum ama.


Şikayet değildir herhalde.


Evet, şikayet değil işte, asla! Biraz nadasa bırakmam lazım kendimi, onu hissediyorum sadece.


Belki çok mu üst üste geldi projeler?


Üst üste geldi, tiyatro filan derken bir durmam ve ceraati akıtmam gerekiyor. Deşarj olmam gerekiyor..


Sonra yeniden şarj olup yola devam değil mi?


Aynen öyle.


Ben sizin oyunculuğunuzda şöyle bir şey fark ediyorum. Mahallenin Muhtarları'ndaki o komik, esprili, şiveli, üzerinize yapışılacağı düşünülen, o Temel figürü.


Hala.


Karadenizli zannedilişiniz. Ama daha sonraki  oyunculuklarda hep farklı kişiliklere büründünüz. Bu çok iyi bir karakter olabildi, mazlum olabildi, mafyöz bir karakter olabildi, ki Çakal'da da sert bir karakteri canlandırıyorsunuz. Ben artık sizin üzerinize yapışan bir rol olduğunu düşünmüyorum ya siz? Yani her rolü oynayabilen bir oyuncusunuz.


Oynamaya çalışıyorum.


Bu yönetmenlerin başarısı mı size sunarken rolleri, gerçekten farklı farklı karakterler mi sundular, yoksa siz senaryoları inceleyip seçerken böyle bir çeşitleme mi olmasını istediniz, çünkü eminim beğenmediğiniz, geri çevirdiğiniz senaryolar da olmuştur.


Tabii, oldu. "Hava tava müsait olsa" durumu var. Reddettiğim roller oldu, o biraz o anki psikolojiyle ilgili de olabiliyor. Mesela şu ara hiçbir şey yapmak istemiyorum.


Ben mesela şu an size bir senaryo uzatıyor olsaydım??

Var bir tane, okuyorum, ama şu an yapamayacağım mesela. Böyle bir şey. Rol hangi rol olursa olsun kabul etmeye çalışıyorum, ama işte hava tava müsait olursa durumu... Sinema yapma isteğimiz, duygumuz, her şey etki ediyor. Yoksa oturur role çalışırız, bildiğimiz kadarıyla yapmaya çalışırız, her rolü oynamak isteriz. Mesele kendini yenilemek, kendini aşmak. Ben de bu yolda 33 senedir gidiyorum. Daha da gidicez, bizim emekliliğimiz de yok, ölene kadar gidicez böyle.. Hep kendimi aşma yenileme duygusu içinde olduğum için geçmişte de öğrendiklerim, ustalarımızın söyledikleri, tiyatroda da hep bir oyunda oynadığın rol bir sonrakine benzememeli, yeniden yaratmalısın, yeni bir şeyler katmalısın. Bir de filmden önceki düşünme süresi uzun olursa çok daha iyi oluyor.  Çünkü, hadi senaryoyu al, yirmi gün sonra hadi çekiyorum dediklerinde o çok zor.



O karaktere bürünmek zaman alacak bir şey olsa gerek. Bir süreç istiyor olmalı..

Evet evet. Şimdi ben bu rolleri, bu Çakal'ı mesela çok iki arada bir derede çıkarttım. Zor oldu aslında.


Öyle mi? Sıkışan bir dönem miydi?


Evet, hem dizi çektik, hem tiyatro, hem buna zaman yaratmak..  Bu arada evi ihmal etmek, çocuğunuzu ihmal etmek.


Bir de özel hayat var, doğru.


Uykuda seviyorsun çocuğunu, geliyorum uyuyor, gidiyorum uyuyor.


Kızınız var değil mi?


Evet, sekiz yaşında.


Allah bağışlasın.


Biraz da oraya zaman ayırmak. İnsan rolü üstlendiği zaman onunla yatıp onunla kalkıyor. Eve koy dursun olmuyor.




 

Nasıl çalışıyorsunuz gerçekten?

Şöyledir benim, okurum bir kez, replikler kafamda uçuşmaya başlar. Neredeyse ezberlerim. Günlük yaşamımın içerisinde bir tarafım o karakter olur, onunla dolaşırım. Normal yaşantımda da denerim bazı şeyleri mesela, ister istemez. Denerim, ama karşımdaki insanın bunu anlamasına imkan yoktur mesela, o bir espri zanneder benim o denememi. Rolle de dalga geçmiş oluyoruz, keyifli oluyor. Bu hazırlanma süreci önemli benim için. Uzun olmalı. Filmi çekmeden önce belki altı ay bir sene. Sık sık  toplantılar olmalı, rol üstüne konuşmalar olmalı.. Biz Yeni Sinemacılar'la öyle yapıyoruz mesela, haftada bir toplanıyoruz, çalışacaksak, başlamışsak. Her hafta yazıhanede film üzerine konuşuruz. Öyle oluşur ve o ön çalışmayı, ekip çalışmasını çok severim ben. Zaten o senaryoya yoğunlaştığında kapı kapıyı açıyor, insanın ufku genişliyor, farkında olmadan bilinçaltına yerleşiyor ve motor dendiğinde her şey hazır olmuş oluyor. Bir de dekor, ışıklar filan işin içine girince insan onu iyice sağlamlaştırıyor. Ben böyle çalışıyorum. Herkesin çalışma stili farklıdır tabii,  role hazırlanması farklıdır. Çok arkadaşımız mota mot ezberler. Fikret Kuşkan mesela ezberler gelir, çalışır senaryoyu öyle gelir, agresif olur, stresli olur.


Ders gibi, sınav gibi çalışıyor o demek ki.


Evet ders gibi, ve çok üstüne düşer. İç disiplini öyledir. Set dışında gider evine, senaryo hep açıktır zaten o dönemde, oturur çalışır, ezberler, bize oynar misafir gittiysek. Fiko öyle çalışır. Ben bir kere okur kapatırım ve sonra içimde hallederim. Sorular sorarım, o soruların cevabını bulmam lazım tabii.


Belki senaristle konuşursunuz. Bazı şeyler değişebilir.


Tabii, telefon eder tartışırız bazen konu üstünden. Senaryonun çekilecek son hali gelir elimize artık, bir kere daha okurum. Sahnelerimi çizerim, göz ezberimi yaparım, altlarını çizerim, bakınca göz ezberi olarak anlarım. Anlatılamaz bir şey, soyut.


Ve kişisel sanırım evet.


Daha doğrusu, duygularımın sesini dinlerim.


O zaman da işte izlediğimizde karşımıza çıkan o doğallık gerçekleşiyor galiba.


Evet, öteki şeyler de teknik şeylerdir, diksiyon vesaire..

Ben eminim, oynarken senaryoda okuduğunuz gibi değil de o anda nasıl geliyorsa öyle konuştuğunuz replikler vardır. O da daha doğal olur.


Çalışırken onu öyle tonlamayabilirsin. Sete geldin, karşındaki de repliğini söyledi, o anda başka bir atmosfer oluştuğu için onun tonlaması, her şeyi değişebiliyor. O lafı atıp sen kendin bir laf koyuyorsun. Yönetmene oldu mu böyle diyorsun o da tamam diyorsa devam ediyorsun. Çalışırken göremeyebiliyoruz kendimizi teoride. Pratik bambaşka.


Çakal'ı nasıl buldunuz, genel anlamda?


Güzel olmuş, güzel film.




 

 

Çoğunluk filmini izlemiştim Antalya Film Festivali'nde. Orada da bir rolünüz var hatta. Biraz Mertkan'ın hayat hikayesiyle buradaki Akın'ın hikayesini benzettim. Son zamanlarda bu kaybolmuş çocukların ve toplumun hikayeleri.

İşte mikrodan makroya.


Aynen öyle. Bu topraklarda son zamanlarda bunu konu eden filmler artmaya başladı. Ne diyorsunuz?


Evet çünkü oraya bakmamız lazım. Sert bulanlar oluyor filmi ama sert olmalı zaten, biraz insanı yabancılaştırmalı, tokat gibi vurmalı. Kendimize getirmeli..


Rahatsız etmeli hatta belki.


Evet, rahatsız etmeli, çünkü biz eskiden beri alışmışız Amerikan formatlı filmlere. Başroldeki abinin ölmeyeceğini bilirsin, mutlu sondur, bile bile izlersin. O film sadece eğlenmek için izlenir. Ve böyle hepsi birbirine benzeyen tonlarca film çekilmiştir. Elbette ki iyi filmler de var ama geneli böyle.. Biz onlara alışmış gibiyiz. Bu arada da Türk sineması kendini yaratmaya çalışıyor. Kendi yolunu, stilini, tarzını bulmaya çalışıyor. Bunda gençlerin çok büyük payı var. Gençler film çekiyorlar, herkes bir çaba içerisinde, bu işe gönül veren genç yönetmenler bunlar. Bir tarz yakalanmaya çalışıyor. Bakıyorsun, bu Fransız filmi diyorsun, ilk kareden, bu İran diyorsun.


Türk filmlerinin genel dokusu da böyle mi oluşacak diyorsunuz?

Bu da bir süreç meselesi tabii, bu süreç içerisinde taşlar yerine oturacak ve bir tarz oluşacak. Arayış içerisindeyiz ama sinemamız güzele doğru gidiyor diye düşünüyorum.


Son zamanlarda beğendiğiniz projeler hangileri?


Çoğunluk güzel film, kendim de oynadım diye demiyorum ama, iyi senaryo gerçekten. Dramatik yapısında en ufak bir sallantı bile yok.  Başı sonu ortası tamdır.  Seren hem yazdı hem yönetti. İyi anlatabildi kendi senaryosunu. Ben Antalya Film Festivali'ne gittim ama hiç film seyredemedim, söyleşiler, koşuşturma, röportaj, hep geç kaldım filmlere. O yüzden son dönem filmlerle ilgili de pek bir şey söyleyemeyeceğim. Marangozun kapısı olmazmış biliyorsun, peyderpey sıraya giriyor ama filmler, seyrediyoruz sonra tabii de.Yeni Sinemacılar'da oturup seanslar yapıyoruz, izliyoruz hepsini. Çok da film var. Hayat çok hızlı gidiyor. Tarumar bir durumumuz var yani (gülüşmeler)


Yeni Sinemacılar dilinizden düşmüyor. Onlarla buluşmalarınız, paylaşımlarınız.


E tabii, esas onlarla çalışıyorum, kurucularından biriyim.


Farklı bir konsept var orada sanki değil mi?


Evet. Orası bir akademi gibi, okul gibi, çok şey öğreniyorum. İşlerini severek yapıyorlar, etikler. Güzel işler, senaryolar çıkıyor, ben de o senaryoların içinde yer almak istiyorum. Bu illa oynamak da değil, sette de birlikte çalışıyoruz, yemek de yapıyoruz hep birlikte.


Tam bir ekip ruhu yani.


Evet bir ekibiz, bütün oyuncular oradayız ve hepimiz arkadaşız önce, o çok önemli. Yoksa olmaz.  Orada hepimizin dersi aynı oluyor, o andaki senaryo oluyor, bir sinerji yarattık Gemide'den bu yana.


Hala konuşulan, farklı bir film Gemide.


Önemli bir senaryo.


Sizin senaryoyla ilgili çalışmalarınız var mı, yazmak yani?


Yok, benim hiç öyle bir yeteneğim olmadı, sadece oyuncuyum, bildiğim iş o benim. Ama senaryoyu anlatırız, hikayeler anlatırız, yazan arkadaşlar dizayn ederler.


Festivaller hakkında ne düşünüyorsunuz, son zamanda ülkemizde bir çok yeni festival düzenlenmeye başladı.


Ben bugün Artvin'den geldim. Gezici film festivalinden. Dün gittim, bugün geldim. Artvin güzel gidiyor mesela. Seyircisi iyi, söyleşiler çok iyi, ilgi güzel ,sorular güzel. Eğlenceli, keyifli de biryer ama işte bir sinema salonuna bir de tiyatro salonuna ihtiyaçları var. Çok amaçlı değil ama, çok amaçlı salonlarda tiyatro oynanamıyor. Akustik meselesi falan, olmuyor. Artvin'e destek lazım bu anlamda. Bu sene üçüncü seneleri. Böyle de gider inşallah..


 Bu festivallerin artmasıyla belki ilgiler oraya çekilir.


Artvin muhteşem bir yer.


Malatya film festivali var gene bu sene yeni olan.


Evet yoğunluktan gidemedik ama sevindirici, güzel yani, olsun, bunlar iyi şeyler, sanat insanın emniyet subabı yahu. O olmadı mı insan biryerde bir şeylerini atamıyor bence, sanat orada öğütüyor, temizliyor, geri veriyor bize. En önemli şey bu aslında ama maalesef ülkede tarım daha yeni bitti, bakalım kültür sanata ne zaman geleceğiz. Avrupa Birliği yolunda kültür sanat en arkada geliyor bizde. Ama mücadele edeceğiz, bildiğimizi öğreteceğiz, saklamayacağız.


Bu arada aklıma Bıçak Sırtı adlı TV dizisi geldi gene rol aldığınız.


32 bölüm çekilmişti. TV filmleri içinde en kaliteli yapımlardan biri diyorlar, ben o kadar anlamam, çekim, ışık, senaryo, kadro sağlam diyorlar. Güzel bir diziydi.


Diziler çok uzuyor ya artık, keşke o dizi uzasaydı asıl diye konuşuruz hep.


Bu dizilerin uzaması da bir moda, bu da geçer.


Televizyon izliyor musunuz?


Çok vakit bulamıyorum, haberler, bazen bir film. Kızımla çizgi film izliyorum.


Kızınız kaç yaşında demiştiniz?


Sekiz yaşında, bu sene okula yeni başladı.


O ilerde ne meslekte olacak diye düşünüyor musunuz?


Oyuncu olsun istiyoruz doğrusu.


Öyle mi, ben de onu soracaktım aslında, harika.


Biraz da mukallit benim kızım, komik de yani. Bizim oyunları ezbere biliyor falan.


Demek ilerde o da bu işlerin içinde olacak.


İnşallah, istiyoruz.


Harika, şanslı bir çocuk. Peki, toparlamak gerekirse, sizin son olarak söylemek, paylaşmak istediğiniz bir şey var mıdır?


Ne diyelim, sanat barıştır. Sanat insanları bir araya getirir, ayrıştırmaz, ötelemez. Sanata sarılmamız gerekiyor, bunu diyebilirim.


Teşekkür ediyoruz.


Ben teşekkür ederim.


Röportaj: Melis Zararsız

twitter: blossomel
Yorumları gör

Yorumlar

En Popüler Fragmanlar
Exists - Orijinal Fragman
Miss Meadows - Orijinal Fragman
Outcast - Orijinal Fragman
Hector and the Search for Happiness - Orijinal Fragman 2
Annabelle - Orijinal Fragman (2)
Nightcrawler - Orijinal Fragman (2)
Tüm fragmanları görüntüle