Filmleri oyla!
Beyazperdem
    Gerçeğe Çağrı
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    2,0
    Yetersiz
    Gerçeğe Çağrı

    Verhoeven'in filmini mumla aratıyor

    Ali Ercivan
    Paul Verhoeven'in yönettiği 1990 tarihli bilimkurgu klasiği Gerçeğe Çağrı (Total Recall)'un Len Wiseman idaresindeki bu yeniden çevrimi, Hollwood'un aksiyon ve bilimkurgu sinemasına yaklaşımına dair ibretlik bir örnek adeta. Bir Philip K. Dick uyarlaması olan ilk film, türün en zeki ve yaratıcı örneklerinden biriydi. 2012 tarihli versiyonu ise tüm öykünün ve ardındaki fikirlerin en basite indirgenerek dur durak bilmeyen bir aksiyon filmine vesile haline getirilmesinden ibaret. Çünkü bugün sadece soluksuz aksiyonun sattığı düşünülüyor. Altında 5 ayrı yazarın imzası bulunan senaryo, Verhoeven'in filminden bazı önemli noktalarda ayrılıyor. Mars mevzuu tamamen çıkarılmış ve tüm öykü dünyada kurgulanmış. Kimyasal savaş sonrası yeryüzünün sadece iki bölgesinde insan yaşamının sürdürebildiği bir dünyaya sokuyor bizi film. Öyle anlaşılıyor ki tüm emperyalist güçler, Birleşik Britanya Federasyonu bünyesinde, Britanya adasında toplanmış. Adı Britanya ama lideri bir Amerikalı. Üzerinde Obama'nın fotoğrafları olan paralar kullanıyorlar. Tüm alt sınıflar ve azınlıklar ise dünyanın öbür ucunda, Koloni adıyla anılan Avustralya'da yaşıyor. Olası bir global kimyasal savaştan İngiltere nasıl sağ çıkabilmiş, tartışmalı tabii. Neyse, devam edelim...

    Koloni'deki çok sayıda insan, çalışmak için her gün Britanya adasına yolculuk ediyorlar. Gözleriniz yuvalarından uğramasın. Gerçeğe Çağrı'nın bize tanıttığı dünyada, söz konusu iki ada arasında yer kabuğunun altından bir tünelle sadece 15 dakika içinde yolculuk etmek mümkün. Düşüş (The Fall) adı verilen dev, matkap-vari bir vesait ile. Federasyon'a gelince de robot polislerin üretildiği bir fabrikada çalışıyor çoğu. Kahramanımız Douglas Quaid de öyle.

    Douglas'ın sürekli gördüğü bazı rüyalar var. Bu rüyalara bir anlam vermeye çalışırken, yolu Total Recall adlı, insanlara zihinlerinde istedikleri macerayı yaşatmayı vaat eden bir yere düşüyor. Tam vücuduna bu halüsinatif deneyim için bazı kimyasallar enjekte edilmeye başlandığı sırada, mekanı polisler basıyor ve işte filmimiz asıl böyle başlıyor. Karısının onu izlemekle görevli bir ajan olduğunu ve sadece altı hafta öncesine kadar aslında Hauser adlı başka bir adam olarak yaşamını sürdürdüğünü öğrenen Douglas, hayatını kurtarmak için kaçmaya başlıyor. Fakat bu yaşadığı macera gerçek mi, yoksa bir sandalyeye bağlanmış halde Total Recall'un vaat ettiği illüzyonu mu deneyimliyor sadece?

    Filmin ne bu ikilemin ne de yol açtığı diğer fikirlerin derinine indiği söylenemez. Bu noktadan itibaren, gürültülü ve hızlı bir aksiyon filmi izliyoruz sadece. Başarılı set tasarımları ile Koloni kısmında Bıçak Sırtı (Blade Runner), federasyon kısmında ise Azınlık Raporu (Minority Report)'u çağrıştıran; genelinde Ben, Robot (I, Robot) gibi yine aksiyon ağırlıklı bilimkurgulara yakın duran bir iş Gerçeğe Çağrı. Projenin Len Wiseman gibi birkaç gişesi iyi aksiyon filmi dışında kayda değer filmi olmayan bir yönetmene emanet edilmiş olması da zaten yapımcıların daha fazlasını beklemediklerini gösteriyor. Seyircinin zekasını fazla zorlamamaya özen gösteren, abartılı müzikleri ve sofistike görsel efektleriyle sadece eğlence sunan bir film.

    "En azından karakterlerinize biraz özen gösterseydiniz!" demek zorundayız ama. Colin Farrell, zaten doğuştan kafası karışık izlenimi uyandıran surat ifadesiyle bu klişe aksiyon filmi karakterine zorlanmadan hayat veriyor. Şaşırtıcı ama bir Arnold Schwarzenegger değil kendisi. Kate Beckinsale, orijinal filmde Sharon Stone'u izlediğimiz rolde sadece seksi bir düşman tiplemesinden ibaret. Türlü aksiyon ve dövüş sahnesinde bir kraliçe edasıyla, cazibesinden hiçbir şey yitirmeden arz-ı endam ediyor sadece. Jessica Biel ise Kate Beckinsale'in Kezban bir versiyonu olarak sadece Farrell'ın yanında koşturup duruyor. Onunkine bir karakter bile demek zor. En üzücüsü ise Bryan Cranston'ın klişelerden ibaret rolü. Breaking Bad adlı televizyon dizisindeki rolüyle üç yıl üstüste Emmy ödülü kazanan, dört sezonluk süreçte gözlerimizin önünde müthiş güçlü ve rahatsız edici bir kötü adama dönüşen, bu yıl da dördüncü ödülü için yarışan Cranston, sinemada şöyle dişine göre bir rol bulamadı hala. Gerçeğe Çağrı'da da çoğu zaman ne yapacağını bilemez bir ifadeyle kalakaldığına şahit oluyoruz.

    Bu yazın aksiyon filmlerinde kötü adamların sol görüşlerle, komünist hareketlerle ilişkilendirildiğine çok rastlıyoruz. İnanılmaz Örümcek Adam (The Amazing Spider-Man)'da herkesin eşit olduğu bir dünya hayal eden The Lizard veya Kara Şövalye Yükseliyor (The Dark Knight Rises)'da yönetimi halka veren Bane gibi örneğin... Gerçeğe Çağrı'nın kötü adamlarının tam tersine emperyalist güçlerin temsilcileri olması ise, filmin  artılarından biri olarak görülebilir bize göre. Tabii geri kalan her şey bu kadar vasat olunca, sırf bu yüzden bir filmi beğenmek mümkün değil. Ortalama bir bilimkurgu/aksiyon'dan fazlası olmayan bu yeni Gerçeğe Çağrı projesi, Paul Verhoeven'in filminin kıymetini gözümüzde daha çok arttırmaktan fazlasına hizmet etmiyor yazık ki. Ve Showgirls sonrası kariyeri büyük sekteye uğrayan Verhoeven'i yeniden iddialı projelerle görmek istediğimizi anımsatıyor.

    Üç göğüslü kadın mı? Evet, evet, bu filmde de var. Ama sanki daha çok adet yerini bulsun diye, öylesine...

    Twitter: aliercivan YouTube: Paralel Kurgu
    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top