4 - Çok iyi
60lı yıllarda doğanlara çok mu çok tanıdık gelen konusuyla Aranın diyaloglarında nefreti, özlemi, sevgisi, tutkusu, sevgisizliği, kimlik arayışları, tatminsizliği, aşırılığı, açlığı, çocukkenki yoksulluğuyla aralarda sıkışıp kalmış bir gençliği, o gençliğin çocukluk yıllarını yeniden okuduk. Çocukluğumuzda her gün düzenli olarak elektrik kesilmesine bugün, Turgut Özal gençliği ve çocuklarıyla birlikte şaşırıp kalıyorsak, kuşak farkı bizim istemimiz dışında yaratıldı demektir. Ümit Ünala, Ege Üniversitesi MÖTBEdeki söyleşide, bizim zamanımızın yaşanmışlıklarını, sıkıntılarını 80li yıllarda doğanlara anlatmaya zorlanıp zorlanmadığını sordum. Genç arkadaşlarından filmi anlayan ve beğenenlerin olduğunu söyledi. Zaten, daha doğmadığı ya da yeni emeklediği yıllardaki acıları yaşamışçasına 12 Eylül filmlerinin azlığı ve çevrilenlerin neyi ne kadar anlattığını konuşan, eleştiren, hayıflanan bir gençlik, yine 12 Eylül 1980de üniversiteli ya da iş yaşamına yeni atılmışların arada kalmışlığının konu edilmesine eğer postmodern bir özgürlük anlayışıyla (!) ilgisiz kalırlarsa bu çok ilginç kaçar... Kırklı yaşlara geldiklerinde, geriye bakıp ayırdına vardıklarının bir versiyonunu ya da uyarlamasını kendileri için haydi haydi çekeceklerini düşünüyorum.
Türkiye, ağır bir değişim geçirdi. Ülkede yoksulluk ve karanlıkların ardından 80ler sonrası, daha çok tüketmek, daha çok hırs, daha çok eşya, tükettikçe daha çok kazanmak, kazandıkça daha çok tüketmek arsızlıkları başladı. 40lı yaşlara gelince de Ne oldu bize? dedik. Kimimiz, salt içleksel boşluklarımızı doldurmak için yaptığımızın ayırdına vardık, kimimiz de varamadık... Son 30 yılda çok değerli şeyler yitirdik, peşine düşülenler daha çok para, daha çok eşya, daha çok seks, daha çok alkol, daha çok din, daha çok uyuşturucu oldu.
Filmdeki dört kişinin de aradığı, Serhat Tutumluerin repliğindeki gibi: Başka zaman, başka ahlak, başka ülke... Ama zaman bu zaman, ülke bu acaip ülke... Çünkü daha uzağındakini aramak, ona ulaşmak vardı. Arada da, birbirinin en uzağındakini aradılar ancak kendilerini buldular. Dışarı çıkamadılar. Yönetmen, Kuledibindeki o evden dışarı çıkmayarak bir türlü meydan okuduğunu söyledi; ortama karşı, izleyiciye karşı.
Aynı kuşaktan bir insanının Türkiyenin bu yüzüne Fransız kalması, elektrik kesintisini acaip bulup eleştiren gözlerle soğuk, ilgisiz ve pek de aldırmaz bakarken bunu yaşayanların hoş, sepya bir nostalji atmosferine süzülmesi filmi aslında rahatsız edici kılıyor. Rahatsız ederken de, izleyiciler arasından o günlere taşıyıp özdeşleştirebildiklerini, önemli bir tanık bulmuş sanıkmışçasına sevindiriyor.
Evet, Ümit Ünalın dediği gibi şekerli bir film değil. Olduğu gibi yaşananlar anlatılıyor. Cinsel ikilem yaşayanlar, Fransada kalmışlar, geçmişinde başka bir şey istemiş ama tüccar olmuşlar, eşi ve sevgilisi arasında kalmışlar... Arada kalan bir kuşağın fotoğrafı bu. Kurmaca yok, mecaz yok; içtenlik ve bir paylaşma var; gizli anlamlar yok. Cümbüşlü yıllara, cümbüşle söylenen Ufuklara yaslanmış yorgun dağlar yakışıyor.
Yönetmen için bu film Anlatmazsam olmaz! dediği bir film, kesinlikle paylaşmak istedikleri var, kendi yaşadıklarından, çevresindeki yaşıtlarının yaşadıklarından... Ümit Ünal iyi ki paylaşmış, iyi ki bu girişimde bulunmuş!. Biz, bizim zamanımızı hiç değilse bu filmlerle görüyoruz. Belki on yıl daha geçince, bu film için, O sıkıştırıldığımız zaman katmanını, o arada kalmışlığı kırklı yaşlarımıza geldiğimizde ancak bu kadar yapabilirdik. diyeceğiz. Bizim zamanımızda 40 yaşındaki erkekler amca, kadınlar teyze idi. Bugün, ulaştığımız yaşın biyolojik yorgunluğuyla yaşamıyoruz; seçeneksiz, 40 katır ve 40 satırla birlikte cezalandırılmıştık, sırtımızdaki bunun yorgunluğu. Ama artık geçti, gerçekten yirmilikler kadar enerji doluyuz, cildimiz de öyle kırışık ve sarkık değil. Yalnızca eskiyi övüyoruz, sahiplenemediğimiz değerleri anlatıyoruz; yürekliliği, takım olmanın ruhunu biliyoruz. Keşke o zamanki aklımızla, şimdi yirmilerimizde olabilsek! Bugünün arsız teknolojisini eleştiriyoruz, Big Brotherın buyurduğu uyum sürecinin kısacıklığını, sistemlerin hızlandıkça insanlardan daha çok şey istemesini insanca bulmuyor, içimizde ukde kalanları yitirilmiş değerler olarak görüyoruz. Keşke bunların içtenlikle ve anlatılması gerektiği için anlatıldığından bugünün yirmilikleri emin olabilse! Bir yirmi yıl geçince kendi yitirdiklerini de görüp bize hak verilmesini umduğum yok. Bunu bugün anlamak, algılamak gerek. Bugün artık dün olanları ve bugün nelerin oldu bittiye getirilmek istendiğini görüyor ve biliyor olmak gerek.
Eklenme Tarihi 26 Nis 2008, saat 01.04
Kurallara uymuyor ise tıklayın