Beyazperdem
Melankoli
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
2,0
Yetersiz
Melankoli

Gerek söyledikleriyle, gerek çektikleriyle, sinemayla ilgili ya da sinemadan bağımsız yaptığı çoğu hareketiyle infial yaratıp sinema sahnesinin spot ışıkları altındaki bir köşesinde kendine yer edinen bir yönetmen Lars von Trier. Kimilerine göre kadınlara acı çektirmekten hoşlanan (bu bizzat kendi söylemidir aslında) bir kadın düşmanı, kimilerine göre Hitler'i anlayan ve Nazi estetiğinden hoşlanan (şaşırmayın bunlar da kendi sözleri) ve faşizan eğilimleri olan bir anti-kahraman, kimilerine göre ise gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerden biri. Aslında bu farklı görüşleri belli oranlarda kombine edip kişisel bir Trier portresine ulaşmak belki de en doğrusu...

Trier, sinemayı başka bir şeye dönüştürmeye kalkıştığı ve kimilerince başarılı olduğu Dogville ile Manderlay (Manderlay) ve Hıristiyan mitolojisine balta vurduğu Deccal (Antichrist)'ın ardından beklenmedik bir kariyer sapmasıyla 1995'de manifestosunu kendi elleriyle yazdığı dogma akımına ait bir filmle geri dönüyor. Tıpkı Deccal'de olduğu gibi süper ağır çekim kameralar kullanılarak çekilmiş bir açılış sekansıyla açılan film, bu sekansın ardından safkan bir dogma filmi olarak hikayesini anlatmaya başlıyor. Melankoli (Melancholia), Trier'in 90'larda çektiği filmleri karşı konulmaz bir biçimde anımsatarak sürekli farklı şeyler deneyip kendini yenilemeye çabalayan bir yönetmenin ani geri dönüşünü henüz baştan sorgulatıyor.

Kıyamet senaryolarının Roland Emmerich'in de vasıfsız ancak yoğun katkılarıyla nicelik olarak gözle görülür bir biçimde artış gösterdiği bu dönemde kendimizi bu kez Trier'in gerçeklik dozunu benzer örneklere nazaran arttırdığı kıyamet öncesi dünyada buluyoruz. Evlilik arifesindeki depresif Justine (Kirsten Dunst) ve kardeşine nazaran daha sıradan denilebilecek bir kişiliğe sahip olan Claire (Charlotte Gainsbourg) üzerinden akan hikaye Melankolia adlı bir gezegenin yörüngeden çıkıp dünyaya doğru yola çıkmasıyla işin hem toplumsal hem de kişisel olarak yaşanan "felaket" boyutunu bünyesine katıyor.

Trier, filmini bir felaket filmine uygun olan, kasvetli ve ağır bir atmosferle kotarıyor ve son derece geveze bir film çekmeye kalkışıyor. Karakterler yılmadan, usanmadan "dogma" akımına ait karakterler olduklarını bir an bile unutmadan, sürekli konuşuyorlar. Filmin bütün kasvetinin ve felaket öncesi halinin yanında bu bayağı gevezelik bazı sahnelerin önemini ya da başka bir deyişle önemsizliğini sorgulatıyor. Hatta gereğinden fazla uzayan, karakterler hakkında yalnızca anlık ipuçları veren ve asıl meseleden oldukça kopuk olan düğün sahnesi, birçok sinemaseverin sinema salonundaki felaketi olabilir.


Filmine "Melankoli" ismini verip bu ismi bir gezegen adı olmaktan daha öteye taşımaya, hatta bu ifadeyi filmin tüm duygusal tarafını edinmeye çalıştığı bir "depresyon hırkası" haline getirmeye çalışan Trier, yüz dakika boyunca karakterleriyle duygusal bir bağ kurabilmemizi sağlamak adına hiçbir girişimde bulunmuyor. Aniden tuhaflaşan ve bence filmin gerçekçiliğini sekteye uğratan Justine karakterinin tavırlarını anlamlandırabilmek ve ona ayak uydurabilmek büyük bir çaba gerektiriyor. Trier'in eğreti duran yöntemlerle derinleştirmeye çalıştığı karakterleri de, dakikalar geçtikçe daha da sönük kalmaya başlıyorlar. Kirsten Dunst'ın bu düz performansıyla Cannes'dan ödülle dönmesi ise ancak Cannes jürisinin devasa bir dalgınlığıyla açıklanabilir. Kiefer Sutherland, Udo Kier ve John Hurt gibi oyuncular da sanki film setinin civarlarından geçerken uğramış gibi oynadıkları rollerde Trier'in tercihleri yüzünden iyi bir yan karakter portresi çizmeyi başaramıyorlar.

"Melankoli"nin "kıyamet" mefhumunu gerçekten hissettirmeyi ve çaresiz bekleyişi kendi başına bir gerilim unsuru haline getirmeyi başaran son yirmi dakikası dışında neredeyse övülecek hiçbir tarafı yok. Trier, işin psikolojik boyutunu başarılı bir şekilde yansıtamayarak filminin asıl iddialı yönünü layığıyla beyazperdeye aktaramamış. Bu da ortaya, birkaç anı ve son yirmi dakikası dışında eksik, boş ve Trier'in filmografisinde özel bir yeri olmayacak bir film çıkarmış.

kaankarsan@gmail.com twitter.com/kkarsan

Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri

Yorumlar

  • mavibu76
    Hayatımda bu kadar kötü bir yorum görmedim hemen hemen yorumların tam tersi aslında Justine nin tavrıyla Trierin ne anlatmak istediğini anlamamışsan bu işleri bırak ya da en azından anlamadığın film leri yorumlama. O karakter insanın rasyonel davranmasından çok bazen ne kadar irrasyonel davrandığını çok açık ve sarsıcı biçimde anlatıyor. Aslında insan hayatında en önemli ve iz bırakan adımları irrasyonel tercihleriyle attığını savunan bir sanat dili bir felsefe var. Biraz kafa yorsanız çok daha iyi birşey yaparsın
Yorumları göster
Back to Top