Hesabım
    Ölümsüz Aşk
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    4,0
    Çok İyi
    Ölümsüz Aşk

    Seyri zor, etkisi kalıcı

    Yazar: Ali Ulvi Uyanık

    "Bir zamanlar Texas'da" diye başlayan "Ölümsüz Aşk" (Ain't Them Bodies Saints), yoksunluğun fena halde üşüttüğü iki genç yüreğin birbirlerine adanmışlığının hikâyesi. Bu kadar! Ey okur: filme git; onların duyumsadıkları / duyguları rehberliğinde ilerleyerek, yazgının o kusursuz işleyen planında aşklarının acılarla yol alması gerektiği ve neden başka bir şekilde olamayacağı gerçeğine ikna et kalbini! Yazı bitti aslında. Ancak rutin dışına çıkmamak için biraz daha devam edelim. Bob (Casey Affleck) ve Ruth (Rooney Mara) iki evlatlık ve sevgililer. Para çaldılar. Kanun adamlarınca sıkıştırıldıkları kulübede çatışmaya girdiler. Beraber büyüdükleri Freddy öldürüldü. Ruth, polis memuru Patrick'i (Ben Foster) yaraladı. Teslim oldular. Tüm suçu Bob üstlendi, hapse girdi. Ruth hamileydi, kızını doğurdu. Patrick, Ruth'a ilgi duymaya başladı. Bob hapisten kaçtı... David Lowery, yazıp yönettiği filminde, bu hikâye şemasını, duyarlı, kırılgan, müşfik bir aşk hikâyesi merkezinde öykülerken, evet benzetme doğru, aynen Terrence Malick gibi, kamerayı olabildiği kadar karakterlerin kalplerinin yakınına konumlandırıyor. Zamanın, bazı detayların, kişilerin kimlik bilgilerinin önemi yok; tarzıyla da, 1970'lerin ABD Sineması'nı anımsattığı söylenebilir. Doğaldır ki, karakterlerle yol aldığınız bu 'içsellik' sizi oldukça yaman bir sinema deneyimine davet ediyor. Zor, yoğun, emek vermeniz gereken bir seyir. Ancak dâhil olursanız eğer, eminim, bittiğinde kalbiniz Bob ve Ruth gibi ağrıyacak; babalıkları, sert adam, şahane Keith Carradine'ın oynadığı Skerritt denli üzülecek; Patrick'le birlikte burukluk yaşacaksınız.

    Bu çalışmasıyla Sundance Film Festivali'nde ilk ve tek ödülünü* alan görüntü yönetmeni Bradford Young, sinemada etkili ve doğru görüntülerin ışık sihirbazlığından geçtiğini ispat ediyor. Nasıl anlatmalı? Şöyle düşünün: Hikâyede, karakterlerin mekânlarla birlikte oluşturdukları duygusal kıvam sadece renklerle ifade edilse nasıl olurdu? O kaynaşmada, yansıtılan ışıklar hangi renk tonlarını oluştururdu? Young, işte tam da bunu yakalamış: Bir bütün olarak öykünün ruhunun / özünün görüntüsünü! Tabii ki koyu: Istırap ve giderek şiddetin, ölümün görselliği bu!

    Tamamıyla gerçekçi bir film olduğundan oyuncuların üzerine binen yük de ağır. Hiçbirinde sorun yok tabii: Canlandırdığı karakterlerin içtenlikle yorumlamak konusunda zerre sorunu olmayan ve başlıca teminatları "Korkak Robert Ford'un Jesse James Suikasti" (The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford) ile "Kızımı Kurtarın" (Gone Baby Gone) olan Casey Affleck, en yakınınız bir 'kader mahkûmu' gibi. Sadece ve sadece Ruth ile kızına ulaşmak, onlarla uzaklara gitmek istiyor; bu denli insani bir hedefin peşinde... Soğukkanlı görünmeye çalışan ancak içten içe biricik aşkı için fedakârlık yapmaya hazırlanan yol ayrımındaki ikircikli Ruth'u oynayan Rooney Mara, bulunduğu her ana  (ateş ederken bile) masumiyet yüklüyor... Ben Foster'ı vurgulamaya gerek var mı? Polis Patrick, onun performansıyla, şefkat, acıma, hüzün ve yalnızlığı bir arada yaşıyor. Özellikle, yaşattıkları hazlar nedeniyle zor filmleri seçen sinefiller için ideal. "Ölümsüz Aşk", unutulacak filmlerden değil.

    * Bradford Young, bu ödülü iki filmdeki çalışmasıyla aldı: "Ölümsüz Aşk" ve "Mother of George". 

    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Back to Top