Beyazperdem
Geliş
Ortalama puan
3,9
170 Puanlama ve 35 Eleştiri
29% (10 Eleştiri)
29% (10 Eleştiri)
14% (5 Eleştiri)
9% (3 Eleştiri)
9% (3 Eleştiri)
11% (4 Eleştiri)
Geliş hakkında görüşlerin ?

35 kullanıcı eleştirisi

Mubuan

Takip Et! 1 Takipçi Eleştirisini Oku

2,5Geçer
25.02.2017 tarihinde eklendi

Bu filmi beğenmedim. Neden mi? [spoiler][/spoiler]1) Çünkü filmde "vay anasını, meğerse kadın geçmişi değil geleceği hatırlıyormuş" dedirten sürpriz dışında filmde izlemeye değer bişey bulamadım 2) Çünkü filmde bize geleceği gösteren bir dil öğreten ileri düzey medeniyete sahip varlıkların Ahtapotumsu ya da Kalamarımtrak bir görünüsünün olması bana çok komik geldi 3)Çünkü Louise'in gelecekte Çin generali ile yaptığı telefon konuşmasını hatırlaması mümkün değildir. Louise o konuşmayı o gün yapacak olsaydı gelecekte hatırlardı. Halbuki Louise'nin o kunuşmayı o gün aniden yapması mümkün değildir. Bu çok ciddi bir mantık hatasıdır. Geleceği meydana getiren bu günkü yaptıklarımız ve vermiş oldugumuz kararlardır. Henüz verilmemiş bir kararın meydana getireceği bir gelecek mümkün değildir. Bilemiyorum siz de kavrayabildiniz mi? 5) Nedense herkes gemilerin neden o bölgelere indiğini soruyor. Hiçkimse neden 12 adet gemi var diye sormuyor. Neden 20 gemi değil, ya da dünyada 7 kıta var neden 7 gemi değil de 12 gemi yeryüzüne iniyor? Hristiyan inancına göre Hz. İsa öldükten sonra geriye kalan 12 havari dünyanın çesitli bölgelerine gitmiş ve oralardaki insanlara o dönemki hak din olan hristiyanlığı tebliğ etmiş yani hristiyan bakış açısıyla insanlığı aydınlatmıştır. Filmde de 12 gemi dünyanın çeşitli bölgelerine inerek geleceği gösteren/aydınlatan bir dil öğretip gidiyor. Alın size gizli Hristiyan propagandası. İŞTE BU NEDENLERLE BEN FİLMİ BEĞENMEDİM...

Alper C.

Takip Et! Eleştirisini Oku

5,0Kusursuz!
12.12.2016 tarihinde eklendi

Bu akşam filimden çıktım. Hayatımda ilk defa bir sinema filmi hakkında bir yere bir eleştiri yazmaktayım. Genelde filmler hakkında konuşmayı çok severim ama bir yazı yazmaya her zaman üşenmişimdir. Bazı arkadaşlar film eleştirmenini de eleştirmiş filmi bırakıp ama bence eleştirmenin yazdıklarının bile az olduğu kanısındayım. Bunun sebebinin; filmi izlemeyenlere, kendi fikirlerini empoze edip filmin konusunu yorumlama şeklinize direk etki etmek istememesi olduğunu düşünmekteyim. Yapılan olumsuz yorumları görüp eleştirmenin yapmaktan kaçındığı şekilde; hem izlemeyenlere, hem de olumsuz yorumlara biraz bakış açısı katmak adına bir kaç kelam etmek isterim. Öncelikle son yıllarda elle tutulur bilim kurgu filmlerinin veya bayıla bayıla izlediğimiz Cosmos, Mars gibi belgesellerin altında bir felsefe yattığına inanmaktayım. Bilmiyorum bu konulara çok kafa yorduğum için midir bilinmez ama artık film olsun belgesel olsun yapıtlar; insanlara, onları bekleyen teknolojik yeniliklerle alakalı veya gelecekteki yaşamı göstermek yerine, evrimin biz insanların müdahalesiyle ne noktalara gidebileceğini göstermeye çabalamaktadırlar. Diğer gezegenlerde yaşamak mümkün olabilir mi, biz oralara uyum sağlayabilir miyiz, oralarda yaşamaya uygun ortamlar geliştirebilir miyiz? Ya da dünya da kalıp doğayı tahrip ederek, diğer canlıları yok ederek küresel ısınmaya katkıda bulunarak ve eninde sonunda doğal kaynakların kullanımı çıkarlarına dayanan savaşlar nedeniyle, ırkımızın sonunu izlemeye devam mı edeceğiz? Geçenlerde başladığım ancak henüz bitiremediğim, Yuval Nooah Harari adlı yazarın “Hayvanlardan Tanrılara - Sapiens” adlı kitabının bir ölümünde, insanoğlunun devam eden evrim sürecinde nasıl bu kadar ileriye gittiğini irdelemektedir. Doğanın genel kanunu güçlü olan hayatta kalır olgusu insan için o kadar ileri boyutlardadır ki, besin incirinin en tepesindedir. Bu çok kısa bir zaman diliminde gerçekleşmiştir ve artık tepesinde bulunduğu besin zincirini yine çok hızlı bir şekilde yok etmeye başlamıştır insanoğlu. Bu zincirin tepesine oturmamızın ve bu düzeni bu kadar hızlı bir şekilde tahrip etmemizin nedeni çok hızlı bir evrim sürecine dahil olmamızdır. Evrimin çok hızlı bir şekilde ilerlemesinin ana nedeni ise 'Dil'dir. Kitabın ilk 60/65 sayfasını okuyup biraz daha bilgiyi detaylandırmanızı tavsiye ederek yukarıda bahsettiğim şeyleri filmle ilişkilendirmeye başlamak isterim: Spoiler: Film benim için: Amerika ordusundan askerler, uzaylılarla iletişim için yardımı dokunur diye dil bilimci ablamızı evinden alıp helikoptere bindirdikleri sahnede başladı aslında. Burada ilk defa karşılaştığı ve sonunda evleneceği fizikçi abimizle tanışır ablamız. Adam orada: 'pozitif bilimler her şeyi açıklar, dil bilimciye ne hacet' tarzı bir şeyler söyler. Temel olarak filmin bütün yukarıdaki gözlemlerim ışığında bahsettiğini düşündüğüm şey; dünya dışı varlıklar gelip insanlara: 'Kelimeler yeter. İletişim kurun birbirinizle. Biz uzaylıları da siz kurtaracaksınız 3000 yıl sonra ve bu sayede. Dürüst olun, şeffaf olun ve evrenin dilini anlamaya çalışın. Zira şuan kullandığınız 'Dil' sizi bu kadar geliştirdi. Sonunuzu hazırlamasından ziyade, onu yaşamın mucizesine katkıda bulunması adına, bir şeyleri pozitif yönde geliştirmek için kullanın. Bakın dünya ne hale geldi, şuana kadar ki sağlıksız, samimiyetsiz, dedikodu üstüne kurulu iletişiminiz yüzünden. Siyasetin yalan dolanları... 'Dil'in negatif yönde gelişmesi yüzünden; kağıt üstünde kurulan ülkelerin, kendi yarattıkları çıkarları ve bu çıkarlar yüzünden silahlanmaları, savaşmaları, daha fazla zenginleşme çabaları... Belki evrenin bize anlattıklarını sırf 'Dil'in gelişimine yanlış yön verdiğimiz için kaçırmaktayız. Birde kendinizi sorgulatan tarafı da var filmin. Filmin sonunda ablamızın, uzaylıların onu zaman kavramının algılanması konusunda aydınlatmasından mütevellit midir bilmem (burası da yoruma açık güzel bir nokta); geleceği görme yetisi kazanmasını işliyor. Bu yetisi sayesinde uzaylıların dünyaya aktarmak istediği mesajı gelecekte doğacak kızından (fizikçi abimizle evleniyor gelecekte ve kızları oluyor) destek alarak çözümlemesi ve dünyanın mesajı alıp refaha bürünmesini sağlaması… Bencilliği sorgulama kısmı şurada devreye giriyor: Ablamızın gelecekte doğacak kızının amansız bir hastalıktan öleceğini de görmesi ve fizikçi abimizin küçük kızı ve dil bilimci ablamızı terk etmesi... Ablamızın yerinde olsaydınız, geleceği görüp bu acıları yaşayacağınızı ama aynı zamanda dünyanın da kurtuluşunun o gelecekte saklı olduğunu bilseniz, onu değiştirmek için bir şey yapar mıydınız? Filmin bilim kurgu kısmına ise ne açıyla baktığınız önemli tabii. Interstellar'daki gibi kara delikler, evrenin ve zamanın bükülmesi, uzay mekiği, solucan delikleri gibi olguları göreceğim beklentileriyle giderseniz beğenmezsiniz. Yine bu ön yargı sebebiyle, karakterlerimizin 450 metrelik UFO'nun altından açılan o küçük kapıdan içeriye ilk girdikleri sahnedeki muhteşem görüntü yönetmenliğini de ve ‘uzaylı istilası oluyor lan şimdi ne olacak’ düşüncesindeki insanların nasıl bir hale bürünebileceğini bize sindire sindire anlatan fevkalade oyunculuğu de kaçırabilirsiniz. Bilim kurguysa aradığınız bu muhteşem sahne bile doyurmalı bence sizi. Çok detaya girmeyeceğim bilim kurgu kısmıyla ilgili, ama birçok sahne var buna benzer beni benden alan ve pozitif bilimlerin ışığında ilerleyen. Çok kısa bir paragraf yapıyorum diğerlerine oranla, çok uzadı çünkü. Şimdi ben; bana yukarıda bahsettiğim hisleri uyandıran ve yine yukarıdaki bahsettiğim fikirleri canlandıran, düşünmeme ve beynimi bu yazıyı yazmak için zorlamama katkıda bulunan bir film için nasıl kötü diye bilirim ya da kötü denmesine nasıl kulak tıkayabilirim siz söyleyin a dostlar?

Alp T.

Takip Et! 45 Takipçi 429 Eleştirisini Oku

5,0Kusursuz!
14.10.2016 tarihinde eklendi

Sicario, Prisoners ve Enemy gibi birbirinden farklı ve başarılı filmlerin yönetmeni Denis Villeneuve'nun yeni işi Arrival'ı dün akşam Filmekimi'nde Rexx sinemasında izleme fırsatı buldum. Açıkçası, bu film festivali resmen yıkıp geçti. Ve bu filmin bir özel yanı da Toronto ve Venedik film festivallerinden sonra dünyada 3. kez Rexx'de gösterilecek olmasıydı. Sırf bu yüzden bile bu film için çok heyecanlıydım. Arrival, çok başarılı bir çevirmen olan Doktor Louise Banks'in normal hayatını ve bir gün gezegenimize dünya dışından olan varlıkların uzay gemileriyle birlikte dünyaya gelmelerinden sonra hayatının nasıl değiştiğini anlatıyor. Ve bütün film, Doktor Banks ile bilimci Ian Donnely'nin orduyla birlikte çalışarak uzaylılarla iletişim kurma ve niyetlerini öğrenme çabalarına değiniyor kısaca. Şunu hemen aradan çıkartmak istiyorum; bu filmin yönetmeni Denis Villeneuve gerçekten de çok başarılı bir yönetmen. Her filmiyle seyirciye bambaşka bir tarz sunup onları şaşırtmayı ve etkilemeyi başarıyor. Bu yüzden de Arrival'dan epey etkilendim çünkü benim gözümde Arrival, Villeneuve'nun en iyi işi. Ve bunun için de çok güçlü nedenlerim var. Filmin temasından başlayalım. Arrival'ın teması, "Eğer uzaylılar dünyaya gelseydi insanlara ne olurdu?" gibi bir soruya değiniyor aslında. Bu konunun uçuk bilim kurgu filmlerinde defalarca işlendiğini gördük zaten, bu konuya yeterince aşinayız. İşte Arrival da farkını burada gösteriyor, böyle sıra dışı bir konuyu elinden geldiğince sade bir şekilde işliyor, böylece de seyirciye daha gerçekçi, daha etkileyici bir deneyim sunmuş oluyor. Bu filmin en güzel kısımlarından birisi de konusunun gerçekten hakkını vermesi, amacından uzaklaşmamasıydı. Normalde bu tarz filmler, araya romantizm serpiştirmeye çalışıp klişe metotlar kullanırken Arrival'ın neredeyse tamamı, uzaylıların dillerini anlama ve onlarla iletişim kurma ile ilgili. En başta bu kulağınıza belki sıkıcı gelebilir ama merak etmeyin, bu filmi izlerken konu sizi o kadar sürükleyecek ki, hiç sıkılmayacaksınız. Fakat filmin en ilginç taraflarından birisi de finaliydi. Spoiler vermeden size ancak şunu söyleyebilirim; bu filmin finalini izlerken yaşadığım "mind blown" duygusunu en son Predestination'ı izlerken yaşamıştım (merak etmeyin, iki filmin sonu birbirine hiç benzemiyor). Arrival'ın finali, üzerinde saatler boyunca konuşulacak niteliğe sahip ve bu filmin finalini konuşurken de aslında hiç uzaylılardan bahsetmediğinizi fark edeceksiniz. Bu film hem konusundan sapmamayı başaran, aynı zaman içerisinde de karakterlerine bir yoğunluk kazandırmayı başaran nadir filmlerden. Oyunculuklardan bahsedelim biraz da. Öncelikle Jeremy Renner'ın Ian karakterini epey sevdim ve The Hurt Locker'dan sonraki en iyi performansını bu filmde sergilediğini düşünüyorum. Karakteri oldukça samimiydi ve filme hem eğlence hem de bir gerçekçilik kazandırmayı başarmış. Forest Whitaker'ın Albay Webber karakteri de oldukça hoştu. Bu filme renk kattığını söyleyebilirim. Ama şu konuda hemfikirim ki, Amy Adams bu filmi resmen çaldı. Adams'ın performansıyla ilgili abartılı bir şey göremedim ve bu da çok iyiydi bence. Adams, bu filmde çok doğaldı ve her zamanki gibi döktürmeyi başarmış. Adams'ın Banks karakterini çok sevdim, bu filme duyguyu, gerçekçiliği ve etkileyiciliği getiren kişi kesinlikle o olmuş. Oscar'a aday olur mu bilmem ama bu filmdeki performansı kesinlikle görülmeye değer. Bunun dışında bu filmdeki detaylardan da çok etkilendim. Uzay gemilerinin tarzını, insanların uzaylılarla iletişim kurma çabalarını, filmin ortaya attığı yaratıcı fikirlerini ve etkileyici finalini... Kısacası bu filmle ilgili neredeyse her şeyi sevdim. Arrival, gerçekten de sade ama bir o kadar da etkileyici bir iş olmuş ve kesinlikle de türünün en iyi yapımlarından biri. Bu filmle ilgili bir sorunum var aslında ve o da epey ufak bir sorun. Her ne kadar Arrival'ı izlemenizi şiddetle tavsiye etsem de, beklentilerinizi düşürmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü bu film, akıllarda kurulan fikirlerden çok daha farklı bir şekilde ilerliyor ve ortaya yaratıcı bir şeyler çıkarıyor. Eğer Arrival'dan "bu film şöyle olacak, böyle olmasını istiyorum" gibi şeyler bekliyorsanız, lütfen beklemeyin. Sadece hiçbir beklentiniz olmadan bu filmi izleyin ve etkilenmeye hazır olun. Kısacası Arrival, son zamanlarda izlediğim en orijinal ve en etkileyici filmlerden birisi. Başarılı oyunculukları, böyle bir konuyu ele alış tarzı ve basitliği, ortaya çıkan işi daha da gerçekçi bir hale getiriyor. Arrival, ileride 2001: A Space Odyssey veya Interstellar gibi bir kült klasik haline gelir mi, bilmiyorum. Ama ortaya atılan ilginç fikirler ve farklı tonuyla Arrival, kesinlikle kaçırmamanız gereken filmlerden birisi. İyi seyirler. Not: Fakat bu filmin ne kadar etkileyici olduğu konusunda çok şaşkınım. Filmi izleyeli 1 gün olmasına rağmen hala Arrival'ın sonunu ve diğer sahneleri kafamdan çıkmıyor. Sanırım bu film uzun bir süre boyunca benimle kalacak. FİLMİN İYİ YANLARI: + Amy Adams ve Jeremy Renner. + Denis Villeneuve resmen kendisini aşmış. + Ortaya atılan farklı fikirler ve olayların sade ele alınması. + Şaşırtan finali. + Uzaylılarla iletişim kurma sahneleri. + Ufak detaylar. TOPLAM PUAN: 10/10

Sertug T.

Takip Et! 8 Takipçi 159 Eleştirisini Oku

4,5Muhteşem
3.12.2016 tarihinde eklendi

"Eğer hayatın nerde başlayıp nerde biteceğini bilseydin onu şekkilendirirmiydin" Açıkçası yalan yok izlerken beynim yandı diyebilirim Öncellikle cemdemirbolat adlı kullanıcıya teşekür etmek istiyorum . Cidden filmi iyi özetlemiş onun yorumunu okuduktan sonra filmi net anlayabildim. Öncellikle filme dönücek olursak Oyunculuklar çok iyiydi . Senaryo baya dolu doluydu sanki izlediğim 1.50 saatin 3 saat falan olduğunu düşündüm . Film biraz gerçekçi başladı ama Spoiler : Louise ın geleceği gördüğünü öğrendiğimizde iş daha fantastiğe kaçtı . Film aklımızda bazı soruları bırakarak açık kapı bitti. Ama filmin giriş - gelişme-sonuç kısımları çok iyi yapılmış uzaylılarla iletişim kurmak için yapılan çabalar ve onlara haraketlerimizi taklit etmeleri çizdikleri şekkilerikavramak için uğraşılan caba iyi örneklerdi . Sonda uzaylılarla savaşın eşiğine gelinmesi ve Louiseun bu durumu güçlerini kullanarak düzeltmesi fantastik bir sondu. Ama sanırım Silah diye bahsettikleri kişi Louise di . Kısacası aşırı beyin yakan bir film ama cidden muazzam olmuş diyebilirim . Bu yılın en iyi filmi olabilir . İyi Seyirler ... Puan : 10/8

UGUR-TAZEGÜL

Takip Et! 55 Takipçi 658 Eleştirisini Oku

5,0Kusursuz!
15.11.2016 tarihinde eklendi

10 /Üzerinden 10 Kaliteli bilim kurgu filmi izlemek artık çok zorlaştı. Contact, 2001: A Space Odyssey, 12 Monkeys, The Moon… Nerede böyle yapımlar diye soruyorum kendime. Gravity, Interstellar göz kırpar gibi oldu ama yerlerini doldurabileceğini düşünmüyorum. Şimdi de Arrival dediler, Amy Adams dediler, Denis Villeneuve dediler bir göz atalım dedik. Denis, Blade Runner’ın yeni versiyonunu çekeceği haberiyle gündeme gelmişti. Sicario ve Enemy yapımlarını da unutmamak lazım. İddialı yapımımıza şöyle SPOILERSIZ hali ile başlayacağım. Yapayalnız bir kadın. Amerika’nın bir üniversitesinde “Dil” üzerine eğitim veren, hakkında kitaplar yazmış bir öğretmen; Louise Banks (Amy Adams). Filmin ana karakteri, merkezi, her şeyi bu karakterdir. Tüm yükü Amy Adams taşıyor. Ki bu benim gibiler için yeterlidir. Hayranlıkla izledim filmi, Amy sayesinde. Her zamanki gibi dersini vermek üzere üniversiteye gelen Louise, koridorda ufak karmaşalar görür ancak önemsemez. Sınıfa girdiğinde ise bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar öğrenci vardır. Dersine başlamak üzereyken öğrencilere mesajlar, haberler gelmektedir. Televizyonu açtıklarında ise, Dünya’nın 12 yerine 12 tane bilinmeyen cismin indiğini öğrenirler. Dersi iptal etmek zorunda kalır ve evinin yolunu tutar. Ancak herkes panik halindedir. Bu devletin bir tatbikatı mı yoksa uzaylı istilası mı kimse bilmiyordur. Uzaylılardan daha tehlikeli bir şey varsa da o da panik yapmış insanlardır. Trafik kazaları olmakta, neden hala üzerimizdeler diye hükümete saldıranlar sokakta çevreye zarar vermektedir. Louise evinde yalnız başına haberleri izleyerek uyuyakalır ancak alçak uçan F-16’lar rahat bırakmaz. Panik yapmayan tek insan olarak boş üniversiteye gelen Louise Banks’in elinden haberleri izlemekten başka bir şey gelmez. Ancak odası bir albay ve devlet görevlileri tarafından ziyaret edilir ve Louise’in macerası başlar. Birazdan spoiler dahilinde incelememe başlayacağım. Filmi izlemeyenlere sinemada izlemelerini şiddetle tavsiye ediyorum. Gizem ve gerilim dolu bu bilim kurgu harikasını iliklerinizde hissetmeniz için, laptop ekranlarınızdan fazlasına ihtiyacınız var. Şimdiden iyi seyirler. SPOILER ! Louise Banks’in tek mutluluğu küçük kızıdır. Onunla oynamak, vakit geçirmek onu hayata tutunduran yegane şeydir. Kocasıyla görüşmemektedir. Bu ikisi için de içten içe sorundur. Birbirlerine yetseler de, sevgiyle dolsalar da hep bir yanları eksiktir. İnişli çıkışlı ilerleyen anne kız ilişkisi, Hannah’nın kansere yakalanmasıyla son bulur. Doğduğunda kucağından alınınca ağlayan kızına “Come back to me.” diyen anne, öldüğünde de çaresizce “Bana geri gel.” diyerek ağlamaktadır. Bu sahneleri Max Richter’ın On the Nature of Daylight parçası eşliğinde izliyoruz. Film başlar başlamaz ağlamamak elde değil. Yapayalnız annenin üniversite sahneleriyle film devam ediyor. Yukarıda anlattığım gibi olaylar devam ediyor. Albay, dil uzmanının önüne bir ses kaydı koyar. İngilizce sorulara, belli belirsiz seslerle cevap veren uzaylıları anlamak imkansızdır. Bunu fırsat bilen Louise, “Orada olmam gerek, başka türlü olmaz.” cevabını verir. Bu cevabı beğenmeyen Albay rest çeker ve bunun imkansız olduğu belirtip gider. Yine evinde haberleri izlerken uyuyakalan öğretmen, yoğun bir ışık, şiddetli bir ses ile uyanır. Helikopter ile gelen Albay’dır. Bu arada Albay’ı Forest Whitaker gibi bir üstad canlandırıyor. Helikoptere binen Louise, ekip arkadaşı Ian Donnelly ile tanışır. Kendi başarılı bir fizikçidir. Louise’in kitaplarını takip ettiğini görüyoruz. Birisi insanlığın en önemli silahının dil olduğunu, diğeri ise bilim olduğunu savunur. İki açıdan düşünen, iki farklı karakter tek bir görev için çağırılmıştır. Uzaylılarla iletişim kurabilir hale gelmek, mümkünse dillerini öğrenip, “Ne amaçla Dünya’ya geldiniz?” sorusunu sorabilmek için yola koyulurlar. Montana’da bulunan bilinmeyen cisme yakın bir askeri üsse gelirler. Buranın prosedürü katıdır. Sağlık kontrolleri yapılır, aşılar enjekte edilir ve her 18 saatte bir açılan kapının saati beklenir. 15 dakika kala bir alarm çalar ve ekip hazırlanır. Ekipte kayıt için askerler, albay, fizikçi ve dilbilimci bulunmaktadır. Kulaklıklar takılır, turuncu radyasyon vb. her şeyden korunmak için kıyafet giyilir, oksijen tüpleri vardır-çünkü uzay aracı atmosfer ortamını uzun süre sağlayamaz- ve yola koyulurlar. Bilinmeyen cisim havada durmaktadır. Dünya’nın yerçekimiyle bir ilişkisi bulunuyor gibi görünmüyordur. Bulunduğu yüksekliğe çıkmak için bir araca binerler ve o seviyeye kaldırılırlar. Fizikçi bilinmeyen cisim ile ilk fiziksel temasını kurduğunda heyecanı iliklerinde hisseder. Evet ben böyle anlatıyorum ancak ortamın gerginliğini yönetmen ve oyuncular kusursuz veriyor. Sanırım filmin en iyi yanı da bu. Dozu ayarlanmış bir gizem ve gerilim. Kapı açıldığında, araç belli bir seviyeye kadar daha yükseltilir. Bu seviye, dünyanın yerçekiminin sona erdiği seviyedir. Burdan sonrası geminin zemini, ekibin yerçekimidir. Dikey halden yataya geçiş, sürekli yapanlar için kolaydır. Ancak bizim ikili bu konuda deneyimsizdir. Bunun yanı sıra bir de korkuyorlardır. Albay yardımıyla çıkan Louise, tökezleyerek sıçrayan Ian… Uzaylılarla aralarında sadece bir ekran bulunmaktadır. Yoğun bir sis görünüyordur sadece. Heptapod’ların gelişiyle Albay, “They arrived.” der ve filmin ismini de zikretmiş olur. Çok severim böyle sahneleri. Yüzüklerin Efendisi ilk filmde, Elrond “Öyle olsun, sizinki Yüzük Kardeşliği olacak!” dediğinde ağlarım ben. Neyse, uzaylılar yani Heptapodlar -hepta latincede 7, pod ise ayak anlamına gelir- geldiğinde Ian ve Louise dağılır. Bunu gözlerinden, ten renklerinden anlayabiliyoruz. Bu yüzden Amy Adams mükemmel seçimdir belki de. Böyle durumda bu kadının gözleri, teni, dudağı, saçları bütünleşiyor resmen sahneyle. İlk karşılaşmadan sonra kendisini kusmamak için zor tutar. Ian için aynısı söylenemez. Tek kelime demeyen Louise, ikinci buluşma için hazırlıklıdır. Bir tahtaya “Human” yazıp kendi türünü tanıtacaktır. Albay, yeni fikirlere çok açık biri değildir. Ancak diğer ülkelerin sabırsızlığı onu her şeye muhtaç bırakacaktır. Dediğim gibi 12 farklı ülkeye indiler. Hepsi görüntülü konuşarak bilgi alışverişi yapmaktadır. Ancak, Çin ve Rusya bu konuda cephe alınca Amerika elini çabuk tutmak zorundadır. Burada bir propoganda var mı bilmiyorum. Umarım yoktur. Amerika, böyle filmlerde kendi ülkesini çok tutar, ancak bunu düşünmek istemiyorum. Bu filmi gölgelemesini istemiyorum. Louise’in planı sonuç verecektir. Human yazısını gören heptapodlar kendi dillerinde karşılık verirler. Bu ise her şeyin anahtarı olacaktır. Çünkü kelimeleri, harfleri, cümle yapıları çok karışık da olsa bir basamak olarak ilk temas kurulmuştur. Kendi ismini yazan “Louise” prosedürleri yıkar ve koruma kıyafetini çıkarıp ekrana yürür. Elini cam ekrana koyar ve ruhsal teması gerçekleştirir. Ian da ona katılır, ismini yazar ve tanışırlar. Heptapodlar da isimlerini ekrana ellerinin içinden çıkan mürekkep gibi bir şey ile yazar ve tanışmış olurlar. Yazıyı anlayamayan ikili birbirine bakar ve Ian onlara isimlerini verir; Abbott ve Costello. Buradan sonrası tamamen kelimeleri, harfleri algoritmalarla, benzerliklerle çözmeye kalmıştır. Uzun bir süreçtir. Ama en çok da Louise için. Halüsinasyonlar, hayaller, kızıyla anılarını görmeye başlar. Bu etki havadan değil, Ian’a olmadı çünkü. Lafı daha fazla uzatmayacağım. Louise seçilmiş kişidir. Uzaylılar, dillerini miras bırakacağı kişi Louise der. Uzaylılara sorulan “Neden buradasınız?” sorusuna “Silah,güç,kullanmak” gibi kelimelerle cevap alınınca Çin ve Rusya savaş açmaya karar verir. Amerikan askerleri de kendi içerisinde saldırı planı yapar ve bilinmeye cisimi patlatmaya kalkarlar. Bu sırada patlamaya Ian ve Louise de kurban gidecektir. Louise’le bağ kuran uzaylılar, onları uyarmaya çalışır ancak başaramayınca, son büyük mesajıyla birlikte bizim ikiliyi bombadan kurtarır. Bu saldırı sonucunda cisimler kendilerini daha yukarı taşır ancak herhangi bir misillemede bulunmazlar. Onlarla son kez konuşmak için harekete geçen Louise, cisime çekilir ve son konuşma yapılır. “Dilimiz size bir hediye. Bizim zamanımız düz bir çizgi değil geçmiş şimdi ve gelecek yok. Sana bir lütuf verildi. Gördüğün şeyler hayal değil. Silah, bir araç.” der ve tüm soruları çözmüş gibi yeni sorular verir. Gizemi mükemmel olan bu filmin analizi çok basit gibi ancak çok derin. Louise geleceği gördüğünün farkındadır artık. Kocası, kızı geleceğindedir. Bu yeteneğiyle dünyayı kurtaracaktır, Çin General’ini saldırıdan vazgeçirecek, kocasını da kendisinden. Evet kabataslak filmimiz böyle. Kusursuz bir yapım. Kusursuz oyunculuk. Yönetmek gelecek vaat ediyor. Bilim kurgu kategorisinden çok fazlası var filmde. Tek tür film tercih etmediğimden bu filmi de beğendim. Bir başka filmde görüşmek üzere.[spoiler][/spoiler]

Fatmanur D.

Takip Et! Eleştirisini Oku

5,0Kusursuz!
13.11.2016 tarihinde eklendi

Eğer klasik uzay filmlerinin aksiyonunu bekliyorsanız lütfen bu filme gitmeyin.. yapılan yorumlardan da göreceğiniz üzere hayal kırıklığı oluyor sonucu. Bu film gerçekten sizi düşünmeye iten ve filmi izlerken alacağınız küçük ipuçlarıyla sizi heyecanlandıran çok başarılı bir film olmuş. Filmden çıktıktan sonra 1 saat etkisinde kalıp üzerine derin düşüncelere dalacağınız hatta tekrar izlemek isteyeceğiniz nadir filmlerden bir tanesi.. inandığınız teorileri tekrar sorgulamaya hazır olun.! 😉

mai_yunus

Takip Et! 1 Takipçi 17 Eleştirisini Oku

5,0Kusursuz!
23.01.2017 tarihinde eklendi

Film kurgusu oldukça sıradışı. Aslında astrofizikçilerin belli bir zamandır üzerinde durdukları zamanın doğrusal değilde, döngüler içine girmiş gelecek ve şimdinin karması konusunu anlatmaya çalışıyor. Birde adamlar bizi artık uzaylıların varlığının kesin olduğu, artık her an çıkıp geleceği ve bunun an meselesi olduğunu iletiyor. Bazılarına bu çok absürt gelsede film gerçeklere çok uygun. Seyredin başkada birşey demeyeceğim….

burak S.

Takip Et! 1 Takipçi 7 Eleştirisini Oku

4,5Muhteşem
1.01.2017 tarihinde eklendi

Uzaylılar bu senaryoda dünyaya neden geldiler? Açıkçası filmin etrafında ördüğü konulardan birisi de aslında tam olarak bu. İnsanların amacı “Kurtuluş Günü”’ndeki gibi onları nasıl alt ederiz? değil, “Düş Kapanı” filmindeki entrikalı uzaylılar gibi olacaklarını da düşünmeyin. Uzaylıların dost göründüğü filmlerden bir tanesi diyebiliriz. Ancak onlar hakkında daha fazla bilgi vermesek daha iyi.

Eren A.

Takip Et! 2 Eleştirisini Oku

0,5Berbat
12.11.2016 tarihinde eklendi

Hiçbir film çocuk sevgisinin duygusallığını kullanarak prim yapmamlı diye düşünüyorum. O açıdan ne fantastik açıdan başarılı ne bilim kurgunun tam tadını verdi ne felsefi açıdan başarılı bir film... Yaşam ve hayat güzeldir ama bunı anlamak için çocuğunu kaybedecek bir annenim dramını izlemek konusu çok gereksiz. Bilim kurgu izleyeceklerini umanlar ise hayal kırıklığına ugrayacaktır.1/10 notum

Yiğit K.

Takip Et! 2 Eleştirisini Oku

1,5Kötü
13.04.2017 tarihinde eklendi

Zaman mekaniklileri hiçe sayılmış bilimsel hatalar içinde dans eden bir film yazar bari bi gidip interstealler izleseydide azaman mekanikleri hakkında bi kaç fikri olurdu...

Sevilay G.

Takip Et! Eleştirisini Oku

0,5Berbat
4.12.2016 tarihinde eklendi

Klişelerin Allahı bir Hollywood filmi. Yarısında çıktım dışarı. Bunu sevenin sinemadan anladığına ihtimal vermem. Eyy beyazperde nasıl 5 puan verdin bu filme? Lise 2. Sınıf erkekler mi yazıyor bu eleştrileri?

Burhanbatat

Takip Et! 6 Takipçi 2 Eleştirisini Oku

1,5Kötü
15.11.2016 tarihinde eklendi

Cok sey bekleyerek gittim ama film bittiginde bu ne simdi dedigim sacma filmlerden biri cikti efekler inanilmaz Spoiler: uzaylilarin tipleride cok degisik hosuma gitti ama ama ama....

Burçin Hanife M.

Takip Et! 5 Eleştirisini Oku

0,5Berbat
13.11.2016 tarihinde eklendi

Sosyal medyada o kadar şişirildi ki hatta yıldızlar arası ile bile kıyaslayanlar oldu sırf o yüzden gittim. 35 yaşındayım hayatımda izlediğim bazı en iğrenç nicolas cage filmlerinden bile daha iğrençti o kadar yani siz anlamışsınızdır ne demek istediğimi :(

Nazlisura14

Takip Et! Eleştirisini Oku

2,0Yetersiz
7.08.2018 tarihinde eklendi

Filmin sadece son yirmi dakikası iyiydi Yani geçen bir bucuk saati biraz toparlar gibi oldu sonunda. Onun disinda sacma bir uzaylı filmiydi . Hic olaysız akıcı olmayan bir film

Serkan D.

Takip Et! 6 Eleştirisini Oku

0,5Berbat
9.03.2018 tarihinde eklendi

Niye gelmiş peki bunlar, baştan sona aynı konu üzerinde durup sonunda bebek ister misin diyip filmi bitirdiler. Normal zekası ve duyguları olanlar izlemesin,

Mehmet ç.

Takip Et! 16 Eleştirisini Oku

4,5Muhteşem
23.12.2017 tarihinde eklendi

ARRİVAL kesinlikle baştan sona kadar merakla kendini izlettiren bir film en büyük başarısı da bu.Filmin son sahneleri ise felsefesi mesajları anlatmak istediğiyle büyük boyut atlıyor bize dilin gücünü anlatıyor kesinlikle izlemenizi tavsiye ettiğim film.Nefis müziği ve dil ile ilgili harika mesajlar aklınızdan günlerce çıkmayacak.İyi bir film de bunu başarabilmeli zaten

adgjmptw

Takip Et! Eleştirisini Oku

4,0Çok İyi
2.12.2017 tarihinde eklendi

Gerçekten şahane bir bilim kurgu izlemek çok zor. Bu filmin şahane olduğunu söylemiyorum ama kesinlikle izlemeye değer. Film bilim kurgudan daha çok fantastiğe kaymış gibi geldi bana. Spoiler: Gemilerin nereden geldiği, nasıl çalıştıkları, yerçekimini nasıl değiştirdiği gibi çoğu şey açıklanmamış. Bazı mantık hataları var. Gemiler park ettikten sonra mı herkesin haberi oluyor? Nasa masa hiç fark etmemiş, gelince televizyondan öğreniyoruz. Aaa uzaylı gelmiş. Garip tabi. Çin başkanının konuşmasını hatırlaması da mantık hatası gibi ama bence bilerek yapılmış. Dede paradoksunu vermeye çalışmışlar gibi. Kadının yazacağı kitabı okuması da buna dahil. Şimdi bu yaratıklar madem geleceği görüyor, zaman doğrusal değil bilmem ne, o zaman ileride insan dilini de öğreniyorlardır muhakkak. Diyeceğim şu ki niye tahtaya ingilizce olarak "hello world, we are friends" yazmıyorlar da weapon meapon yazıyorlar abidik gubidik formda? Niye yokuş yapıyorsunuz yani? Bir de sinir oldum, ey insan evladı; neden terk edecek adamla evlenip ölecek çocuğu doğuruyorsun? Her neyse işte, bir film insana bu kadar soru sorduruyorsa güzeldir.

Mustafa T.

Takip Et! Eleştirisini Oku

1,5Kötü
26.07.2017 tarihinde eklendi

bir film bu kadar güzel konulu olup da bu kadar harcanmaz. en ufak aksiyon ve mantık yok. yazık oldu 2 saate.

cansu-kar007

Takip Et! 2 Takipçi 9 Eleştirisini Oku

2,0Yetersiz
23.07.2017 tarihinde eklendi

Filmi pek beğenmedim açıkçası. Uzaylı filmi gibiydi ancak herşeyi bağladığı yer çok saçmaydı. Bilim-kurgu beklerken film alakasız bir şekilde bitiyor. Ben 10 üzerinden 5.5-6 ancak veririm. Sinemada izlenecek bir film değil.

Erdem TERZi

Takip Et! 3 Takipçi 34 Eleştirisini Oku

3,0Ortalama
26.02.2017 tarihinde eklendi

Kanımca abartılmış bir film! Filmin sonun da hiç te "Waaauuuwww müthiş film yapmışlar!" olmadım! Biraz ortalamanın üzerin de bir film! Hatta film bittiğin de "Bu mu yani bu kadar övülen film?" bile dedim kendi kendime!

Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
Back to Top