Beyazperdem
    Mission: Impossible Yansımalar
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    4,0
    Çok İyi
    Mission: Impossible Yansımalar

    Görevimiz hep tehlikelidir bizim

    Oktay Ege Kozak

    Spock’un dediği gibi ‘Çoğunluğun ihtiyaçları azınlığın ihtiyaçlarına oranla daha önemlidir’ mi geçerlidir mesele milyonlarca yaşamı kurtarmak için bir yaşamı feda etmek olduğunda? Ya da Görevimiz Tehlike sinema serisinin süper casusu Ethan Hunt’un (Tom Cruise) filozofisinde olduğu gibi her masum canlıyı korumak mı önemlidir, bu yaklaşım milyonlarca yaşamı riske etse bile? Altıncı Görevimiz Tehlike filmi Fallout’un başında Hunt, milyonlarca yaşamı söndürecek bir nükleer bombayı teröristlere kaptırmamak için girdiği bir görev sırasında ilk bölümden beri takım kankası olan Luther’ın (Ving Rhames) yaşamı ile bomba arasında seçim yapmak zorunda kalıyor, ve bu seçim filmi hem konu bakımından hem de tematik bakımdan bir araya getiriyor.

    Konu Mission İmpossible serisi olduğunda akla gelen ilk şey Cruise’un kendi dublörlüğünü yaptığı aksiyon sekanslarıdır. Seriyle haşır neşir olmuş genel seyirciye en favori aksiyon sahnelerini sorsanız hangi bölümün hangi dakikasına denk geldiğine kadar bilinçli olacaktır. Fakat her filmin konusunu sorsam o zaman biraz karmaşa olabilir. ‘Hunt ve ekibi milyonlarca insanı öldürecek bir bombayı eskiden ajan olan kötü adamın elinden kurtarmaya çalışır’ gibi bir konu özeti verseniz, serinin hemen her filmine uyacaktır ki, altıncı bölüm olan Fallout’a da gayet uyuyor.

    Tabi ki hayranların heyecanla beklediği öğe, her biri birbirinden çılgın olan, olabildiğince gerçek, CGI olmadan yapılan kavga, çatışma, kovalama vs... sekansları. Fakat beşinci bölüm Rogue Nation’dan transfer yazar/yönetmen Christopher McQuarrie’nin Hunt’un hiçbir yaşamı feda etmeyen filozofisinin acımasız modern dünyamızda ne kadar geçerli veya gerekli olduğunu sorgulaması en azından tematik bir ilgi katıyor hikayeye.

    Elindeki nükleer bombanın Hunt ve ekibi tarafından çalınması gereken eski ajan/şimdi psikopat kötü adam bu sefer İngiliz terörist Solomon Lane (Sean Harris). Tipik ekip üyelerinden olan Luther ve Benji’nin (Simon Pegg) yanında bu sefer acımasız sert ajan August (Henry Cavill) katılıyor ekibe. Cavill’in Justice League’de Süpermen’i canlandırırken bu filmi çektiği için bıyıklı oynamak zorunda kaldığı, bıyığın sonradan CGI ile çıkarılması bayağı haber olmuştu.

    Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki zaten baştan rezalet olan Justice League’deki bariz bıyıksız efekti safı Fallout’ta bıyıklı Cavill’in karizmasını görmek için gayet yerinde bir fedakarlık olmuş. Bu karakter hakkındaki konu sürprizlerini tahmin etmek her ne kadar kolay olsa da, Cruise ve Cavill’in filmin ilk perdesinde muazzam bir ikili olduğunu görmemek zor. Baştaki tuvalet kavga sahnesi bile tek başına bilet parasına değer.

    56 yaşındaki Cruise’un nasıl olup ta halen bu fiziğe, hıza ve kuvvete sahip olduğunu açıklamak bana düşmez, belki de Scientology’den gelen gizli formüller falan var. Fakat bariz olarak diyebileceğim, her filmde olduğu gibi gerçekten yaptığı aksiyon sekanslarının önceki filmlere kıyasla daha da çılgın olduğu (Evet, binadan binaya atlarken bacağını kırdığı çekim filme konmuş). Bu sahneleri açıklayarak ben bozmayayım, görmek lazım. Fakat en basitinden üçüncü perdedeki bir helikopterde yaptığını göz önünde bulundurursak halen yaşıyor olmasına şaşırmak lazım. Simon Pegg ve Ving Rhames, karakterlerinden bildiğimiz özellikleri beklediğimiz gibi getiriyor, hatta Luther’ın Hunt ile bağlantılı olan duygusal tarafını bile görüyoruz. Rogue Nation’un gerçek yıldızı olarak saydığım, hayret uyandıran Rebecca Ferguson’un canlandırdığı, Ethan Hunt’un yetenekleri ile yarışan Ilsa Faust ile de ilginç bazı seçimler yapmış McQuarrie. En azından bu karakter ve Ferguson’a, aksiyon serilerinde dişi kahramanlara yapıldığı gibi bir kenara atılıp sadaka olsun diye kısa bir aksiyon sahnesi verilmemiş.

    İki buçuk saatlik süresi ile serinin en uzun filmi Fallout ve her ne kadar sıkmasa bile bu süreyi bazen hissettiriyor. Çıkarılsa konuyu pek de etkilemeyecek bir kaç sahne var ve ikinci perde peş peşe gelen konu sürprizleri ile biraz bulamaç oluyor. Ama tırnak yedirten tansiyona sahip mükemmel üçüncü perde kinetik bir notla bitiriyor. Bu seri genelde her film ile yeni bir yönetmen dener. Bu sefer ilk kez aynı yönetmen kullanılmış, yani bir önceki filme tonal ve teknik bakımdan bu kadar benzeyen ilk bölüm olmuş Fallout. Fakat bir önceki filmin de harika Rogue Nation olduğunu akılda tutarsak bunun bir problem olmadığı belli.

     

     

    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top