Beyazperdem
Swiss Army Man
Fragmanlar
Oyuncular
Üye Eleştirileri
Basın Eleştirileri
Beyazperde Eleştirisi
Fotoğraflar
İlginç Detaylar
Box Office
Benzer Filmler
Haberler
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
4,5
Muhteşem
Swiss Army Man

“Madem Beni Sevmeyecektin, Neden Yarattın?”

Mary Shelley, klasikleşmiş romanı Frankenstein’da Tanrı’ya böyle sorar; “Madem beni sevmeyecektin, neden yarattın?” Bir tür, “tanrıya başkaldırı metnine” dönüşen bu eser, 19. yüzyılda yazılmış olmasına rağmen modernitenin insan hayatını getirdiği biçimi en iyi tarif eden romanlardan biri olduğu için bugün hala güncelliğini koruyor. Swiss Army Man, işte “modern insanın dönüştüğü canavarın” en absürt ve naif yorumu…

Daniel Kwan ve Daniel Scheinert, ilk uzun metrajlı filmleriyle bize yılın en sıra dışı filmini hediye etmekle kalmıyorlar, aynı zamanda modernite dediğimiz mefhumun içerisinde insan ve insan yaşamının “etkisizliğini” tokat gibi yüzümüze çarpıyorlar. Teknoloji hayatına nüfuz ettikçe yalnızlaşan, dünya büyürken kendisi küçülen bireyler, modern hayatın “vahşiliği” karşısında çaresiz ve tek başlarına… Tam da bu sebeple, Swiss Army Man’in iki “yalnız ve aslında her ikisi de ölü” karakteri, bu vahşiliğin tanımı gereği medeniyetten uzak bir yerde karşımıza çıkıyor. Açılış sekansında kendini asmak üzere olduğu anda bir cesetle, Manny (Daniel Radcliffe) ile karşılaşan Hank (Paul Dano), modern hayattan kaçarken adaya düşmüş talihsiz karakterimiz. Manny ise, hayatın sillesini yemekle kalmamış ve hatta onun tarafından “ölü” hale getirilmiş bir tür “Frankenstein"ımız. Bu elbette, Mary Shelley’nin romanında olduğu gibi etrafa korku saçan bir canavar değil ama en az onun kadar yalnız, ümitsiz, çaresiz ve ölü…

Mary Shelley, kurguladığı iki karakter Dr. Victor Frankenstein ve onun ölümsüzlüğe giden yolda, tanrıcılık oynarken yarattığı canavarıyla, bireyin toplum tarafından itildiği, sevilmediği, hor görüldüğü ve yalnızlaştırıldığı durumlarda dönüşebileceği hali tanımlıyordu. Swiss Army Man de, modern dünyadan kaçmayı tercih eden Hank ve toplumun ölü hale getirdiği Manny ile Dr. Frankenstein ile canavarının ilişkisini çiziyor; hatta çizmekle de kalmayıp Hank’in tıpkı Doktor gibi tanrıcılık oynayarak yavaş yavaş dirilttiği, hayatı öğrettiği Manny ile hikâyesini de meşhur romanın çıkış fikrine oturtuyor. En başta bulduğunda tamamen ölü olan Manny, Hank’in önce kendi yalnızlığını doldurma ardından da hayatı öğretme hevesiyle yavaş yavaş Frankenstein’ın canavarına benzer bir görünüm kazanıyor. Tabii karşınızda, bunu olabilecek en tuhaf, en akıl dışı, bazen mide bulandırıcı bazen de komik haliyle yapan bir film var. Çünkü adından hareketle, adeta bir “İsviçre çakısına” dönüşen Manny, zamanla bir ölü olmanın dışındaki tüm özelliklere sahip oluyor. Yalnızlıktan kurtuldukça ceset olmaktan çıkıyor, sevdikçe –ki burada Sarah figürü devreye giriyor- her şeyi yapabilecek güçte bir “çakıya” dönüşüyor. Ne zaman ki, Sarah ihtimali ortadan kalıyor, o zaman işlevini kaybediyor.

Benzer bir biçimde, “modern hayatın vahşiliğinde” birbirlerini sevdikçe ve yalnızlıktan kurtuldukça yaşama istekleri artan karakterlerimiz, tıpkı Mary Shelley’nin romanda olduğu gibi “sevgisizlik” ve “itilme” durumunda hayattan uzaklaşıyorlar. Manny’nin, küçük kızla karşılaştığı sekans ve tavır, Dr. Frankenstein’ın “ölü insanının” toplum tarafından hor görülmesi fikriyle paralellik taşıyor ve zaten Manny de, benzer bir vazgeçmişlik duygusuna kapılıyor. Shelley’nin canavarının, sevmek ve sevilmek için birine sahip olamayacağını anladığı ana benzer bir ruh hali bu. Sevilmeyeceksem, neden varım yakarışı… Pek çoğumuzun, yaptığı gibi…  

Film, modernitenin kolaylaştırdığı yaşamlarımız içerisinde giderek tek başımıza kalırken, sevgisizliğin bize hissettirdiklerini/hissettireceklerini düşünmemizi sağlıyor ve aslında basitçe şöyle diyor: Dünyayı kontrol etmenin bizi güçlü kıldığını düşünebiliriz fakat sevgiden uzaksak, salt bir ölüden ibaretiz. Ve o hayranlık duyduğumuz modernite, bize bunu yapacak yegâne düşman. Kendi yarattığımız canavarın karşısında, sadece aciziz…

Swiss Army Man, Mary Shelley’nin fikirlerinin müthiş bir alegorisi. Daniel Radcliffe ve Paul Dano’nun, olağanüstü performansları ve uyumlarıyla şapka çıkarılacak bir yapıt. Yılın en çekici ve bir o kadar da itici filmi… Sakın kaçırmayın.

basakbicak@gmail.com


https://twitter.com/BasakBicak
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
Daha Fazlasını Göster
Yorumları göster
Back to Top