Beyazperdem
    Hiçbir Zaman Burada Değildin
    Ortalama puan
    2,9
    5 Puanlama ve 2 Eleştiri
    0% (0 Eleştiri)
    50% (1 Eleştiri)
    50% (1 Eleştiri)
    0% (0 Eleştiri)
    0% (0 Eleştiri)
    0% (0 Eleştiri)
    Hiçbir Zaman Burada Değildin hakkında görüşlerin ?

    2 kullanıcı eleştirisi

    Alp T.
    Alp T.

    Takip Et! 57 Takipçi 440 Eleştirisini Oku

    4,5
    8 Nisan 2018 tarihinde eklendi
    Uzun bir sessizlik. Yanık bir fotoğraf. Kanlı bir çekiç. Kendisini bir poşet ile boğmaya çalışan bir adam. Ana karakterimiz Joe'ya dair gördüğümüz ilk şeyler bunlar. Joe, bir suç mahalinin içerisinde ama neler yaşandığını bilmiyoruz. Ve bu andan itibaren artık Joe'nun zihninin içerisindeyiz. Onun gördüklerini görüyor ve onun hissettiklerini hissediyoruz. Fakat yönetmen Lynne Ramsay, seyirciye Joe'yu çözümlemek için gereken parçaları bize gösterse de, onları birleştirmek adına hiçbir zaman kaybetmiyor ve direk konuya giriyor. Bu yüzden sadece 90 dakika süren bu filmin içerisinde hiçbir sahne boşa harcanmış hissi uyandırmıyor. İlerleyen sahnelerde Joe hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. İşindeki acımasızlığı, beklemekten hoşlanmayışı ve annesiyle arasındaki samimi ilişkiyi görüyoruz. Bütün bunlar olurken de Joe'nun çocukluğu ve askerliği sırasında yaşadığı travmatik olaylara dair birer saniyelik flashbackler görüyoruz. Fakat bu flashback sahneleri bir flashback gibi kullanılmak yerine bazı detayları açıklığa kavuşturmak için kullanılmış. Bütün bunlarla birlikte Joe'nun kötü bir çocukluk geçirdiğini, askerliği sırasında hiç unutamayacağı şeyleri gördüğünü ve acımasız bir tetikçi olduğunu göz önünde bulundurursak, karakteri çözümlemek daha ilgi çekici ve karmaşık bir hal alıyor. Ve filmin tamamı Joe'yu ve hikayenin derinliğini anlamamız için ufak ipuçları ile dolu. Yani, filmi izlerken tam olarak ne anlama geldiğini bilemeyeceğiniz ama filmden sonra bazı nedenlerden ötürü aklınızda kalacak şeyler. Mesela yeşil ile kırmızı rengin filmdeki baskınlığı, İncil, Angel Baby / Livin' On A Prayer şarkıları ve sürekli film boyunca arka planda olan araba ve konuşma sesleri. Ama benim için bunun gibi etmenler arasında en çok ön plana çıkan şey, su oldu. Bu filmde içerisinde suyun geçtiği ve herkesin gözünden kaçabilecek sahne var ki, bunu bir kere fark ettiğinizde görmezden gelemiyorsunuz. Film esnasında aldığım 8 sayfalık notların büyük çoğunluğu su üzerindeydi. Ve filmi izlemiş olmama rağmen hala bu konu hakkında kafa patlatmak istiyorum. Fakat ortada devam eden başka bir hikaye daha var. Joe'nun yaptığı iş, seks işçisi olarak kaçırılan genç kızları kurtarmaktır. Ve Senatör Albert Votto'nun kızı Nina kaçırıldığında Joe, her zamanki gibi sıradan planını uygular. Bir çekiç, bir bant ve birkaç içecek gibi şeyler aldıktan sonra hep yaptığı şeyleri yapar ve Nina'yı kurtarır. Fakat bundan sonra işler Joe'nun umduğu şekilde ilerlemez. Buradan filmin konusu Taxi Driver'ın güncellenmiş bir versiyonu ve sıradan bir intikam öyküsü gibi görünse de, filmin asıl amacı aslında bu değil. Bu film bir intikamdan ziyade aralıksız bir çığlıkmış gibi hissettiriyor. You Were Never Really Here'daki her bir kare, gözden kaçacak önemli detaylarla dolu. Filmin kısa süresine karşın hikayenin kendisini takip etmesi kolay olsa da, film bittikten sonra aslında tam olarak ne izlediğinizi anlamadığınızı ve bunca zaman boyunca devam eden başka bir hikayenin daha döndüğünü fark ediyorsunuz. Ve böyle bir etkiyi de Lynne Ramsay'den başka bir yönetmen yakalayamazdı. Çünkü You Were Never Really Here, her haliyle sinemanın neden var olduğunu kanıtlayan bir çalışma. Her bir saniyesini pür dikkat izlemeniz gereken ve eğer gözünüzü bir anlığına kırparsanız bile bir şeyleri kaçıracağınız filmlerden birisi. Filmin editörü Joe Bini, You Were Never Really Here'ı resmen 90 dakikalık bir canavara dönüştürmüş. Dediğim gibi filmde boşa harcanan tek bir sahne yok. Ve filmin ilk yarım saatinde Joe'nun dünyasına ve yaptığı işe dair yapılan hızlı bir girişten sonra kendinizi bu dünyanın merkezinde buluyorsunuz ve sondaki yazılar çıkana kadar içinden çıkamıyorsunuz. Şimdi de film hakkında herkesin en çok konuştuğu tarafa değineyim; şiddetin kullanımına. You Were Never Really Here; Drive veya Taxi Driver gibi filmlerin aksine, şiddetin doğurduğu kanlı sonuçlar yerine bunun karakterler üzerinde yarattığı etkiye odaklanıyor. Joe'nun bir deste adamı çekiçle öldürdüğü bölümleri bütün vuruş sesleri ve yoğun kan efektleri ile yakından izlemek yerine bunları uzaktaki bir güvenlik kamerasından görüyoruz. Veya Joe, Nina'yı kurtarırken birisini öldürdüğünde kamera ölen adama değil, Nina'nın yüzüne odaklanıyor. Bunun yarattığı sonuç ise en havalı aksiyon filmlerinden daha derin ve etkili olmayı başarıyor. Filmde şiddetin kullanıldığı her yer, tam olarak nasıl kullanıldığını göremediğiniz halde hafızanıza kazınmayı başarıyor. Bütün bunlar filmde yaşanırken Lynne Ramsay'in imzası haline gelen sabit kamera açıları, hızlı sahne geçişleri ve göz kamaştıran bir sinematografi, You Were Never Really Here'ı sadece hikayesi bakımından değil, teknik bakımdan da bir başyapıt haline getiriyor. Özellikle de filmdeki sesin kullanımına bayıldım. Joe'nun attığı her bir adım gibi ufak detaylardan gürültülü silah seslerine, sessiz anlarda olan gürültüden gürültülü anlarda kullanılan sessizliğe kadar, You Were Never Really Here'ı bu kadar etkili yapan etmenlerden birisi sesin kullanımıydı. Jonny Greenwood'un alışılmışın dışında olan dahiyane bestesi ise bütün bunları daha da iyi bir hale getiriyor. Lynne Ramsay, filmlerinde şiddeti ve duyguyu nasıl sulandırmadan kullanacağını iyi bilen ve bunu yaparken etkiyi azaltmak yerine arttırmayı başaran nadir yönetmenlerden birisi. Ramsay'in bu sıra dışı anlatım dili ise onu şu an çalışan en eşsiz yönetmenlerden birisi haline getiriyor. Bu filmin her bir karesi beni etkileyici ve ilgi çekiciydi. Joaquin Phoenix'in performansı hakkında ise, söyleyecek söz bile bulamıyorum. Phoenix, bu rolde resmen kaybolmuş gibiydi ve onu izlemek tek kelimeyle inanılmazdı. You Were Never Really Here, Cannes'de aldığı En İyi Senaryo ile En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini ve daha fazlasını hak eden bir film. Bu yılın en eşsiz sinema deneyimlerinden ve resmin tamamını görmek için birden fazla defa görmeniz gereken filmlerden birisi. Daha yeni izlemiş olmama rağmen sanki film, beni şu an yeniden deneyimlemeye çağırıyormuş gibi hissediyorum. Bu arada madem incelemem bitiyor, size bu filmde yaşadığım deneyimden de bahsetmemek olmaz. Eğer İstanbul Film Festivali'nde gideceğim filmler için yaptığım listemi gördüyseniz, You Were Never Really Here'ın listede olmadığını görmüşsünüzdür. Çünkü biletlerin çıktığı ilk gün gişede önden ikinci sırada olmama rağmen bu filmin gitmek istediğim seansına yer kalmamıştı. Hatta sadece o seans değil, hiçbir seansta yer yoktu. Hatta daha sonra film için açılan ek seansın biletleri bile anında tükendi. Ben de bu yüzden dün akşam filmi izlemek için yarım saat boyunca kuyrukta bekledim, çünkü son anda seansa gelmeyen birisi olursa onun biletlerini bizim almamız mümkün olabiliyor. Fakat işin ilginç yanı, seansa gelmeyen kimse yoktu. Koca salonun tamamı doluydu, en ön dahil. Ve salonun tamamı dolu olduğundan gişe sadece 10 tane ek bilet çıkarabildi, merdivenlerde izlemek için. Ben de son saniyede bileti almayı başardım ve filmin tamamını salondaki merdivenin kenarında oturarak izledim. Sonuçta epey ilginç bir deneyim oldu. Ama bütün bunların rahatlıkla değdiğini söyleyebilirim. You Were Never Really Here'ı festivalde veya vizyona girdiğinde sakın kaçırmayın, son yıllarda yaşadığınız en eşsiz deneyimlerden birisi olacak. İyi seyirler. PUANIM: 9/10
    martinscorsese
    martinscorsese

    Takip Et! 2 Takipçi 113 Eleştirisini Oku

    3,5
    28 Nisan 2019 tarihinde eklendi
    Film atmosfer olarak bana klasik Çin Mahallesi filmini hatırlattı. Joaquin Phoenix de Jack Nicholson kadar iyiydi.
    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri
    Back to Top