Hesabım
    Beni Adınla Çağır
    Ortalama puan
    3,2
    yayın
    • Hurriyet
    • Sözcü
    • Birgün
    • Habertürk
    • Sabah

    Her dergi ve gazetenin puanlama sistemi farklı olduğu için, Beyazperde, puanları 0.5 - 5 yıldız üzerinden, kendi barometresine göre vermiştir.

    Basın Eleştirisi

    Hurriyet

    Yazar: Uğur Vardan

    Peki nedir ‘Beni Adınla Çağır’ın kerameti? Ben kendi adıma genel coşkunun dışında kalsam da, sanki “Evet, neden beğenildiğini çok iyi anlıyorum” tadındayım. Bir kere Guadagnino’nun sunduğu dünya, vakti zamanında Bertolucci’nin ve kimi Fransız yönetmenlerin pastoral görüntüler eşliğinde anlattığı, safi romantizm kokan, sadece kadın-erkek ilişkilerine odaklanmış, ekonomik açıdan dertsiz burjuvaların ön planda olduğu, bazılarının hayat dolu, bazılarının ise tükenişe doğru yol aldığı karakterlerle bezeli filmlerini hatırlatıyor. Ki Guadagnino da bir önceki filmi ‘A Bigger Splash’te Fransız Jacques Deray’ın ‘La piscine’ini yeniden çekerek bu dünyaya olan ilgisini daha önceden de göstermişti. Dolayısıyla ‘Beni Adınla Çağır’, sinemayla az çok derinlikli ilişkide bulunanların aklına, hafızalarındaki yerleri sağlam bu yapıtları getirdi ve nostaljik zaaflarımızla da çaldı kalplerimizi (ya da kalpleri)...

    Eleştirinin tamamı için: Hurriyet

    Sözcü

    Yazar: Burak Göral

    "Beni Adınla Çağır" Elio'nun kendi cinsel yönelimini ve aşkı ilk kez keşfettiği günleri anlatıyor. Yönetmen Guadagnino ilk aşkın içinde yatan heyecan ve gerginliği çok iyi yansıtmayı başarıyor filminde. Guadagnino, Andre Aciman'ın bizde "Adınla Çağır Beni" adıyla yayımlanan romanını usta senarist Jemes Ivory ile birlikte uyarlamış sinemaya. Kitapta okurken burası nasıl sinemeya uyarlanabilir ki diyebileceğiniz bazı duyguları müthiş görsel karşılıklar bularak sahnelendirmişler... İki genç erkeğin arasındaki eroitzm de çok gerçekçi sunulmuş. İkisi de birbirlerine merakla, duyguyla ve yarı-utangaçlıkla, heyecanla sokuluyorlar. Bu açıdan iki oyuncu da ustaca yönetilmişler.

    Eleştirinin tamamı için: Sözcü

    Birgün

    Yazar: Cüneyt Cebenoyan

    İki âşık arasındaki yaş farkı rahatsız edici olsa da yönetmen Luca Guadagnino bunu hissettirmemek, eşitler arasında geçen bir ilişki gibi algılatmak için elinden geleni yapıyor. Eşlerden ikisinin de canı yanmıyor sonuçta, bu durumda kimseye bir laf etmek düşmez belki de. Fakat 30’lu yaşlardaki, muhtemelen post-doc yani doktora sonrası kitabını yazan bir araştırma görevlisinin, 17 yaşındaki bir lise öğrencisiyle, kız ya da erkek fark etmez, aşk yaşaması durumunda, ben o adamda çok tuhaf ve güvenilmez bir şey olduğunu düşünürüm. Timothée Chalamet’nin çelimsiz vücuduyla, Armie Hammer’ın gelişmiş erkek vücudu arasında o kadar büyük fark var ki, biraz irkilmemek zor. Biri yetişkin bir erkek, diğeri yeni yetme, nihayetinde bir çocuk vücuduna sahip. Bir yandan 18 yaşından küçük kızların evlendirilmesine karşı çıkarken, bir yandan da bu aşkta yüce bir şeyler bulanlar kendilerini sorgulamalılar.

    Eleştirinin tamamı için: Birgün

    Habertürk

    Yazar: Mehmet Açar

    Başta Oscar adayı genç Timothée Chalamet olmak üzere oyunculuklar ölçülü ve sağlam. Taylandlı görüntü yönetmeni Sayombhu Mukdeeprom’un eski usul 35 mm olarak çektiği, “pelikül estetiği”nin kendine özgü “organik görsel doku”sundan faydalanan çalışmasını da unutmamak gerekiyor. Guadagnino-Mukdeeprom ikilisi sıcak, canlı renklerden uzak durup, doğal pastel tonlar üzerine kurmuşlar filmi. Gökyüzü masmavi değil mesela. Renklerin o hafif solukluğu 1980’li yıllardan kalma fotoğrafları da hatırlatıyor. Son olarak, Sufjan Stevens’in “The Mystery of Love” adlı şarkısının filme hüzünle neşe arasında hoş bir hava kattığını da belirtelim.

    Eleştirinin tamamı için: Habertürk

    Sabah

    Yazar: Olkan Özyurt

    Yıllar öncesinde Melissa P. filmiyle adını duyuran ama asıl olarak 2015 yapımı Sen Benimsin filmiyle takdir toplayan Guadagnino'nun filmografisine vakıf olanlar için, yönetmenin sinemasında belgeselini de çektiği Bertolucci etkisi olduğu gözden kaçmaz. Beni Adınla Çağır'da da bu etki var. Ama Bertolucci'ye göre daha parlak renkleri ve geniş açıları tercih ettiği de bir gerçek. Hikayenin gücüyle Guadagnino, Oliver ve Elio arasındaki ilk gençlik aşkını derinlemesine anlatmayı başarıyor. Dönem ruhunu başarıyla yansıtıyor. Fakat filmin kendi janrında bir başyapıt muamelesi görmesi çok anlaşılır değil. Genel olarak farkını finaldeki Elio ile babası arasındaki konuşmada ortaya kokuyor.

    Eleştirinin tamamı için: Sabah
    Daha Fazlasını Göster
    Back to Top