Filmleri oyla!
Beyazperdem
    Otomatik Portakal
    Ortalama puan
    4,2
    1170 Puanlama ve 183 Eleştiri
    dağılımı 183 Eleştiri notla
    51 Eleştiri
    92 Eleştiri
    14 Eleştiri
    10 Eleştiri
    4 Eleştiri
    12 Eleştiri
    Otomatik Portakal hakkında görüşlerin ?

    183 kullanıcı eleştirisi

    KaliteTAKİP
    KaliteTAKİP

    Takip Et! 519 Takipçi 873 Eleştirisini Oku

    3,5
    1 Temmuz 2015 tarihinde eklendi
    "DÜŞÜNMEK ÇARESİZLERİN İŞİDİR." şiddet uygulamaktan zevk alan ve arkadaşlarıyla beraber çevredeki insanlara bulaşan, tüm bunlar da yetmiyormuş gibi insanları öldürmekten zevk alan bir adam. arkadaşlarının attığı kazıkla hapise düşen ve hapise düştükten sonra hükumetin uyguladığı bir terapi programıyla zararsız bir insana dönüştürülmeye çalışılan bir adamın hikayesi. film kültleşmiş ve zamanında büyük bir sükse yakalamış. bunun nedeni sanırım iddialı şiddet ve aksiyon sahneleri. çünkü film 71 yılına ait olmasına rağmen inanılmaz güzel aksiyon sahneleri var. şiddet sahneleri de bir o kadar iyi yapılmış. fakat ben bu filmin de abartıldığı kadar iyi olduğunu düşünmüyorum. tamam ders veriyor olabilir ama kesinlikle bu kadar yüksek puanları hak etmiyor bana kalırsa. filmde kullanılan müzikleri sevdim. enteresan ve bir o kadar da güzeldi. sonuç olarak A Clockwork Orange garipti. kült ve Kubrick tarzı filmleri sevenler izlesin iyi seyirler...
    gordeslideniro
    gordeslideniro

    Takip Et! 6 Takipçi 130 Eleştirisini Oku

    5,0
    26 Nisan 2009 tarihinde eklendi
    Stanley Kubrickten kesinlikle bir başyapıt. Tecavüz-adam öldürme - gasp - para çalmak gibi birbirinden pis işlere bürünen dört sokak çetesinin liderinin başından geçen hikayeyi konu edinen film belki de Kubrickin yapmış olduğu en iyi roman uyarlaması. Sisteme ve toplum yapısına getirdiği eleştirisel yaklaşımlarıyla sıradışı bir film. Şiddet ve şiddetin toplumsallaşması üzerine kurulu bir kült.queer as a clockwork orange deyişinden alıyor ismini. Bu deyiş olabilecek en garip davranışları ve özellikleri barındıran kişiler için kullanılıyormuş. Portakalın organikliği insanlığı temsil ederken, otomatik kelimesi de makineleşmeyi anlatıyor diyebiliriz; yani makineleşmiş bir insanı.Yazar Antony Burges kitabında şöyle der:'Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum'
    kruvasan
    kruvasan

    Takip Et! 4 Takipçi 134 Eleştirisini Oku

    5,0
    29 Haziran 2007 tarihinde eklendi
    Beş kere keyifle izlediğim bir filmMuhteş’m bir başyap’t. Herşeyin şiddet ve cinsellikten oluştuğu bir ort’mda şiddet ve cinsellikle güdümlenen gençlerden ne yapılması beklenirdi...Stanley kubrick kendi nev’inden geleceği ele almış ve gidişata bakarak gelecekte muhtemel distopia tablosu çizmiş bu tabloda Alex2in evine girerken gördüğümüz gibi dini motfileri simgeleyen resimlere cinsel organlar çizilmiş küfürler yazılmış barlardaki sandalyeler içki alınan yerler yine kadın istismarı ve cinsel objelerle bezenmiş ve içkilerinin muhteviyatı insanları 'düz duvara tırmandıracak hale gelmiş' (bkz:enerji içecekleri). arabaları hız tutkunlarının trafik canavarlarının istediği şekilde geliştirilmiş. Çeşitli meslek gruplarındaki üst düzey kişiler homoseksüel veya teşhirci. Gençler çeteleşmiş ve hatta dilleri bile değişmiş. Vesaire vesaire birçok betimleme hatta metafor görebiliyoruz Kubrick’in bu distopik dünyasıyla alakadar.Ve olan oluyor şiddet bastırılmak zorunda kalınıyor Kubrick (aslında daha doğrusu kitabın yazarı Anthony Burgess) bunu Alex ile gösteriyor bizlere @ma belki de kaçınılmaz olarak görülecek bir çözüm yolu görülüyor yetkililerce. Neuro linguistic Progr’mming benzeri bir şekilde Aleximizi şiddetten ve cinsellikten midesi bulandırır hale getiriyor ve salıyor 'düzelmemiş' dünyaya yani kurtlar sofrasında ve yaş@m ondan çok abartılı bir şekilde alıyor intik’mını.
    sinema
    1 ziyaretçi
    5,0
    9 Ağustos 2012 tarihinde eklendi
    Kitaptan uyarlanmış bir kara mizah örneği. Ailelerin içindeki şiddetten, cinsellikten ötürü çocuklarının görmeyi çok istemesine rağmen engel çıktıkları ilginç psikolojik traji-komedi. Bazı sahnelerde şiddetin ve cinselliğin aşırıya kaçtığı sınırı aştığı bir gerçek ama anca gerçek insanların başka insanlara çektirdiği acı, zarar sınır tanımazlık bu şekilde anlatılabilirdi. Kötü bir espri anlayışı olan serserinin acımasız hayatı gibi bir şey karşımızdaki. Kendi çetesini kuran Alex savunmasız, masum insanlara zarar veriyor. Yaptığı işkencelerde günümüzden birçok olay örneği bulabilirsiniz. İnsanın içindeki şiddeti arzulayan küçük canavarı anlatıyor film. Ama sonrasında film değişiyor başka bir renk oluyor. Psikolojik durumlar çıkıyor. Birisini şiddetin kötülüğünü anlatmak için kendi yaptığı şiddeti gözleri sonuna kadar açık halde izletmek kadar iyi bir yöntem var mı? Karakterimizin yaptığı işkencelerin benzerini gördüğü zaman midesi bulanıyor, bağırıyor durmasını istiyor, beynine bir duvar örülüyor sanki. Tabii bütün bunların sonrasında görüş açısı ters köşe. Seçme hakkını kaybetmiştir artık iyi ile kötü arasındaki kararı kendisi veremez sadece beynindeki düşünce duvarı her zaman iyiyi gösterir. Ama seçim hakkını kaybedince insanlığını kaybetmiştir. Kült yapım anlatmak istedikleriyle, bir yandan kargaşa, işkence ve şiddetin arasından ışıldayan kapkara mizahıyla insanın psikolojisini iyi bir şekilde ele alan yapım.
    emre-psycho
    emre-psycho

    Takip Et! 4 Takipçi 72 Eleştirisini Oku

    5,0
    29 Temmuz 2007 tarihinde eklendi
    içinde bulunduğumuz dünyanın gerçek yüzünü şak diye suratımıza çarpan bir film...
    volkanick
    volkanick

    Takip Et! 75 Takipçi 679 Eleştirisini Oku

    1,5
    2 Kasım 2011 tarihinde eklendi
    Film görüntü ve ses olarak gayet siradan, yabanci dil ögrenimi için çekilen basit videolar ile ayni kalitede.Bazi oyunculuklar özellikle tekerlekli sandalyedeki yazari kastediyorum berbat derecede abartili ve komik... Filmin hikayesine gelince belirsiz bir zamanda geçen film lise çaglarindaki bir grup gencin zevk için siddet eylemlerini anlatiyor.Alex adli sahsin basini çektigi grup çiplak kadin görünümlü masalara sahip bir barda süt! ve bazi haplarla kafa yapip disaridaki savunmasiz insanlara saldirmaktadir.Son eylemlerinde Alex, sahibi tarafindan çok degerli bir sanat eseri oldugu iddia edilen dev boyutlarda porselen bir penis ile cinayet isledikten sonra çete içi çekismelerin sonucunda arkadaslari tarafindan satisa geliyor ve hapishaneye düsüyor.Burada bakan oldugu düsünülen bir sahsin tedavi projesine gönüllü olarak katiliyor.Kendisine klasik müzik esliginde zorla siddet içerikli filmler izletiliyor.Üstelik bu sirada sigara birakma haplari gibi siddet olaylarina tanik oldugunda bundan eskisi gibi zevk almak yerine mide bulantisi benzeri rahatsizliklar duymasini saglayacak ilaçlar veriliyor.falan filan diye devam ediyor... Sinema tarihinin en önemli filmlerinden oldugu iddia edilen yapit, belli ideolojik çevrelerce sisirilmis ve 'sinemadan anlamiyor demesinler' düsüncesiyle güdümlü baskin insan davranisi neticesinde sahte övgülerle sisirilmeye devam edilen bir balon hüviyetindedir.
    Ali D.
    Ali D.

    Takip Et! 3 Takipçi Eleştirisini Oku

    0,5
    30 Temmuz 2014 tarihinde eklendi
    Konusu üzerinden yola çıkarsak bu kadar saçmalığa girmelerine gerek yoktu. Filmin kendi tarzı ve kendi havası var ama filmin zayıflığına giydirilmiş süs gibi duruyor sadece. Bana Hande Yenerin tarz yapmaya çalışırken ipin ucunu kaçırıp çuvalladığı zamanları hatırlatıyor. En fazla bir kez izlenebilir sonra hatırlamak bile istemeyeceksiniz.
    Ugur T
    Ugur T

    Takip Et! 201 Takipçi 666 Eleştirisini Oku

    5,0
    1 Kasım 2011 tarihinde eklendi
    uğur tazegül..................tolga taze24@hotmail.comfilm hakkındaki yorumumOtomatik Portakal bugüne kadar hakkında en çok konuşulan filmler listesinde ilk ona girebileceklerden biri. Hatta imdb ye göre tarihin en tehlikeli 25 filminden bir tanesi. Anthony Burgessin Otomatik Portakal adlı romanından uyarlanan film, içerdiği birçok cesur sahne ya da şiddet gösterileri şeklinde yorumlanan çekimleri ile o kadar çok tartışıldı ki, bazen eleştiriler yönetmenin dehasının ya da filmin asıl söyleminin önüne geçebildi. Eleştiriler kimi zaman haklı olsa da, film aslında o dönemin marjinal ruhunu yansıtıyordu. 1999 yılında kaybettiğimiz, Hollywoodun görüp görebileceği en büyük auteurlerden biri olan Stanley Kubrick tarafından çekilen film, ABDnin; daha doğrusu tüm dünyanın kabuk değiştirdiği bir döneme rast geliyordu. 1971 gibi gençlik hareketlerinin ve radikal bakış açılarının yükseldiği tarihsel bir kesitte, Kubrick de dönemin ruhunu yakalayarak oldukça cesur bir üslup benimsedi: Kendinden hiç ödün vermeyerek sinema tarihinin en şiddetli ve en yıkıcı film örneklerinden birini yönetti.Böylesi bir giriş fazla 'hızlı' bulunabilir: Ancak filmi izlememiş ya da hakkında henüz yorum okumamış izleyiciler için ufak bir dipnotla başlamak, filmin sadece bir şiddet gösterisi olduğunu ya da şiddeti estetize ettiğini belirten eleştilerin önyargısını engellemek amacını taşıyor. Otomotik Portakalın başrol koltuğunda tek başına şiddet değil, onun eleştirisi de oturuyor: Bu kimi zaman bir sokak çetesinin nedensiz bir şekilde gerçekleştirdiği şiddet, kimi zaman da devlet eliyle sistematik bir şekilde yerine getirilen şiddet olsun; Otomatik Portakal merkezine hep şiddetin eleştirisini alıyor. Ancak film ben eleştiri yapıyorum diye kartlarını açık oynamadığından birçok eleştirmenin kafasını karıştırıyor. Unuttukları nokta eleştiriyi Kubrickin yapıyor oluşu: Alaysı, üstü örtük, kimi zaman sinik ama her zaman izleyiciyi zorlayan, rahatsız ve hatta şok edici..Post-Endüstriyel Bir Toplumdan Siyah Beyaz Enstanteneler (!)Otomatik Portakal İngilterede, ileriki bir tarihte, sanayi sonrası bir uygarlığın distopik manzaralar sunan dünyasında geçiyor. Ancak distopik dememize bakmayın, bu dünya isminin çağrıştırdığı gibi kara değil. Tam aksine bembeyaz, herşey aseptik süreçlerden geçirilmiş ve hijyen kazanmış. Bu kadar beyaz ve temiz bir dünyaya siyahını veren ise gece karanlıkta ortaya çıkan ahlakı bozuk, hiçbir kurala ve inanca bağlı olmayan sokak çeteleri. Tıpkı Doktor Jeykıllın Mr. Hydea dönüşmesi gibi gündüz bir saat gibi işleyen sistemin içinden geceleri korkunç sokak çeteleri çıkıyor. Masum insanlara hiç olmadık şekillerde ve durduk yere, nedensizce uygulanan şiddet bu son derece gelişmiş toplumun ve tıkır tıkır işleyen sistemin üstüne kara bulutlar gibi çöküyor.İşte bu şiddet uygulayıcılarından biri de başını Alexin (Malcolm McDowell) çektiği sokak çetesi. Her gece gittikleri barda bıçaklı süt adını verdikleri beyaz içkilerini içtikten sonra, 19. yüzyılın ilerici burjuvalarının korkunç parodisini yansıtan beyaz kostümleri ile sokağa çıkıp 'o günün talihlisini' arıyorlar. Onların ayak seslerini duyanlar birer birer evlerine kaçışıyor, sokak kapılarını kilitliyor, kepenklerini sımsıkı örtüyor ve sıcak sarı odalarında televizyonlarını izleyerek sokaktaki gerçeklikten kendilerini soyutladıklarını düşünüyorlar. Halbuki yarınki talihli onlar olabilir, Alexin bastonunun kimin kafasına ineceği hiç belli olmaz. Bu kimi zaman oldukça yaşlı bir sokak insanı oluyor, kimi zaman bir kadın ve hatta bir çocuk. Nefes alan herhangi bir canlı Alex ve çetesinin şiddet uygulaması için yeterli.Gördüğümüz en marjinal anti-kahramanlardan biri olan Alexin kendisine örnek aldığı şahsiyet ise modernitenin yine en marjinal isimlerinden biri olan Ludwig Beethoven. Bu dahi müzisyenin kendi döneminde bir çılgın sayılması dışında Alex ile arasında bir benzerlik kurmak çok zor. Ama filmlerinde müziğe çok önem veren ve müziği anlatısının en önemli bileşenlerinden biri haline getiren Kubrickin Beethovenı kitaptakinin aksine bu denli vurgulaması tesadüf olmasa gerek. Modernitenin ve proje olarak modern değerlerin bir simgesi konumunda olan Beethoven, belki de Alexin çelişkilerle dolu kişiliğini tamamlayan en önemli ipucu. Alex özgürlük,eşitlik ve kardeşlik söyleminin savunucusu Beethovenın tersine döndürülmüş hali gibi. Hümanitenin, ahlaki değerlerin ve kodların tam karşı kutbunda yer alan, daha doğru bir deyişle herhangi bir kutupta yer almayıp oyununu kaygan zeminde sahneleyen Alex, Beethovenı tutkuyla dinliyor. Onu dinlerken kendinden geçiyor, kapalı gözlerinin ardında gördükleri ise kanlı dövüşmeler, ırza geçişler, kıyımlar.. Hatta Alex Beethoven ile girdiği bu 'gündüz düşleri'ni, geceleri masumların kabusları olarak gerçekleştiriyor. Filmin en çok tartışılan sekanslarından biri olan ünlü tecavüz sahnesinde Alex ve çetesi Beethovenın Kardeşliğe Çağrı-Dokuzuncu Senfonisi eşliğinde bir kadına tecavüz ediyorlar. Slow motion çekimlerle beraber müziğin senkronizasyonu ve görüntünün içeriği, bu sahnenin çoğu kişi tarafından şiddetin estetiği olarak yorumlanmasına yol açmıştı. Daha çok Antonin Artaudnun vahşet tiyarosundaki bir oyunu andıran bu sekans bütün olarak Kubrick filmografisini ele aldığımızda anlam kazanıyor. Üstat Kubrick, birbirinden zıt öğeleri aynı sahne içinde kullanarak izleyiciyi olaydan yabancılaştırıyor, hem de eşine az rastlanır bir ironi yaratıyor. Kubrick cinsellik ve şiddet gibi insanın varoluşundan itibaren içinde taşıdığı içgüdüleri sorgulayarak, bu temalar üzerinden gerçekleştirdiği ironinin tüm filmin ruhuna işlemesini sağlıyor .Şiddet Devletin Ellerinde...Sokaklara şiddet saçan, gecelerin korkulu rüyası bu çetede de işler her zaman yolunda gitmiyor. Aslında filmin doruk noktası sayılacak yazarın evine yapılan ziyaret (!) sahnesi çetenin içindeki çözülmelerin de başlangıcı gibi. Kendisi ile ilgilenmek üzere atanan sosyal görevliyi ve ailesini 'uslu durduğu' yalanları ile kandıran ancak günlerini seks ve şiddetle geçiren Alex bir gece arkadaşları ile şehir dışındaki bir evin kapılarına dayanır. Bastıkları evde 'Otomatik Portakal' isimli kitabın yazarı Alexander (Patrick Magee) ve eşi (Adrienne Corri) yaşamaktadır. Yazarı çok kötü bir şekilde döven çete kadına tecavüz eder. Hatta Alexin eline geçirdiği Beethoven heykelciği ile kadının peşinden koşma sahnesi manidardır. O ana kadar böylesi hümanist bir müziği dinleyen Alex için taşıdığımız o minnacık ümit parçası dağılıp gider. Beethoven Alexin elinde sadizme özgü fantastik bir şiddet aracı haline gelir.O günden sonra çete içindeki rüştünü üspatladığını düşünen Alex, kendi arkadaşlarına da emirler yağdırmaya ve onları aşağılamaya başlar. Ancak çetenin diğer elemanları buna katlanamayacaklardır. Pete, Georgie ve Aptalof üçlüsü Alexin karşısına dikilir ve Alex önderliğinde uyguladıkları şiddeti şimdi bizzat Alexe yöneltirler. Eski çetesinden sıkı bir dayak yiyen Alexin talihi tersine dönmeye başlar. Daha önceki kurbanları ile de karşılaşan Alex çocuğundan yaşlısına tartaklanır ve dövülür. Bu durum eski şiddet kurbanlarının Alexten aldıkları intikam gibi gözükse de, aslında Kubrickin derdi başkadır. Sanayi sonrasının gelişmiş toplumunda şiddet herkesin içine işlemiştir.Olayların tamamen Alexin aleyhine değişmesi sonucu, o güne kadar yasadan hep paçasını kurtaran Alex cezaevine düşer. Hapisten bir an önce çıkmayı planlayan Alex iyi çocuk rolünü oynamaya başlar. Tanıştığı rahibi kendisinin uslandığı konusunda ikna etmeye çalışan Alexin aklında ise hep şiddet hayalleri vardır. Elinde kutsal kitap İncil ile dine döndüğü düşünülen Alex, o sırada İsanın nasıl da kanlı bir şekilde çarmıha gerildiğini düşünürek kendinden geçiyordur. Hapis Alex gibiler için kesinlikle bir ıslah yeri değildir. Hapisten çıkacakları gün yine şiddet yüklenmiş bir şekilde sokaklara geri döneceklerdir. Sistemin bu konudaki açmazını bilen devlet görevlileri de artık taktik değiştirmiştir. Toplumun içinde bir ur gibi büyüyen bu şiddet yanlısı suçluları hapishanelere sokup çıkarmak, herhangi bir sonuç getirmez. Sorunu temelden çözmeye niyetli olan devlet, hapsetmek yoluyla değil, suçluları 'topluma kazandırmak' yoluyla ehlileştirmeye çalışacaktır. Ancak devletin bu programı henüz plan aşamasındadır ve uygulamaya konulması için bir deneğe ihtiyaç vardır.Hapishaneden ne olursa olsun çıkmayı kafasına koymuş Alex, yeni geliştirilen iyileşme programına katılmaya aday olur. Program hakkında hiçbir bilgisi olmayan Alex, programı geliştirenler için biçilmiş kaftandır. Alex bu şiddetten tiksindirme operasyonunda savaş, toplu kıyım, tecavüz, dövüş gibi her türlü şiddet öğesini içeren sahneleri izleyeceğini düşünüp sevinirken, birbiri ardına gelen bu insanın başını döndürücü sahneler (verilen ilaçların etkisiyle) onun gibi bir şiddet tutkununu bile rahatsız edecektir. Alexin bağlandığı mekanizmada gözünü bile kırpmadan izlemek zorunda kaldığı görüntüleri kullanarak Kubrick terapiye izleyiciyi de dahil eder. Alex ile özdeşleşmemiz daha önce mümkün değilken, gördüğü bu işkence ile Alexin yavaş yavaş bir kurbana dönüştüğüne tanıklık eder ve onun konumundan terapiye ortak ediliriz. Şiddet artık devletin tekelindedir ve işkenceyi en doğal hakkıymışçasına uygular.Alex, programı başarıyla tamamlayınca özgür bırakılır, ancak hiçbir şey hayalini kurduğu gibi olmaz. Çıkar çıkmaz şiddet uygulamayı düşleyen Alexin, artık en küçük bir şiddet sahnesinde midesi bulanır, kusmaya başlar ve hastalanır. Ayrıca dışarıya çıktığında yaşayacağı tek şok bu değildir. Ailesi oğullarını unutmayı seçmiş ve kendilerine Alexin yerine bir oğul edinmiştir. Kendisini döven ve ispiyonlayan eski çete arkadaşları artık birer polistir. Şiddet güdülerini artık resmi yollardan tatmin etmektedirler. Bu arada karısı tecavüz olayından sonra ölen yazar Alexander da Alexin peşindedir. Sanki geçmişindeki herkes ona karşı birleşmiş, müttefik kuvvetler olarak taaruza hazırlanmaktadır. Alex ise kendisini savunma aracından yoksun bırakılmıştır, kendisini savunmaya çalışsa dahi hastalanmaktadır. Sonuçta onu arayan yazar Alexi bir yerde kıstırır, onu kaçırır ve intikamını almaya çalışır. Ancak Alex kendisini savunamaz ve bu aciz durumuna daha fazla katlanamaz; çareyi kaçırıldığı evin penceresinden atlamakta bulur.Gözlerini açtığı hastanede başkan dahil büyük devlet görevlileri baş ucunda uyanmasını beklemektedir. Sistem bir kez daha çuvallamıştır. Şiddeti engelleme yolunda yapılan girişim bir kez daha başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Alexin vücudu tiksindirme terapisinden temizlenmiş, eski haline kavuşturulmuştur. O artık devlet görevlilerinin elini sıkmak için yarışa girdiği, basının fotoğraflamak için canhıraş ettiği bir kahraman olmuştur. Ve yeniden sokaklara çıkmaya hazırdır.Otomatik portakalın orijinal ismi 'clockwork orange' İngilizcedeki 'queer as a clockwork orange' deyiminden geliyor. Görülebilecek en tuhaf davranışları sergileyen ve başkaları tarafından yönlendirilen kişi anlamında kullanılan bu deyim, belki de Alexin kişiliğinin özünü oluşturuyor: Otomatikleşmiş bir canlı, makineleşmiş insan. Anthony Burgess totaliter bir rejimi anlattığı romanında makineleşmiş insanı komünist toplumlar için bir imge olarak kullanıyordu. Ancak Kubrick bu imgeyi aynen alarak totaliter rejimi post kapitalist bir tüketim toplumu olan gelecekteki İngilterenin topraklarına yerleştirdi. Elbetteki Kubrickin seçimi oldukça bilinçli bir tercih ancak tersi de olsa sonuç onun için değişmez. Her sistem kendi şiddet metodlarını ve araçlarını geliştirecek. Çünkü her sistem insanlar tarafından yaratılmakta ve insanlar varolduğu sürece şiddet de varolacak. Şiddetin her insanda varolan bir içgüdü olduğunu varsayarken bile Kubrick onun yine de en ilkel yanımızı teşkil ettiğinin altını çiziyor. Ama şiddeti nihai olarak nasıl ortadan kaldıracağımıza dair bir çözüm getirmiyor ve getirmek de zaten onun işi değil. Filmi izlediğimizde özgürlüğümüzü yitirmemiz pahasına vazgeçemediğimiz şiddetin bizim genlerimize işlemiş bir kod olduğunu düşünebiliriz ancak filmin genel düşüncesi özgürlüğümüzün ancak 'seçimlerle' gerçekleşen bir süreç olduğunu vurguluyor. Bu yüzden Louis Bunuelin sözlerine kulak vermeden geçmemek gerek: 'Otomatik Portakal yeni favorim. Hakkında olumsuz çok şey duymuştum. Ama izledikten sonra fark ettim ki, modern dünyanın gerçekte ne olduğunu gösteren tek film bu..'
    rudeonerudeone
    rudeonerudeone

    Takip Et! 1024 Takipçi 1 668 Eleştirisini Oku

    4,0
    30 Kasım 2008 tarihinde eklendi
    farklı bir yapıt olduğu kesin,kült olduğunu anlıyorum fakat sanki bana çok da gerekli gelmedi.bazı yerlerde sıkılıyorsunuz,kesinlikle izlenmesi gereken bir film mi? bence pek değil.sinemasal açıdan değil ama bu kadar ünlü bir filmi de izlemek gerekir tabii ki.başrol gerçekten inanılmaz zor bir karakter ancak bunun altından başarıyla kalkılmış.
    l-i-l-a-H
    l-i-l-a-H

    Takip Et! 1226 Takipçi 2 129 Eleştirisini Oku

    0,5
    17 Ocak 2011 tarihinde eklendi
    Sabırlı ve mesaj seven seyircilere...
    MojoRising
    MojoRising

    Takip Et! 62 Takipçi 380 Eleştirisini Oku

    5,0
    1 Temmuz 2011 tarihinde eklendi
    Anthony Burgess'ın romanından üstad Kubrick tarafından uyarlanmış mükemmel bir film. Kendisine sinemaseverim diyen herkes mutlaka izlemeli. Sistem ve toplum eleştirisi bu kadar mı güzel anlatılabilir. Film hakkında analiz yapsam saatler sürer, siz en iyisi filmi izleyin, ardından internetten film hakkında yapılan binlerce analizden bakabildiğiniz kadarına göz atın. Sinema tarihinin en iyi filmlerinden birisi olan ''Otomatik Portakal'' ve aynı adlı kitabını araştıran, sorgulayan herkese tavsiye ederim. İyi seyirler.
    ozzy-badd
    ozzy-badd

    Takip Et! 188 Takipçi 831 Eleştirisini Oku

    5,0
    2 Ağustos 2011 tarihinde eklendi
    'Mükemmelliyetçi' bir adamin , mükemmel filmi ... 5/5 ...
    Engin Yüksel
    Engin Yüksel

    Takip Et! 782 Takipçi 1 350 Eleştirisini Oku

    3,0
    6 Ocak 2015 tarihinde eklendi
    dönemine göre kesinlikle çok farklı ve ilginç bir film fakat yine de 6/10
    Burakrises
    Burakrises

    Takip Et! 88 Takipçi 687 Eleştirisini Oku

    4,5
    3 Aralık 2010 tarihinde eklendi
    izlenebilir güzel eski bir film 10/9
    fragilegirl
    fragilegirl

    Takip Et! 28 Takipçi 217 Eleştirisini Oku

    4,0
    13 Şubat 2006 tarihinde eklendi
    değişik kurgusuyla akıllarda yer edebilecek bir film.dikkatle izlenildiğinde verdiği mesaj da gayet güzel.belkide stanley kubrick'in en iyi filmidir.ben çok beğendim.özelliklede filmin kahramanının iyi bir insan yapılmaya çalışıldığı sahnelerde eskiden hoşuna giden şeylerin artık onun midesini bulandırdığı sahneleri muhteşem mesajlar veriyor.mutlaka izlenilmesi gereken bir film...çünkü gerçekten iyi.kubrick yapacağını yapmış
    merve357
    merve357

    Takip Et! 20 Takipçi 165 Eleştirisini Oku

    4,5
    24 Eylül 2006 tarihinde eklendi
    singing in the rain:) tedavi yöntemi oldukça etkileyiciydi daha önce belki de denenmemiş bir şey sırf bu yaratıcılık için bile filme süper derim ayrıca singing in the rain şarkısını çok sevimli söylemişler tecavüz anında söylemesine rağmen çok sevimli geliyor insana alexin makyajı da süper kirpik takması falan bazı filmleri izlemezseniz çok şey kaybedersiniz bu onlardan biri tamamen farklı
    kadir503
    kadir503

    Takip Et! 34 Takipçi 329 Eleştirisini Oku

    4,5
    18 Ağustos 2007 tarihinde eklendi
    Yedinci sanatın gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerinden birisi Stanley Kubrick. Filmografisinde bir başyapıt bulunan yönetmenin en ilgi çekici filmlerinden birisi ?Otomatik Portakal?. Belli bir sinema sever kitlesince de en iyi filmi, ben de bu görüş doğrultusunda düşünüyorum. Bana göre Kubrick'in en iyi filmidir ?Otomatik Portakal?. ?İyilik içten gelir. İyilik bir seçimdir. Bir insan seçemezse insanlıktan çıkar.??Ludwig Van'ı bu şekilde kullanmak. O kimseye bir zarar vermedi.Beethoven sadece müzik yaptı. ?İsminden başlayarak anlatmak istediklerini her karesinde anlatan ve sert eleştirilerde bulunan bir film. Filmde, görüp görülebilecek en sert eleştiriler yer alıyor. Film aynı zamanda bir kitap uyarlaması. Anthony Burgess'in aynı adlı kitabından Kubrick tarafından senaryolaştırılmış. Tarihin en iyi filmlerinden biri olmakla birlikte, tarihin en aykırı filmlerinden biri. Müzikleriyle, replikleriyle, hikayesiyle, anlamıyla... Geleceğin İngiltere'sin de geçiyor film, bu gelecek zamanla şu an bulunduğumuz zaman arasında pek büyük bir fark yok. Kubrick'in büyük yönetmen olmasının sebeplerinden biri de bu olsa gerek. Cinsellik ve şiddetin kol gezdiği bir gelecek bu, dediğim gibi günümüzle uyuşuyor. Cinsel öğeler bu gelecekte, ev dekorları ve tablolar olarak kullanılan düzeyde. Kubrick sadece geleceği şiddet ve cinsellik olarak tasvir etmemiş. Kullanılan dildeki, kıyafetlerdeki ve dekorlardaki değişimler gibi... Böyle sağlam bir yapı üzerine inşa etmiş filmini Kubrick. Hikayesini ise devamlı suç işleyen, asi gençlerden oluşan bir çetenin elebaşı olan Alex'in üzerinden anlatmış. Burada geleceğin arkadaşlarına da değinmiş, başta arkadaşlarına Alex'in yaptığı yanlış; daha sonra onun hapse girmesine sebep oluyor. Burada özgürlüğüne kavuşmak için Alex, yeni bir buluş olan şiddet ve cinsel eğilimleri yok eden bir programa girmeyi kabul ediyor. Girdiği program sonrası özgürlüğüne kavuşan Alex'i kabus gibi bir geri dönüş bekliyor. Polis olmuş eski 2 çete arkadaşları tarafından aşırı şiddete maruz kalıyor ve daha önce arkadaşlarıyla birlikte karısına tecavüz ettikleri adamın evine düşüyor. Böyle büyük bir intikamla çaresiz bir şekilde karşı karşıya geliyor. Filmin bu farklı ikinci yarısı diye adlandırabileceğimiz bölümlerinde, izleyenler Alex ile özdeşleşebiliyor. Kubrick filmlerinde bu duyguyu pek tadamadığı şekilde. Finalde ise bu özdeşleşme herhalde bozuluyor, yine Kubrick kafalarda soru işaretleri bırakıyor. Yalnız bu ikinci bölümde Alex'in özgürlüğünde yardımcı olan devlet kavramı sert bir şekilde eleştiriliyor. Devletin gerekliliği ve el atıp atmaması gerektiği konular da nasibini alıyor. Devletin sayesinde özgür kalıp, tekrar hayata kazandırılmak üzere topluma salınan Alex, toplumun sırt çevirmesiyle karşı karşıya kalıyor. Hem de kendisini koruyamayacağı bir şekilde. Bir bakıma ettiklerini buluyor. Toplumdaki sırt çevirmeye ailesi de katılınca onun için daha da büyük bir yıkım oluyor. Daha sonra toplumdan dışlanan ve medya tarafından ismi duyulan Alex'i devlet kolluyor, tabii kendi çıkarları için. İşte böyle sert eleştirilerle bezenmiş sert bir film ?Otomatik Portakal?. Anlatmak istediklerini filmin adından bile anlayabiliyoruz. Film; görsel, işitsel ve zihinsel başta olmak üzere izleyenlerin birçok duyusuna farklı mesajlarla sesleniyor. Ütopik bir film olduğundan filmdeki sanat yönetimi de muazzam. Kullanılan kostümler, ev dekorları, arabalar, şehir vb. hepsi geleceğe göre uyarlanmış. Evlerdeki koltuklar da ?2001 Space Odyssey'de kullanılanlardan, buradan filmin geçtiği zaman dilimini 2000'li yıllar olarak tahmin edebiliriz. Kısacası izleyenlere üst düzey bir görsellik yaşatıyor. Sadece görsellik üst düzey değil tabii ki de üst düzey bir film. Müzik kullanımı da öyle. Beethoven'ın 9. Senfonisi'ni fon müziği olarak kullanmış Kubrick. Başka bir filme bu kadar yakışır mıydı, bilemiyorum ama sahnelerle uyumu izleyenleri rahatlatma çabasında girişimi müzik seçiminin ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Bittikten sonra izleyenleri derin düşüncelere boğuyor ?Otomatik Portakal?. İnsanın seçim yapma şansının elinden alınınca geldiği durum, insanın içinin değişmeyeceği, devlet olgusu, düzen gibi konulara sert eleştirileriyle gelmiş geçmiş en eleştirisel ve ileri görüşlü filmler arasında yerini aldı. Stanley Kubrick'in üst düzey yönetmenliğiyle, usta yönetmenin filmografisinde üst sıralarda yerini aldı. Yönetmen kadar oyuncuların da çok başarılı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Gelmiş geçmiş en dikkat çekici anti-kahramanlarından biri olan Alex karakterini canlandıran Malcolm McDowell muhteşem bir oyunculukla filmi de zirveye taşımış. Ne yazık ki oyuncuyu bir daha bu denli bir filmde izleyemedik. Gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri olan ?Otomatik Portakal? gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerden olan Stanley Kubrick'in elinden titiz bir çalışmanın ürünü olarak çıkmış, 7 sanatı birleştiren, unutulmayacak bir klasik. ?Çok acı çektiğini anlayabiliyorum Yardım edeyim, ister misin? Ben ve üyesi olduğum hükümet olanlardan dolayı çok üzgün, oğlum. Çok üzgün. Sana yardım etmek istedik. Sonunda yanlış olduğu anlaşılan öğütleri dinledik. Bir soruşturma örgütü sorumluları bulacak. Bizi arkadaş gibi kabul et. Seni düzelteceğiz. En iyi biçimde tedavi göreceksin. Sana hiçbir zaman zarar vermek istemedik. Ama birçoğu istedi. Kimleri kastettiğimi biliyorsun. Bazıları, politik amaçları için seni kullanmak istedi. Ölümün onları çok sevindirecekti ve bundan hükümeti sorumlu tutacaklardı. Özellikle bir adam var, yazar, yıkıcı eserlerin sahibi, kanın için çığlık atıyordu. Seni sırtından bıçaklamak saplantısı içindeydi. Ama şimdi güvenliktesin. Onun hakkından geldik. Ona kötülük ettiğini öğrendi. En azından, kötülük ettiğini sanıyordu. Saplantı içinde, seni sorumlu kılıyordu çok sevdiği birisinin ölümüyle ilgili olarak. Çok tehlikeliydi. Kendi güvenliği için onu tutukladık. Senin için de.? ?Herkesin bildiği gibi hükümet senin yüzünden popülaritesini yitirdi, oğlum. Gelecek seçimleri kaybedeceğimiz söyleniyor. Basın bizi çok eleştirdi yapmak istediğimizden dolayı. Ama kamuoyu değişkendir.?
    1907elif83
    1907elif83

    Takip Et! 16 Takipçi 31 Eleştirisini Oku

    4,5
    15 Mart 2006 tarihinde eklendi
    hayatımda beni etkileyen filmler arasında bu film.kubrick yine koymuş herşeyini ortaya.çok beğendim,çok etkilendim,izlemekten hiç bıkmadım..
    jamesbond-2
    jamesbond-2

    Takip Et! 556 Takipçi 1 684 Eleştirisini Oku

    4,0
    19 Temmuz 2013 tarihinde eklendi
    Şiddetin sınırlarını zorlayan sahneler olduğu için bazen izlemek zorlaşsa da anlattıkları ve toplumdaki suça yatkın insanları bilinçaltılarını işlemesi açısından önemli bir yapıt,suçlu psikolojisi apayrı bir şey zamanla o kişiye yaptığı şeyleri gösterince o bile iğ izleyin ve kendiniz karar verin nasıl olduğuna
    okaliptus80
    okaliptus80

    Takip Et! 16 Takipçi 62 Eleştirisini Oku

    4,0
    1 Ağustos 2005 tarihinde eklendi
    Şiddet üzerine deneysel ve ’’karamsar’’ diyebileceğim,müziğinden tutun her yönüyle titiz ve özenli bir çalışma..İyi ki sinema var dedirten bir film.Teşekkürler Kubrick,seni unutmayacağız...
    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri
    Back to Top