Filmleri oyla!
Beyazperdem
    Schwesterlein
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    4,5
    Muhteşem
    Schwesterlein

    Kardeş, canın yongası…

    Duygu Kocabaylıoğlu

    39. İstanbul Film Festivali, şimdilik sınırlı sayıda gösterim ve bilet kontenjanıyla da olsa bir şekilde evimizin salonuna, iyi ihtimalle televizyon ya da bilgisayar ekranlarımıza geldi. Online festival olur mu olmaz mı, “Olursa, böyle mi olur?” tartışmaları arasında, hem ülkemiz hem dünya açısından bir yılın kültür-sanat açısından en verimli, en koşturmalı bahar dönemini (ikinci en koşturmalı dönem de şüphesiz ki eylül-kasım arası) evlerimizde geçirmiş olduk. Yavaş yavaş yeniden normalleşecek olsak da, eğlence sektörü ve sinema özelinde uzunca bir süre daha bu “yeni normal” sadece kağıt üzerinde kalacak gibi görünüyor. O yüzden bize sunulana ya da tabir-i caizse önümüze düşeni izlemeye, enseleri karartmadan yazmaya çizmeye devam etmek gerek!

     

    15 filmlik “yeni filmler” seçkisini tek tek ve toplu halde biletli satışa çıkartan, hatta yoğun talep ile 24 saatte biten bilet kotalarından ötürü hemen hemen tüm filmlere ek seans açmak zorunda kalan festival, hem seyircilere hem biz sinema yazarlarına farklı bir deneyim yaşattı kuşkusuz. Daha önce de festival kapsamında sınırlı, online izleme deneyimi edinmiş olsak da, son 10 günde İstanbul Film Festivali’nin ‘o zor erişilir olmasını’ dijitalde de tatmış olduk. Yarı yarıya seyredebildiğim bu seçkide beni her açıdan en sağlam vuran film ise Véronique Reymond ve Stéphanie Chuat’un ortak imzasını taşıyan Kız Kardeşim (Schwesterlein) filmi oldu. Hayatın içinden oldukça hassas bir mevzuyu, bireylerin çıplak gerçekçiliği ile ele alma cesaretiyle seyirciyi yakalayan Reymond ve Chuat ikilisi, 2004’ten bu yana beraber çalışan, üreten ve filmi başrol oyuncusu Lars Eidinger’in yorumuyla, feminist duruşlu sinemacılar. Kız Kardeşim filminde layıkıyla hissedilen bu duruşu, tüm filmografi açısından incelemek de başka bir yazının konusu.

     

    Çağımızın belki de Covid-19’dan daha büyük belası olan kanser ve bireylerin bu hastalık ile mücadelesi şimdiye kadar sayısız filme konu oldu. Kız Kardeşim’in farkı ise 40’lı yaşlarındaki ikiz kardeşlerin, birinin (Svan) kansere yakalanması ile öteki ikizin de (Lisa) bir anlamda hayatının, psikolojisinin manevi anlamda kanser olması üzerinden kurgulanması. Zira, yaygın inanışı göre ikizlerden birinin başına bir kötülük gelirse, ya da fiziksel bir acı duyarsa, diğer kardeş bunu anında hisseder... Senaryo biraz da bu önerme üzerinden temellenerek, odağını esas hasta olan kardeştense görünüşte sağlam olan kardeşe çeviriyor...

     

    Eski tiyatro oyuncusu olan kayıplardaki bir baba ve yine oyuncu olan alkolik bir annenin ikiz çocukları olarak, oldukça entelektüel ama bir o kadar da travmatik bir yaşam süren kardeşlerden Svan, ebeveynleri gibi tiyatro oyuncusu olarak başarılı bir kariyer inşa ederken, Lisa ise edebiyata, tiyatro yazarlığına yönelmiştir. Svan kültürün, gece hayatının merkezi olarak gördükleri Berlin’de yaşar ve oyunlarını sahnelerken, Lisa istemeyerek de olsa kocasının kariyerine destek olmak için İsveç’in küçük bir kasabasına taşınmıştır. Svan’ın kanser oluşu ve akabinde ikizinden yapılan ilik nakli, her ikisinin de yaşamlarının dönüm noktasını oluşturacaktır....

     

    Bu yılın şimdilik gerçekleştirilebilen tek büyük film festivali olan Berlinale'de boy gösteren ve yarışan şanslı filmlerden olan Kız Kardeşim, özetle Sven’in olduğu kadar Lisa’nın da filmi. Direkt ‘hasta’ olanla değil de ‘hasta bakıcı’ ile seyirciyi özdeşleştiren, bir kardeşin diğerini kurtarmak adına mücadele verirken, kendi hayatını da bir arada tutmaya çalışmasının filmi. Kendi çocuklarının anneliğini ihmal etmek uğruna kardeşine kardeşlikten öte annelik yaparken, kocasının emrivakilerine karşı koyması, kendi kariyeri için diretmesi ve sırf oyuncu kardeşine moral olması için tiyatro kapılarında koşturması ile Lisa, tek başına bir Amazon sanki… Üstelik bu savaşçının çözülme anı da uzun zamandır ‘sinema perdesinde’ seyrettiğim en gerçekçi sinir kırılmalarından biri ile oyunculuk açısından doruğa çıkıyor. Hem Nina Hoss hem Lars Eidinger rollerinde o kadar iyi ki, oyunculuklarda duygu aktarımı o kadar pürüzsüz ki böylesine hassas bir hikayeyi bir gıdım sulu melodrama bulaştırmadan aktarabildikleri için insan bu ikiliyi ayakta alkışlamak istiyor.

     

    Keşke festival kapsamında oyuncusu ve yönetmenleriyle tüm ekibi İstanbul’da görüp Kız Kardeşim için şükran duygularımızı sunabilseydik…Yine de İKSV’nin resmi youtube hesabında oyuncular Hoss ve Eidinger ikilisi ile film üzerine yapılan sohbeti tadımlık niyetine izleyebilirsiniz. 2020 boyunca Kız Kardeşim filmini rastladığınız herhangi bir gösterim şansında es geçmeyin derim…

     

    Yine de evde ve sinemayla kalın…

     

    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top