Hesabım
    Adele H.’nin Öyküsü
    Ortalama puan
    3,4
    7 Puanlama
    Adele H.’nin Öyküsü hakkında görüşlerin ?

    1 Kullanıcı eleştirisi

    5
    0 Eleştiri
    4
    0 Eleştiri
    3
    1 Eleştiri
    2
    0 Eleştiri
    1
    0 Eleştiri
    0
    0 Eleştiri
    Sırala
    En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
    Kuzeydebiryer.
    Kuzeydebiryer.

    Takipçi 16 değerlendirmeler Takip Et!

    3,5
    31 Ocak 2014 tarihinde eklendi
    Adele öyküsü oldukça ilginç bir hikayeye dayanıyor. Hikayenin merkezinde yer alan Adele büyük bir tutkuyla aşkının (aşkın tanımı üzerine uzun bir tartışmaya neden olabilir) peşinden gider. Yaşadıklarını birer birer günlüğünün sayfalarına şifreli olarak yazmıştır. O aramızdan ayrıldığında hikayesi bilinmemekteydi. Amerikalı Frances Vernor Guille tarafından Adele'nin günlüğü keşfedilir. Günlüğün çözümlenmesi sonucu tarihin en ilginç hikayelerinden birisi ortaya çıkar. Frances çozümlediği günlüğü "The Journal of Adele Hugo" ismiyle yayımlar. 1969 yılınca Vahşi Çocuk filminin montajını yapan Truffaut bu kitabı okuyunca hikayeden oldukça etkilenir. Günlüklerde gördüğü tutkuyu kimlik mücadelesi çizgisinde senaryolaştıracaktır. Bu süreç 6 yılda 6 farklı senaryonun türemesine neden olur. Nihayet 1975 yılında film tamamlanır.

    Adele H.'nin babası bütün dünyanın yakından tanıdığı Victor Hugo'dur. Victor Hugo'nun ruh çağırma şeklinde geçen bir davetinde Adele genç bir İngiliz subayı Albert Pinson ile tanışır. Kısa süre içerisinde bu İngiliz subayı Adele'nin gözlerini büyüler. Albert aynı duygular içerisinde değildir. Bu birlikteliği büyük çeyiz parasını düşünerek de başlatmış olabilir. Adele bu genç subayla nişanlandığını söylemektedir. ( Bunu ispat edecek bir kanıt bulunamamıştır.) Adele aşkıyla evliliği düşünürken Albert Halifax'ta ki yeni birliğine katılarak Adele'den uzaklara gider. Manş denizi geçerek askının peşinde geçirilecek bir 16 yıl Adele'yi beklemektedir.

    Adele İngiliz Subayı peşinde 16 yıl geçirdikten sonra akıl sağlığını neredeyse kaybetmiştir. En son Barbados'ta aşkının peşindan koşarken köle bir siyahi kadın tarafından ikna edilir. Victor Hugo bunu anlatırken "Hayatıma giren tek siyah" olarak anlatmıştır. Kızını bir yol bularak Sanatoryuma yatırır. 40 yıl burada kalır ve 1915 yılında 85 yaşında hayata veda eder.

    Adele'nin bu saplantılı öyküsü insan doğasının kusurlu yanının simgeleşmiş şekli midir? Bu tartışılır ama kesin olan bir şey vardır ki o da tutkunun alev alev bir insanı yakabileceğidir. Film bittikten sonra bu hikayeyi her açıdan ele aldığımda hata yapan bir genç kızdan daha çok saplantılı tutkunun bunları bir insana yaptıracağına karar verdim.

    François Truffaut'un filme neden bu isimi koyduğuna gelecek olursak. bu durumu şöyle açıklıyor. Adele, Victor Hugo'nun ikinci kızıdır. Asıl gözdesi adele'nin ablası Leopoldine'dir. Ablası trajik bir olayla boğularak hayatını kaybeder. Aşkının peşinde Manş denizine açılırken kimliğini sürekli değiştirir. Hugo adından gurur duyduğu kadar aynı zamanda bu ad onda oldukça kötü zamanları çağrıştırmaktadır. Filmde Truffaut bunun üzerine fazlasıyla gidecektir. O Truffaut'un gözünde kimliğini kaybeden Adele H. 'dir. Truffaut'un bu isim seçimi oldukça doğrudur. Hatta filmin başrol oyuncusu Isabelle Adjani'ye Isabelle A. diye hitap etmiştir.

    Truffaut için bu film ikinci günlük uyarlamasıdır. İlki Vahşi Çocuk filmidir. Bence ikisinde de hikayeyi iyi bir şekilde senaryolaştırmıştır. Her ikisinde de başrol oyuncusunu doğru seçmiştir. Isabelle Adjani'yi 17 yaşında izlemiş ve ona ilk başrolünü bu filmler vermiştir. Bir oyuncunun kendini geliştirmesini görmeyi de oldukça seven Truffaut bu filmde Adjani ile sorunsuz çalışmıştır. Adjani'nin prova almasına izin vermeden sahneleri bir kere de çekmiştir. Filmde eleştireceğim en temel konu bu. Filmin hikayesinde bir acelecilik var bence. Sanki bu ada hayatından bir an önce kurtulmak ister gibi. Hikaye'nin finale yakın bölümlerinde bu durum daha hissedilir olmuştur. Filmin süresi biraz daha uzatılabilir ya da gereksiz bölümlerin yerine (Truffaut'un bir İngiliz subayı olarak göründüğü anlamsız sahne gibi) Adele'nin yolculuğu daha dramatik işlenebilirdi. Truffaut bilerek bunu yapmadığını söyler bu hikayede seyirciyi ağlatmanın işin kolayı olduğunu belirterek bu histen kaçar. Bilemiyorum bu seçim ne kadar doğrudur. Ben Truffaut'un kaçındığı dramatikliği görmek isterdim. Ya da günümüz sineması bu duygusal demagojiye beni fazlasıyla alıştırdı.

    Isabella Adjani bu filmin Amerika'da dağıltılmasıyla şöhret basamaklarını hızla tırmanacaktır. Filmde onun duru güzelliğini fark etmemek mümkün değildi. Hatta İngiliz subayının Adele'ye verdiği tepkiyi biraz anlamsızlaştıran bir güzelliği filmde oynatmanın riskini de Truffaut düşünmüş müdür? bilemiyorum. Okuduğum röportajlarında bu durumla ilgili bir yorumu bulunmamakta.
    Daha Fazlasını Göster
    • En son Beyazperde eleştirileri
    • En İyi Filmler
    • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler
    Back to Top