Beyazperdem
Pi'nin Yaşamı
Ortalama puan
4,3
755 Puanlama ve 41 Eleştiri
20% (8 Eleştiri)
49% (20 Eleştiri)
29% (12 Eleştiri)
2% (1 Eleştiri)
0% (0 Eleştiri)
0% (0 Eleştiri)
Pi'nin Yaşamı hakkında görüşlerin ?

41 kullanıcı eleştirisi

KaliteTAKİP

Takip Et! 165 Takipçi 861 Eleştirisini Oku

3,5İyi
29.01.2014 tarihinde eklendi

öncelikle bu filmi kesinlikle çok büyük beklenti içerisine girmeden izlerseniz filmin sonuna kadar dayanabilirsiniz ben o hatayı yaptım ve son 10 dakkasinı hadi bit artık diye geçirdim ve inanılmaz berbat bir son olamazdı filmi özetlersek aslında konusu biraz farklı ve ilgi çekici geliyor ama gel görki bu kadar basit sıradan işlenemezdi oyunculuk fena değil ara arada biraz ne olacak diye heyecan yapıyorsunuz ama inanın 2 saat çok uzun bir süre ve geçmek bilmiyor filmin tek ve en önemli artısı görsel şölen diyebilirim sizi 3 d seçeneğiyle bir hayli etkiliyor diyebilirim zaten başkada elle tutulacak bir tarafı yok imkanınız varsa 3d izleyin yoksa zaten 50dk dan sonra filmi kapatırsınız tavsiye etmiyorum ama bunalıma girecek derseniz karar sizin dipnot: eğer bu tarz film seviyorsanız Tom Hanks'in efsane Cast Away filmini şiddetle tavsiye ediyorum pişman olmazsınız...

Rogojin

Takip Et! 13 Takipçi 5 Eleştirisini Oku

5,0Kusursuz!
25.11.2014 tarihinde eklendi

Pi'nin Yaşamı, inanılması pek mümkün olmayan bir hikâye anlatarak insanları Tanrı'nın varlığı, ona inanma, inanmayı ya da inanmamayı seçme gibi konular üzerine bir şeyler söylüyor. Bunu son derece etkileyici, görsel olarak son derece estetik, güzel görüntülerle yapıyor. Eğer filmi izlerseniz yukarıda söylediğim konular üzerine sizi de düşündüreceğine eminim; ancak şu konularda aklınıza gelmeyebilir diye kendi düşüncelerimi söylemek istiyorum: Pi'nin Yaşamı, Maymunlar Cehennemi gibi son dönem filmlerinin aksine hayvanları insana benzer özellikler taşımak yerine mümkün olduğunca oldukları gibi resmederek, onlardan bir filmde beklemeyi adet edindiğimiz şirinlikler göstermeden, yabani, vahşi, sadece oldukları şeyi yansıtarak bize sunuyor. Bunu bir filmde görmek şaşırtıcı bir şey; çünkü bilgi ve iletişim biçimleri karmaşık hale gelip çoğaldıkça, doğru olana işaret etme, onu olduğu gibi algılama ve sunma seçenek ve imkânlarımız da artıyor. Bu yüzden kurgu bir film içerisinde, hayvanları anlatılan hikâyeye dahil ederken onları insansı varlıklara dönüştürmeden, sadece kendi karakterleri, kendilikleri olarak sunabilmek, insanbiçimci/antropomorfist yaklaşımlardan uzaklaşabilmektir, doğru olana daha yakından bakabilmektir. Hayatta kalmak; insan ya da hayvan, his ve duyguları olan bütün canlıların amacıdır. Bunu acıma ya da şefkat duygusunu kaşımadan, olduğu gibi dile getirebilmek bir meziyet olmalı sinema için. Filmin sonunda Richard Parker'ın (kaplanın) ormana giderken yaptığı hareket hayvanların bize şirin görünmesi için onları biçimden biçime sokan insanlara, hayvanları tanımak için hayvanat bahçelerine, aquaparklara, yunus gösterilerine giden insanlara, hepimize verilmiş bir cevaptır. Sevmek; sevdiğimizi iddia ettiklerimizi kendi istediğimiz biçimlere, şekillere sokmak değildir. Hayvanlar için de, insanlar için de, Tanrı için de düşünebileceğimiz bir fikir. Bu anlamda; yabani olan, doğal olan; yaratıldığı üzredir, ve kendisidir. Bizim yapabileceğimiz belki bakmak, seyretmek ve geçip gitmek olabilir.

potasyum

Takip Et! 4 Takipçi 530 Eleştirisini Oku

4,5Muhteşem
20.08.2013 tarihinde eklendi

Müthiş bir görsel yoğunluğu olan izlenilmesi gereken bir film. Sadece sonuyla ve görsel efektleriyle değerlendirmek yanlış olur. Filmin içinde bolca metaforlar iki ana metafor üzerinde gidiyor: Kaplan ve ada. Dikkatle izleyin, gerçektende çok fazla gönderme ve metaforlar var filmde.

volkanick

Takip Et! 15 Takipçi 677 Eleştirisini Oku

3,5İyi
23.07.2013 tarihinde eklendi

Etkileyici bir yapım..Görsellik üst düzeydeydi o yüzden sinemada izleyenler şanslıydı.

Berna Akbaş

Takip Et! 1 Takipçi Eleştirisini Oku

5,0Kusursuz!
27.01.2013 tarihinde eklendi

Film tam bir görsel şölen. Senaryosu, yönetmenliği, oyunculuğu olağanüstü. En az bir tane oskar alacağından eminim.

rudeonerudeone

Takip Et! 38 Takipçi 1 547 Eleştirisini Oku

3,5İyi
14.01.2013 tarihinde eklendi

Film sürükleyici, kimi yerlerde hayranlık uyandırıcı. Metaforlarını ve insanı düşünmeye sevk eden, merak ettiren özelliklerini kabul ediyor ve çok abartılı seviyelerde olmasa bile beğeniyorum. Fakat görsellik bana kalırsa biraz büyütüldü. Filmi bu çerçevede çok beğenenler kusura bakmasın ama, 2013'e girdiğimiz şu günlerde beni havuzda yüzen bir adamı tabandan çekerek arkada bulutlar göstermek çok fazla şaşırtmıyor. Ha şunu da söyleyeyim, kesinlikle başarısız demiyorum. Özellikle bazı çok güzel öne çıkan sahneler de mevcut, Ang Lee zaten kendine has bir "görsellik tarzı" olan bir yönetmendir. Ama işte her yerlerde bu kadar övüp bitirilemeyecek derecede olduğunu da sanmıyorum. Film bir şeyler hissettiriyor izleyiciye. Kitabını önceden okumuş olanlar tabii ki daha farklı bir bağ kuracak, daha farklı değerlendirecektir. Bütün adayları henüz görmedim ama, en azından "En İyi Film" kategorisinde "muhakkak almalı" diyemiyorum. Film ile ilgili izledikten sonra mutlaka düşünün, hatta bir iki analiz okuyun derim.

Batu Acar

Takip Et! Eleştirisini Oku

3,5İyi
2.01.2013 tarihinde eklendi

başında sıkıldım diyebilirim ancak sonunu izleyince izlemeye ayırdığınız tüm vaktin değdiğini anlayacaksınız :)

Ömer Ç.

Takip Et! 4 Eleştirisini Oku

5,0Kusursuz!
31.12.2012 tarihinde eklendi

Son zamanlarda en çok etkilendiğim Filmlerin başında gelir , özellike Filmin Finali beni çok etkiledi.Finalinden söz etmek istemiyorum yoksa Filmin manası kaçar.Özetle iyi bir Film zaten aldığı Puandan da belli.İyi Seyirler

Özgür A.

Takip Et! 3 Takipçi 41 Eleştirisini Oku

3,0Ortalama
29.12.2012 tarihinde eklendi

kesinlikle 3D izleyin arkadaşlar. Ayrıca öncesinde klasik koşullanma ile ilgili bir iki cümle de okumayı ihmal etmeyin. Dinsel öğeler, okyanus, kaplan ve simgesel bir anlatım ile karşılaşacağınız için salondan çıkarken her izleyicide farklı bir hikaye olacak. Bu yüzden üzerine çokca konuşulabilir.

Ogulcan B.

Takip Et! 6 Takipçi 235 Eleştirisini Oku

3,5İyi
29.12.2012 tarihinde eklendi

Sinemada izlemek istediğim filmlerden biriydi Life of Pi ve Türkiyede vizyona girer girmez dün filmi sinemada izledim.Filmi izlemeden önce fragmanı olsun imdb aldığı puan olsun beklentilerim yüksekti izledikten sonra az da olsa bir hayal kırıklığı yaşadım çünkü film tam olarak ben tatmin etmedi.Öncelikle film hafif disney filmi gibi olmuş,kurguyu beğenmedim,neden hafif çocuksu bir film yapmışlar anlamadım keşke daha büyüklere yönelik olsaymış.Film son sahnelerine kadar nerdeyse hiç sıkmıyor özellikle Pi'nin çocukluğunu gösterdikleri sahneler oldukça eğlenceli,denizde mahsur kaldığı sahnelerde ise başlarda hayvanlarla olan iletişimi vs. heyecanlı ve zaman zaman iç burkucu.Filmin ortaları her ne kadar benzeyen sahnelerle doldurulmuş olsada görsellik gerçekten üst düzey çekim tarzları vs. gerçekten filmin eksikliklerini kapatmış.Filmin 3D kısmı bence zayıf ben daha iyi bekliyordum ama 3D kısmı zayıf olmuş yani 3D izlemesseniz bir şey kaybetmessiniz.Film aslında 127 Hours,Cast Away tarzı "mahsur kalma" temalı filmleri sevenler için gerçekten ideal artı üzerine görsellik sosu da var tabi filmde yönetmenin başarısı da es geçilmemeli.Filmin en büyük eksikliği kesinlikle müzikleri bu film etkileyici müziklerle bence kesinlikle daha iyi bir film olabilirdi ama müzikleri zayıf kaldığı için benim üzerimde fazla etki bırakmadı,filmin felsefi kısmına hiç girmicem herkes farklı bir şeyler anlamış olabilir ama filmde üzerinde düşünülmesi gereken felsefi fikirler var.Pi'nin kaplanla olsan sahneleri hem heyecanlı hem de oldukça eğlenceli zaten filmin hafif komedi yönü de var.Son olarak ben her ne kadar beklediğimi alamasamda filmi beğendim izlemeden önce çok fazla beklentiniz olmadığı takdirde beğenebileceğiniz keyifli ve sürükleyici bir film Life of Pi ama bana göre bu yılın en iyi filmi değil. 7/10

emirduran akbulut

Takip Et! 2 Eleştirisini Oku

3,5İyi
29.12.2012 tarihinde eklendi

film çok güzeldi .görsel efektler ve hikaye çok güzeldi .sonunu .çok iyi bitirmişler bence bu filmi oneririm.

Ata Kalinyazgan

Takip Et! 12 Takipçi 204 Eleştirisini Oku

3,0Ortalama
30.12.2012 tarihinde eklendi

Felsefe yapan fantastik film... Pi'nin Yaşamı, harika bir fragman ile pazarlanan orta kalite bir film. Fragmanını izleyince filme kesin giderim diyorsunuz fakat gittiğinizde de biraz hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Bu da fragman şirketlerinin film için önemini gösteren bir gözlem. Film, müthiş bir hayvanat bahçesi ve güzel bir müzik eşliğindeki jenerikle başlıyor. 15-20 dk boyunca güzel devam ediyor. Ama bu sırada din ve mitoloji gibi felsefi konuları biraz abartmışlar. Bu yüzden filmin ortalarına kadar koltuklarınızda yavaşça kayıyorsunuz ve gözleriniz kapanıyor. Bu uyku seansından sonra müthiş bir gemi kazası meydana geliyor. Yalnız filmin bu kısımlarını sizi güzel bir uykudan uyandıracak kadar iyi yaptıklarını söylemek lazım. Bu güzel sahneden sonra ikinci bir uyku seansı başlıyor... Koca bir gemiden kurtulan sadece iki kişi var; bir çocuk ve bir kaplan. Bu ikili okyanusun ortasında bir kayıkta baş başa kalıyorlar. Ve uzun bir süre film böyle ilerliyor. Ama kabul etmek lazım ki bu seferki uykunuz ara sıra kesilecek çünkü müthiş çekimlerle harika bir görsel ziyafet sunuluyor size. Zaten bu sahnelerin birçoğu fragmanda görünüyor. İlk defa "bir filmde 3D kullanmaları iyi olmuş" diyorum. Harika su altı görüntüleri, müthiş, gizemli ve olağanüstü çekimler, meercat'lerle dolu bir ada, suyun içinden fırlayan bir balinanın olduğu sahneler filmi sevmenizi ve uykunuzu dindirmenizi sağlıyor. Filmin bu başarısı sayesinde filmden çıktığınızda uykunuzun geldiğini unutuyorsunuz ama filmin sonuna gereksiz bir sahne ekleyerek, güya size sürpriz yaptıklarını zannederek bu sefer de filmin beğendiğiniz yönlerini unutmanıza neden oluyorlar. Life of Pi, fragmanını izledikten sonra beklentilerinizi karşılayamayan, sizi biraz hayal kırıklığına uğratacak bir film. Keşke böyle gereksiz bir son hazırlayarak salondan mutsuz ayrılmanıza sebep olmasalardı ve film akıllarımızda iyi yönleriyle kalsaydı.

Alp T.

Takip Et! 15 Takipçi 300 Eleştirisini Oku

4,5Muhteşem
30.12.2012 tarihinde eklendi

Film bir başyapıt. Muhteşem bir si, görsel efektleri ile filmin içine giriyorsun ve çıkmak istemiyorsun. Ayrıca 3D' si de gayet iyiydi. Bu film bu yıl izlediğim en iyi film! 5/5. Mutlaka izleyin.

Bülent E.

Takip Et! 2 Takipçi 4 Eleştirisini Oku

2,5Geçer
9.02.2013 tarihinde eklendi

çok güzel dediler izledim...görsel olarak egzantrik sinemada izlenebilirdi ama konu hoşuma gitmedi hem kaplan kendi hem film bitene kadar kaplanla savaşıyor kaplanda nasıl kaplansa çocuk kadar anca var farklı bi konu denemişler ve sonuda hade ya dedirtmeye çalışmışlar ama bence becerememişler.

UGUR-TAZEGÜL

Takip Et! 54 Takipçi 655 Eleştirisini Oku

5,0Kusursuz!
13.01.2017 tarihinde eklendi

GÖRSEL ZENGİLİĞİN ÜST SEVİYEDE OLDUĞU GERÇEK BİR BAŞYAPIT büyük travmalar ve kaldıramayacakları kadar büyük kayıpları çocuklar kendi inanılmaz hayal dünyaları ile yaşanılabilir kılarlar. Baştan söylemeliyim ki filmden bahsederken filmin sonu hakkında istemeden veya zorunlu olarak spoiler / ipucuna sebep olabilirim. Film hakkında konuşmak sadece görselliği ile geçiştiremeyeceğim bazı ayrıntılar içermekte. Sadece Avatarvari incelikli bir görsellik değil. Görselliğin bir o kadarda hikâye ve kurgu ile paralelliği, çocuğun kaybının hayal dünyasındaki yansımalarını yansıtması ile de kayda değer. Okyanusun derinliklerinde izlediğimiz harika resimler, olmadık zamanda ortaya çıkan balina, ada ve daha birçok metafor ile yönetmen bir çocuğun kendisini iyileştirme yolculuğunu bize anlatıyor. Küçücük bir kayıkta bir kaplanla beraber çekilen filmin stüdyo zorluklarını düşünmek bile istemiyorum. Kaplanlı kayık sahnelerinde bilgisayar teknolojisinin başarılı ve hatasız kullanımı dikkat çekiyor. Suraj Sharma dahil oyunculuklar dengeli. Bir hayal dünyası hikâyesi… Herkesin kendi gerçeği ile yüzleşme şekli başkadır. Psiko-dramatik, inanılmaz görsel bir film deneyimi ile Ang Lee uzun süren emeklerinin karşılıklarını alacak gibi. Sabırlılığı ile bilinen ve filmlerine zaman ve emek vermekle bilinen mülayim dev yönetmen Ang Lee… Görsel yeteneklerini aksiyonlarda kanıtlamış biridir. Ve dramaları ile Oscar’ı kapacak kadar da hikâyeleri sever. Aslına bakarsanız “Hulk” dahil diğer aksiyonlarında da başarılı hikâyeleme kokusunu alıyorsunuz. Kaçırılmaması gereken bir sinema olayı. Bir Bengal kaplanıyla okyanusun ortasında aynı sandalda olsaydınız ne yapardınız? Filmin kahramanı Piscine gibi inançlı biriyseniz bu yolculuk sizi de Tanrı’ya çıkarabilirdi. Emin Işık, Mevlana Hz’leri için “bugün yaşasaydı film yapardı” der. Pi’nin yaşamı’nı izlerken kendimi Hz.Mevlana’nın hikayelerinden birinin içinde hissettim. Film Yann Martel’in 2001 yılında yazdığı ödüllü romandan bir Japon senarist, Ang Lee tarafından sinemaya aktarılmış. Derin semboller içeriyor. Filmin kahramanı Pi, küçük yaşta hem budizmden, hem Hristiyanlıktan, hem de islam’dan etkileniyor ve inanıyor. Ailesi ise Pi’nin daha akılcı, rasyonalist bir yol seçmesinden yana. Öyle ki yemek sofrasında babası Pi’ye hayatta en hakiki mürşidin ilim olduğuna dair uzun bir nutuk çekiyor. Babasının uzun konuşmasını sabırla dinleyen Pi’nin karşılığı inancın rasyonaliteye okkalı bir tokadı mahiyetinde. Nuh’un gemisi gibi hayvanlarla dolu batan gemiden kurtulan Pi, kendisini bir zebra, orangutan, sırtlan ve daha sonra ortaya çıkıveren ve sandalda yalnız kalacağı bir Bengal kaplanıyla (Richard Parker) aynı filikada buluyor. Filmdeki semboller çok çeşitli şekilde yorumlanabilir. Bn, deniz yolculuğunu tasavvuftaki seyr-i süluk, yani hayat, kaplanı ise Pi’nin nefsi olarak kabul edip izledim. “Onu ehlileştirmem mümkün değil ama belki terbiye edebilirim” diyordu çünkü Pi. O kadar emek verip terbiye etmesine karşın dönüp arkasına bile bakmadan çekip gitmesi de böylece yerli yerine oturuyor. Gündüz misafirlerine kucak açıp, gece etobur bitkilerle dolu bir ormana dönüşen, mirketlerle dolu kadın şeklindeki ada’yı da dünya olarak izledim. O kadar yoğun bir sembolizm var ki filmde her görüntüde, her diyalogda ayrı kapılar açılıyor. Filmin sonunda ise iki ayrı hikaye sunuluyor ve hangisinin doğru olduğuna dair karar seyirciye bırakılıyor. Çok ilginçtir, filmi izleyen inançlı insanlara sorduğumda ilk hikayeyi doğru bulduklarını söylüyorlar. Ateistler ise genelde ikinci hikayeyi doğru bulduklarını ve filmin açık bir “yamyamlık hikayesi” anlattığını söylüyorlar. Yazarın hangi hikayenin doğru olduğuna dair ipucu ise şu soruda gizli: “Muz denizde yüzer mi?”

Esirra

Takip Et! 1 Takipçi 8 Eleştirisini Oku

3,5İyi
31.08.2015 tarihinde eklendi

Olağanüstülüklerin anlatıldığı bir film olmuş. Yaşanması çok fazla güç bir olay . Bana biraz fazla olanüstü geldi . Az daha zorlasalar bir fantastik ya da bir animasyon filmi olurmuş. Film evet dramatik bir film çocuğun yaşadıkları hiç normal şeyler değil . Film de sürekli Tanrı ' nın varlığına inanıp inanmamayı sorguluyor. Arkadaşım çok muhteşem süper olarak bana anlatmıştı . Belki de beklentimi çok fazla yüksek tuttuğum için ben de çok bir etki bırakmadı . Yine de izlenmeye değecek bir film olduğunu düşünüyorum. Zaman kaybı olarak düşünmüyorum. Sadece çok büyük bir beklenti içine girmemenizi tavsiye ediyorum.

mehmet53

Takip Et! 1 Takipçi 126 Eleştirisini Oku

4,0Çok İyi
24.05.2014 tarihinde eklendi

çok başarılı bir filmdi 3d ile daha farklı tavsiye ederim

Demirtas

Takip Et! 2 Takipçi 887 Eleştirisini Oku

4,0Çok İyi
21.04.2014 tarihinde eklendi

Son derece başarılı ve sürükleyici. Çok beğendiğimi söylemeliyim.

fasulyedensinema

Takip Et! 11 Eleştirisini Oku

5,0Kusursuz!
13.03.2014 tarihinde eklendi

Pi'nin Yaşamı 11 dalda Oscara aday gösterilmiş. Görselliği bakımından sanıyorum izleyen herkes çok güzel olduğu konusunda bana katılacaktır. Filmi izlerken ses ve görsellik sizi o kadar etkileyecek ki yarım bırakılacak filmlerden kesinlikle değil. Senaryo ise benim kanımca yaşayan senaryolardandır. İzlemenizi şiddetle öneririm.

DTFNarratur

Takip Et! 3 Takipçi 8 Eleştirisini Oku

4,5Muhteşem
27.02.2014 tarihinde eklendi

Geçen yıl 11 dalda Oscar'a aday gösterilmiş Life of Pi adlı filmi geçen ay izledim. Öncelikle filmin bugüne dek izlediğim en etkileyici filmlerden biri olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Sadece konusuyla, tartışmaya açtığı kötülük problemi, Tanrı inancının rasyonelliği/ irrasyonelliği, inancın bir ihtiyaç olup olmadığı gibi din felsefesine dair önemli sorularıyla da değil, görseliyle, müzikleriyle, her şeyiyle dolu dolu, insanları düşünmeye, sorgulamaya yönlendiren bir film Life of Pi. Filmi iki kez izledim. Bazı sahnelerde, çocukluğumda Mayıs ayı gibi çileğin yeni çıktığı ve pazarda ilk kez satılmaya başlandığı gün, eve döndükten sonra annemin bunları yıkayıp üzerine pudra şekeri serpip bana verdiğinde hissettiğim duyguyu yaşadım. Yazacaklarımın bundan sonraki kısmını filmi izlememiş olanların okumasını önermiyorum. Zira bu filmle ilgili herhangi bir analiz okuduktan sonra filmi izleyecek olurlarsa hem normalde alacaklarından daha az keyif alacaklar, hem de bence yazarın (Yann Martel)/ senaristin (David Magee)/ yönetmenin (Ang Lee), gerçeğin seçimini izleyiciye bırakma çabası heba olacaktır. Filmin konusu şöyle, laik ve liberal bir ailede ortamında yetişen, küçük yaşlardan beri dinlere ilgi duyan, hayatının anlamını bulmaya çalışan Pi (Piscine Patel), ailesiyle birlikte Hindistan’dan, babasının sahip olduğu hayvanat bahçesinin hayvanlarını satmak ve yeni bir yaşam kurmak üzere Amerika’ya giderken, içinde bulundukları Japon kargo gemisi batar. Gece yarısı uykusundan aniden, uyanan ve güverteye çıkıp dalgaları, fırtınayı izleyen Pi, kendisini içinde kısıtlı erzak bulunan bir filikada, bota binmeyi başarmış olan kırık bacaklı bir zebra, yırtıcı bir sırtlan, Richard Parker adındaki kaplanları, Orange Juice adındaki orangutan ve bir sıçanla birlikte bulur. Yolculuğun henüz başlarında, sırtlan zebrayı öldürür, içlerindeki en insansı hayvan olan orangutan sırtlanı cezalandırmak ister ve bu sırada sırtlan tarafından saldırıya uğrayıp öldürülür ve nihayet besin zincirinin en üstündeki hayvan olan kaplan Richard Parker, sırtlanı öldürür ve sıçanı yer. Bundan sonra yaklaşık 1,5 saat Pi ve Richard Parker’ın (ve bilhassa da besin zincirinin en üstündeki Richard Parker’la aynı botta bulunan Pi’nin) okyanusun ortasında 227 gün boyunca süren ölüm-kalım savaşını, atlattıkları badireleri, heyecan dolu maceraları, bu olaylarla paralel Pi’nin Tanrı’yı arayışını ve inancındaki değişimleri izleriz. Filmin sonlarına yaklaştığımızda Pi ve Richard Parker karaya ulaşır. Richard Parker ardına bile bakmadan çeker ve gider. Pi ise kendini hastanede bulur. Filmin en önemli ve vurucu kısmı hastanede, geminin batış sebebini öğrenmek için sigorta şirketi tarafından gönderilmiş Japon görevlilerin Pi ile aralarında geçen diyalog esnasında ortaya çıkar. Kazanın sebebini ve nasıl gerçekleştiğini öğrenmek isteyen görevlilere Pi, bizim de 1,5 saat boyunca izlediğimiz kaplanlı macerayı anlatır. Japonların bu macerayı garipsemesi ve bunu bu şekilde yazamayacaklarını söylemelerinin üzerine Pi, sanki o an uyduruyormuşcasına (?!), göz yaşları içinde yeni bir hikaye anlatır. Bu alternatif öyküye göre, batan gemiden kurtulup filikaya binebilenler, akşam yemeği dağıtılırken Pi’nin babasıyla takışan agresif aşçı, sempatik Budist bir genç, Pi’nin annesi ve Pi’dır... Saldırgan aşçı önce Budist genci öldürür ve onu yer, buna karşı gelen ve sinirlenen annesi aşçının saldırısına uğrayarak can verir. Aşçı kurtarma botunda kazara bulunan sıçanı da yer. Tüm vahşete şahit olan Pi ise aşçıyı öldürür ve maceraya yalnız başına devam eder. Yani bu yeni öyküye göre aşçı hayvanlardan sırtlanken, anne orangutan, ayağı kırık zebra Budist genç, Pi ise kaplandır. Her ne kadar ilk izleyişimde kendimi ilk yani kaplanlı hikâyeye yakın bulmuş olsam da, (protagonistimiz Pi de bunu seçse de ve Tanrı’nın da bunun daha iyi bir hikâye olduğunu düşündüğünü düşünse ve dile getirse de) satır aralarından filmin vermek istediği mesajın anti-teist yani din karşıtı bir mesaj olduğunu okumuştum. Fakat daha sonra film üzerinde düşündükçe ve ikinci kez izleyince mesajın, hangi hikâyenin gerçek olduğunun kararının izleyiciye bırakıldığını düşünmeye başladım. Filmi güzel yapan şey de aslında buydu. İnsan zihni garip. Geçenlerde TED'de mutluluk üzerine hoş bir konuşma izledim. Burada konuşmacı, kişinin olayları iki şekilde algıladığından bahsediyordu. Biri deneyimleyen benlikti (experiencing self); olayları yaşayan, “o andayken” acı çeken ya da mutlu olan... Diğeri ise hatırlayan benlikti (remembering self), anıyı/ yaşananları beynindeki klasöre bir nevi pozitif-negatif vs. şeklinde etiketleyip koyan. Konuşmacı “hatırlayan benliğin” aslında bir "storyteller" yani masalcı olduğunu söylüyordu. Örneğin, 20 dakika boyunca çok güzel bir konser kaydı dinleyen birisi, kaydın son 30 saniyesinde cızırtı olduğu için 20 dakikalık deneyimi aslında gayet olumlu olmasına rağmen deneyim hakkında mutsuz anılara sahip olabiliyor ve bunu negatif bir anı olarak kayıt edebiliyordu. Bazen de tam tersi oluyordu. Kötü bir deneyim, sonu iyi bittiği için pozitif ve mutluluk verici bir anı olarak yaftalanabiliyor, öyle anımsanabiliyordu. Life Of Pi’da da gerçek hikâyenin hangisi olduğunu bilmemiz mümkün değil gibi gözüküyor. Çünkü gerçek olan ikinci (insanlı) hikaye de olsa, yolculuk boyunca karşılaştığı deneyimlerin ona “hissettirdiklerinin” birinci yani kaplanlı hikâye olması, bu sebeple olayı bu şekilde aktarmayı tercih etmiş olması gayet mümkün. Hangi hikâyenin gerçek olduğu hakkındaki delillerin film boyunca zaman zaman her iki hikayenin lehine değiştiğini düşünsem de (Mesela kullanma kılavuzunda bulunan, filikada etobur bir hayvanla bir arada iseniz diyen sahne ikinci hikayenin gerçekliğinin lehineyken, ikinci hikayede Pi’nin sıçanı aşçının yemiş olduğunu söylemesi –ilk hikayeye göre kaplan yemişken- birinci hikayenin gerçekliğinin lehinedir) yani bence kasıtlı olarak bunun seyirciye bırakıldığı kanısına varmış olsam da her iki hikaye üzerine yapmak istediğim birkaç çıkarımla devam edeyim. A) İkinci hikâyenin gerçek olduğunu varsayarsak filmin verdiği belli başlı mesajlar şunlar olabilir: Çıkarsız sevgi ancak çocuklukta olur. (Çocuk Pi’nin Richard Parker’ı eliyle beslemek ve onunla iletişim kurmak istemesi, onun bir ruhu-bilinci olduğuna inanması ve kaplanın gözlerinde gördüğüne kendi yansıması ve düşünceleri haricinde bir anlam yüklemesi) Hayatın acımasızlıkları karşısında bu çıkarsız sevgi yerini çıkara dayalı bir sevgiye bırakır. Her merhamet-sevgi kisvesinin altında aslında bir çıkar vardır. Pi’nin okyanus macerası boyunca kaplanın yaydığı korku sayesinde yaşama bağlanması ve böylelikle mücadelesine devam edebilmesi bir çıkar olduğu gibi, Tanrı’ya inanması bile aslında bir çıkardır çünkü onun kendi içindeki boşluğu doldurmasına, yalnız hissetmemesine, var olmak için bunca çaba harcamasına ve eziyete katlanmasına bir alt yapı hazırlamaktadır, anlam kazandırmaktadır. Tanrı’ya yani kaplanlı hikayenin gerçek olduğuna inanmak, aslında yeryüzünde etobur bir ada olduğuna da başka fantastik / masalsı şeylerin olduğuna da inanmakla eşdeğerdir. Çocukluk yıllarında o dalga konusu olduğu ismine egosunun savunma mekanizmalarını* kullanarak zekice bir çözüm üreten Piscine, bu kez de bu mekanizmaları, gözünün önünde gerçekleşen ve ruhunu derinden zedeleyen olayları unutmak ve bu acımasız dünyada var olma isteğini, yaşam mücadelesini anlamlı kılmak, rasyonalize etmek için kullanır ve Tanrı’ya inanmayı seçer. Böylelikle Pi aslında babasına verdiği rasyonel bir inanca sahip olacağı sözünü de tutmuştur. Çünkü artık onun dünyasında, ihtiyaçtan dolayı inanmak ve bu sayede akıl sağlığını koruyabilmek, tekrar mutlu olabilmek belki de en rasyonel olandır. “Kötülük problemi” (Polio hastalığı) babasının inancını yitirip ateist olmasına neden olmuşken, Pi’nin bilinçaltı okyanusta yaşadığı olayları “kötülük problemi”, olarak algılamaktansa imtihan olarak algılamayı yeğler. B) İlk hikâyeye dönecek olursak... Gerçek olan o ise filmin mesajını şöyle yorumlayabiliriz: Pi hayattaki her şeyin mucize olduğunu, yani mucizenin “sadece” Tanrı’nın fizik vs. kurallarını askıya aldığı durumlarla sınırlandırılamayacak olduğunu düşünen biridir. Örneğin, gemi batmadan az evvel, gece yarısı ansızın uyanmasını, kendisinin de anlam veremediği bir güç tarafından uyandırılmasını, kaderi olarak yorumlar; bu onun için bir mucizedir. Çünkü ortada hayatına yön veren ve aslında kendi iradesi dışında gelişen bir durum vardır. Bu sebeple hayvanlarla birlikte bindiği filikayı kutsal kitaplardan öğrendiği Noah’s Arch’a (Nuh’un gemisi) benzeterek, kendi filikasını Pi’s Arch (Pi’nin Gemisi) olarak yorumlar. Burada bir antrparantez açarak İslam dini açısından duruma bakarsak, Kuran’da mucize kelimesi “ayet” kelimesi ile ifade edilir. Yani aslında her şey ayettir, Allah’ın varlığının bir delilidir. Bu bağlamda gündüzün ve gecenin birbiri ardınca gelişi de bir ayettir (2:164); Hz. İbrahim’i ateşin yakmaması (21:69) yahut havarilere gökten sofra inmesi de (5:114-115)... İslam’da mucize/ ayet sadece Tanrı’nın kendi koyduğu yasaları bir süreliğine askıya alması değil, buna ek olarak o yasalar çerçevesinde olan nizamdır da. Parantezi kapatıp filme dönecek olursak, ilk hikayeye göre 227 gün boyunca dinlerden harmanladığı öğretilerin bilgeliği Pi’nin yaşam mücadelesini kazanmasına katkıda bulunmuştur. Bunları deneyimlerinden edindiği bilgelikle sentezleyen Pi, bilinciyle (ruhuyla) ve zekasıyla hayvandan ayrılan insanın besin zincirinin en üstündeki bir hayvana hükmedebileceğini ve ondan farklı olduğunu anlamıştır; bu da onu (antropik ilke) Tanrı'ya ve dinlere biraz daha yaklaştırmıştır. Lakin maceranın başında Vişnu'ya dua eden Pi, fırtına sahnesinde artık Rahman ve Rahim olan (Compassionate and Merciful) Allah’a yakarmaktadır. Hayattaki her şeyi mucize olarak algılayan biri için teistik bir Tanrı’nın kendisi için etobur bir ada yaratmış olması (nasıl ki Hz. İsa ölüleri diriltiyorsa, cehennemin ortasında yanmayan ağaç oluyorsa) gayet mümkün bir olaydır. Nitekim, deizmin tanrısından farklı olarak teizmin tanrısı kendi yazdığı fizik, biyoloji vs. yasalarının kölesi-hizmetçisi değil, onları gerektiğinde bir süreliğine askıya almaya muktedir olanın ta kendisidir. Bu arada insan eti yiyen bakteriyle / yosunla kaplı “bilinen” bir etobur ada olmasa da bu çok da fantastik bir şey değildir aslında şunların var olduğu düşünülürse. Elbette bu ada aslında hallucinogen** bitkilerle dolu bir yer de olabilir. Nitekim Pi adaya ayak basar basmaz garip bir bitki yemiştir. Bu bitkinin bilinç halini değiştiren, halüsinasyonlara sebep olan, Şamanların ve diğer mistiklerin binlerce yıldır mistik tecrübe yaşamak amacıyla ritüellerinde kullandıkları doğal bir sanrılandırıcı olması da ihtimal dâhilindedir. Hatta ve hatta “acid” kelimesine yapılan vurgu bu amaçla bile olabilir. --- Pi’nin inanış tarzını tasvip ediyor değilim. Nitekim ben bu konuda Pi gibi değil, babası gibi düşünenlerdenim. Yani “her şeye aynı anda inanmak demek,” bence de “aslında hiçbir şeye inanmamaktır”. Lakin Hindistan gibi bir ülkenin vatandaşı olmasına rağmen, Pi’nin körü körüne ata dinine uymak yerine, bir sorgulama sürecine girmesi, inanç sistemini bu sorgulama sürecinin sonunda oluşturması hayranlık verici. İzlediğimiz/ dinlediğimiz hikâyelerden hangisi gerçek olursa olsun ortada yadsınamaz bir realite vardır o da genç bir çocuğun 227 gün boyunca, bir filikada, okyanusun ortasında inanılmaz tehlikelerle karşı karşıya gelmiş olması, tüm bu tehlikelere rağmen hayat mücadelesinde galip gelmiş olması, eski yaşantısına geri dönerek bir aile kurmayı başarmış olmasıdır ve tüm bu “realite” mucize değildir de nedir? Einstein der ki “Hayat iki türlü yaşanır. Ya her şey mucizeymiş gibi ya da hiçbir şey mucize değilmiş gibi...” Filmin de aslında tartışmaya açtığı temel argüman bence tam olarak budur. Sevgiler. Benim Puanım: 9.0 Yapım Yılı: 2012

Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
Back to Top