Hesabım
    A Scanner Darkly
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    4,5
    Muhteşem
    A Scanner Darkly

    Karanlığı Anlamak

    Yazar: Serdar Kökçeoğlu

    Bilim kurgu edebiyatının müstesna yazarlarından Philip K. Dick’in bizdeki çevirileri film uyarlamalarıyla aynı talihsizliği yaşıyor. Yazarın A Scanner Darkly romanının Karanlığı Taramak adıyla çıkan ilk çevirisi eksantrik ve kafa karıştırıcı cümleleriyle kitabın paranoyak atmosferine yeni kuşkular ekliyordu. Dileriz, başarılı beyazperde uyarlamasının hatırına iyi bir çeviriye kavuşur.

    Richard Linklater’ın Filmekimi’nde gösterilen 2006 tarihli filmlerinden Hamburger Cumhuriyeti’ne yakından bakmış ve filmin aynı dönemde çekilen A Scanner Darkly ile paralellikler içerdiğini belirtmiştik. Hamburger Cumhuriyeti nasıl gerçekçi bir fast food şirketi üzerinden dünyanın karanlık bir tablosunu ortaya koyuyorsa, A Scanner Darkly de karanlık bilim kurgu öyküsüyle şaşırtıcı bir güncellik yakalıyor.

    Günümüzden tam yedi yıl sonra başlayan film, değişken yüz efektiyle kimliğini saklayan bir sivil polisi ve kendisi gibi D maddesi bağımlısı bir grup arkadaşıyla zaman öldüren bağımlı bir kaybedeni anlatıyor. Fakat Philip K. Dick’in 70’lerin uyuşmuş ve güven duygusunu yitirmiş ortamını yansıttığı öyküde, polis ve izini sürdüğü bağımlı aslında aynı kişidir.

    Film böcekli giriş sekansıyla baştan çıkardığı izleyiciyi paralize bir vaziyette teslim olmaya ikna ediyor. Filmin en belirgin özelliği olan ve kısaca gerçek görüntülerin boyanması şeklinde özetlenebilecek olan rotoskop tekniği Waking Life’dan sonra bir kez daha yerini buluyor. Öyle ki, eğer bu film isabetli bir senaryoya sahip olmasaydı bile, sadece tekniğiyle bile önemli Philip K. Dick uyarlamaları arasında yerini alabilirdi, çünkü yazarın dünyasını beyazperdede daha iyi temsil edecek başka bir teknik olduğunu sanmıyoruz.

    Filmin gücü sürükleyici bir polisiye olmasından veya uyuşturucunun çağdaş toplumlarda yarattığı gerilimleri ortaya koymasından kaynaklanmıyor, hatta D maddesi bağımlısı grubun kendi aralarındaki geyikleri, küçük güven oyunları sık sık izleyiciyi ana öyküden uzaklaştırıyor. Bu etki daha çok filmin madde katkılı, paranoyak dünyayı iyi bir şekilde yaratmasından kaynaklanıyor. Dick polis ve kaçağın, av ve avcının birbirine dönüştüğü bu dünyayı, beynin bir bölümünün diğer bölüme olan nefretiyle sembolleştiriyor. Bu durumu yaşayan Bob/Fred Arctor’ın oyunun iki tarafını da taşıyan bedeni, bunun cisimleşmiş hali gibi adeta.

    Dick’den gelen bu kaypak, çatışma ve güvensizlik ortamı, Hamburger Cumhuriyeti karakterlerinin çıkışsızlığını çağrıştırıyor. Hamburger Cumhuriyeti’nin insanlık dışı çalışma koşullarına dayanabilmek için uyuşturucu kullanma gereksinimi hisseden bireyleri ile A Scanner Darkly’nin baskı altında bağımlılığı meslek haline getiren grubu aynı dünyada yaşıyor gibi.

    A Scanner Darkly’nin polisi, şehrin en tehlikeli bağımlıları arasında kendisini de buluyor/keşfediyor. Tıpkı Hamburger Cumhuriyeti’nin üst düzey görevlisinin fast food’u zehire dönüştürenin kendi şirketi olduğunu keşfetmesi gibi. Tabii temellerini yitirmiş bu dünyada uyuşturucunun anlamı farklı olduğu gibi, farkındalık da bir işe yaramıyor. Her iki filmin de siyaha çalan bir sonu var.

    Komplo teorilerinin, ev yapımı belgesellerin, gerçeği arayan, paylaşan blog sitelerinin günden güne arttığı bu garip ortamda, Linklater’in izleyicinin beynini ve gözünü ciddiye alan usta işi çalışmalarının ne kadar önemli olduğunu söylesek azdır.

    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Back to Top