Beyazperdem
  • Arkadaşlarım
  • Sinemalarım
  • Hızlı Puanlayıcı
  • Koleksiyonum
  • Hesabım
  • Yarışmalar
  • Çıkış
Son Umut
Ortalama puan
4,0
889 Puanlama ve 190 Eleştiri
13% (24 Eleştiri)
45% (85 Eleştiri)
14% (27 Eleştiri)
16% (31 Eleştiri)
8% (15 Eleştiri)
4% (8 Eleştiri)
Son Umut hakkında görüşlerin ?

190 kullanıcı eleştirisi

KaliteTAKIP
KaliteTAKIP

Takip Et! 176 Takipçi 867 Eleştirisini Oku

5,0
28.08.2007 tarihinde eklendi
film superdi konusuyla oyunculukla superdi bu filme kotu diyenler laf olsun diye diye konusan insanlar belkide filmi bile izlememislerdir yada filmin konusunu anliyacak kadar akilli degillerdir kisaca simdiye kadarki en gercekci film yapilmis izlenmesi gerekirr mutlaka izLEyIn
Alperen B.
Alperen B.

Takip Et! Eleştirisini Oku

1,5
4.01.2015 tarihinde eklendi
Film kalite olarak çok güzel .Sinemayı Türk sineması diye izlemek için gitmeyin çünkü konu yalnız aznaklar,Aznaklar onurlandırılıyor Türkler aşağılanıyor,Türkiyede acayip giyimli kadınlar,yengesine göz koyan Türk ve yabancı müşteriye iş koyan kadın.Çatışmalarda yenilen ve kaçan Türkaskerleri ve Subayları..Yılmaz ERDOĞAN ve Cem YILMAZ kurtuluş savaşı filmi çekerse fazla birşey beklememek gerek. spoiler:
Alican K.
Alican K.

Takip Et! Eleştirisini Oku

0,5
2.01.2015 tarihinde eklendi
Bir TURK ancak bu kadar asagilanir. filmde TURKler SEX eglenceden baska bise yapmayan, savas stratejisi gelistiremeyen. Yigitlikten bi haber gerilla yapamayan bir avuc topluluk olarak gosteriliyor. Bi kac savas sahnesinde 1 dakikadan kisa surede SEHIT dusmesi gercekten sacmaydi. Tabiki bi TURK yazmadigi icin bu sekilde bi rezalet ortaya cikmis. Asil sinir bozan TURKIYEMde sohretin zirvesinde olan sozum ona iki TURKUN (cem ve yilmazdan bahsediyorum) bu senaryoyu kabul etmis ve Turkiyede bu kadar propagandasini yapmis olmasi. Film dram yonunden orta derece fakat yilmaz ve cem bi TURK olarak rezalet. Kisacasi; GITMEYIN PARANIZA VE PARANIZDAN ZIYADE ZAMANINIZA YAZIK!!!
Eyyüp D.
Eyyüp D.

Takip Et! 1 Takipçi 3 Eleştirisini Oku

1,0
3.01.2015 tarihinde eklendi
Bir kere filmin Türkler tarafından çekilmediği çok belli. Gerçekten Türklere Fransız kalmışlar. Türk askeri alkolik gibi gösteriliyor. Türk komutanları anzak komutanlarının ayaklarına çağrılıyor. Türk kadını el alemin Anzağına yavşıyor filmde. yani Türk kadını hafif kadın olarak gösterilmiş. dışarıda örtülü içeride açık dolaşıyor. konu desen zaten saçma sapan bir konu. Türkler kahve falına bakarak geleceklerini belirleyen bir toplummuş gibi gösteriliyor. anlayacağınız parana ve zamanına değer veriyorsan bu filme gitme.
BonusDisk
BonusDisk

Takip Et! 1 Takipçi 31 Eleştirisini Oku

4,0
2.09.2012 tarihinde eklendi
Çok çok başarılı bir senaryo, iyi çekim, iyi oyunculuklar hele Clive Owen harikalar yaratıyor. Cuaron, kendi tarzını filme çok iyi yansıtmış ve başarılı olmuş.
Ogulcan B.
Ogulcan B.

Takip Et! 6 Takipçi 235 Eleştirisini Oku

4,0
3.02.2012 tarihinde eklendi
Filmi izledikten sonra sunu sormamak mümkün degil "neden" neden daha önce bu filmi izlemedim? Gerçekten basarili bir dram-macera filmi.Film bastan sona bir kaos ve kasvetli bir atmosferde geçiyor,filmi izlerken ister istemez insanin içi karariyor.Filmin nedendir bilmiyorum ama görüntü kalitesi baya eskiymis gibi duruyor,baslarda ben pek begenmesemde görüntü kalitesinin pek iyi olmayisi filme ayriyetten de bir kasvetlik katmiyor degil.Bastan sona süyükleyici bir film özellikle Clive Owen'in hamile kizi alip kaçtikan sonra film akip gidiyor adeta.Savas sahnelerindeki atmosfer mükemmel diyebilirim hem gerçekçi hem de kameranin kullanimi çok iyi.Kitap gibi bir film bir sürü olay,bir sürü mekan var filmde.Benim filmde en begendigim nokta filmin geçtigi mekanlar ve filmde bitmek bilmeyen o puslu kasvetli hava tam benim tarzim yani oldukça iç karartici bir film.Filmin konusuna da deginmeden olmaz gerçekten farkli bir konu tabi filmin olay kurgusu da çok iyi.Oyunculuklar gayet iyi.Filmde bazi yerlerdeki müzikler gayet güzel ama dramatik ve insanlarin sefaletlerinin gösterildigi sahneler de etkileyici bir soundtrack kullanilsaymis bence daha iyi olurdu.Son olarak ben gerçekten begendim,etkileciyi,sürükleyici,heyecanli ve kasvetli bir film,tavsiye ederim izlenmesi gereken filmlerden biri.Filmin geçtigi mekanlar ve filmin kasvetli atmosferi için puanimi biraz daha fazla veriyorum. 8/10
Ilknur K
Ilknur K

Takip Et! 26 Takipçi 1 093 Eleştirisini Oku

3,5
26.08.2011 tarihinde eklendi
İnsanlığın ne kadar önemli olduğunu vurgulayan bir film.
Hanife K
Hanife K

Takip Et! Eleştirisini Oku

5,0
19.12.2018 tarihinde eklendi
ÇOK İYİ ....DUYGU YÜKSEK ÇOK BEĞENDİMM ,RUSSEL CROWE ZATEN ÇOK SEVERİM YILMAZ ERDOĞAN VE CEM YILMAZ DA HAKKINI VERMİŞ
Baris Ö.
Baris Ö.

Takip Et! 3 Takipçi 69 Eleştirisini Oku

2,5
3.08.2017 tarihinde eklendi
İnternet sitesinin birinde dolanirken "İzlenilmesi gereken ilk 10 film" yada "Mutlaka izlemeni gereken 20 önemli film" gibi ibarlerle paylaşilan film listelerinin birinde karşıma çıkmıştı Children of Men. Çıkmaz olaydı. Bu kadar duragan, bu kadar sıkıcı ve yapı olarak bu kadar boguk ve asla kendine baglayamayan bir film uzun suredir izlememistim. Film imdb puanina bakildiginda ve genel yorumlarda baya iyi gozukurken aslinda genel olarak yorumlarin çogunun belli bir kitle tarafindan yazilmiş olduğu anlaşılıyor. Ve sürü psikolojisi ile yapilan yorumlarin olumlu olduğunu gören bir çok diğer izleyicide aman insanlardan farkli düşünmeyeyim de arada sırıtmayayım diye yorumunu eleştiri dozu en düşükte tutmuş. Ama ben öyle yapmayacagım benim 100 dakikami çalan bu sacma sapan yapimi sonuna kadar eleştireceğim kardesim. Konusuna ilk baktiginizda sizi bekleyen ilginç bir yapim olduğu kanaatine kapiliyorsunuz ama film başladığı andan bitiş zamanina kadar hep ayni tempoda çok sıkıcı ve kendine bir türlü baglayamayan bir şekilde sürüp gidiyor. Siz ha şimdi bir şey olacak ve bir farklilik yaşayacağiz derken asla öyle bir şey olmuyor. Apokaliptik ve kaotik bir yakin gelecek dünyasinin resmedildiği yapim sonu itibari ile de beni hiç mi hiç etkilemedi. Clive Owen'i seven biri olarak bu denli vasat ve bana göre etkisiz bir yapimda oynadiğini çözebilmiş değilim. Peki o Julianne Moore ve Michael Caine'e ne demeli. Aslinda bu filme bu kadar yorum bile fazla. O yüzden son cümlemi kurup olayı kapatmayı düşünüyorum. Eger zamaniniz varsa ve film izlemek istiyorsaniz bu filmi izlemek yerine daha eğlenceli başka uğraşlar bulun. Bu filmden mutlaka uzak durun derim. Boşa giden zamaniniza yazik. Benim puanim 5/2.5
jamesbond-2
jamesbond-2

Takip Et! 15 Takipçi 1 681 Eleştirisini Oku

4,0
25.10.2015 tarihinde eklendi
Çoğu kişi gibi olmasa da filmin ilk dakikaları biraz sıkıcı gelmişti ban. Ama film ilerledikçe gerçekten süper bir hal aldı. Alfonso Cuaron'un müthiş yönetmenliği ve Clive Owen'in oyunculuğu insanı çok fazla etkiliyor. Kesinlikle izlenmesi gereken bir film.
Kaan K.
Kaan K.

Takip Et! 2 Eleştirisini Oku

0,5
22.03.2015 tarihinde eklendi
filmde sipere giren askerlerin sahnesini izleyin ve yabancı yapım bir çanakkale filminin vasatlığını gerçeklerini yansıtmayışını idrak edersiniz türkler 7000 kayıp anzaklar 2000 10000 anzak kayıp 70000 türk ne kadar adil bir film resmen türkler aşşalanmış resmen atalarımızın onca kan dökerek 253 bin şehitle ingiliz fransa avusturalya yeni zellanda hint onca ülke ile savaştık ve kazandık bunu kabullenemeyenler gerçek hayatta yapamadıklarını filmlerle yapmışlar tavsiye etmiyorum türkiye açısından tamamiyle kabul edilemez bir film
YusufPiskin
YusufPiskin

Takip Et! 67 Eleştirisini Oku

4,0
24.01.2015 tarihinde eklendi
alfonso cuaron imzali clive owen, julianne moore ve michael caine gibi unlu oyunculari bunyesinde barindian quasi-apokaliptik temali film. artik hicbir bebegin dunyaya gelmedigi 2027 yilinin dunyasinda gecen film bir kahraman ve tek umut bir kadin klisesine gore yazilmis olsa da fragman itibariyle olmus sanki. p d james'in ayni isimli romanindan esinlenerek yapilmis. 2027 yilinda londra'da geciyor hikaye ama 2027 deki londra ile bugunku londra arasinda hic fark yok. bi' kere burdan aliyor ilk puanini alfonso cuaron. bilimkurgu illa isiklar sacan acaip teknolojik seylerin etrafta yanip sondugu bir gelecek vizyonu gerektirmiyor. aslinda filme gercekci bile diyesim var. zaten bu amacin guduldugu saniyorum. su andaki fasizan politikalarin gittigi yer dogurganligin sona ermesi hikayesine yedirilmis. ama goren gozlere bu mesele -dogurganlik- bir sure sonra detay gibi gelmeye basliyor. herseyden once filmde buyuk britanya nin gocmen politikalarina ciddi bir elestiri var ki 'yapayim da entel olayim' diye de yapilmamis gibi geldi bana. ayrica filmin basindan sonuna kadar londra'ya ve temsil ettiklerine dair arkadan, gorsel olarak verilen ama sozu edilmeyen cok onemli ayrintilar var. bir ornek: bir yanda sokakta grafitiler temizlenirken, diger yanda unlu bir sanatcinin evinde, duvarin sokulup getirilmesi marifetiyle orada olan, banksy nin grafitisini goruyoruz, ki kor goze parmak degil. oyle arkada gelip geciyor yakalayana. muthis bir sanat ve goruntu yonetmenligi de var filmde. bir baska ornek: clive owen ve kuzenini oyanayan karakter konusurlarken arkada battersea power station ve havada ucan balon seklinde domuzlar goruluyor. battersea power station in pink floyd un animals albumunun kapagindaki yapi oldugunu ekleyeyim. bu arada sunu da ekleyeylim, icine girilen bina tate modern nin binasi iken disaridaki manzara battersea power station manzarasi. yani ayni yerde olmayan iki mekan, yani cok bilincli, nakis gibi. kamera... bir catisma sahnesi var ki, kameraya kan sicriyor ve bu belgesel teknigi ile o kamera uc dakikadan fazla kesintisiz bir cekim yapiyor. belki baska bir filmde abarti gelebilecek bir yontemken bu, yonetmenin bastan beri sectigi ' bu hakikaten gecelegin kendisi olabilir, butun bunlar sizin evinizin onunde gerceklesebilir' tarzi ile sureklili gosterdigi icin cok da yerinde olmus. son olarak filmdeki gocmen kampinin -ki bir yer alti sehri, getto havasi var burda- su anda londra'nin finans merkesi olan bank oldugunu da soylemeli. bir de alinti yapalim: "politikacilarimizdan birinin basi ne zaman derde girse bi' yerde bi' bomba patliyor"
can3549 ..
can3549 ..

Takip Et! Eleştirisini Oku

3,0
6.01.2015 tarihinde eklendi
filim yabancı gözüyle bakılırsa gayet başarılı ve güzel bir senaryo ama gel gelelım türk gözüyle baktığımızda tam bir rezalet filimde türkler resemen aşalanıyor hiç başarıyla kazanadıkları bir sahne yok hep mağlubiyet filimde üstüne üstülük ALLAHÜ EKBER nidalarıyla kazandiğimiz çanakale zafarini içki alemıyle kutluyoruz çanakele zaferini kazanan kumandanlar içkici ayaş ve uçkur düşkünü olarak gösteriliyor hele hele filimde oynayan ünlü 2 oyuncumuz bu sahnelerde oynamayı nasıl kabul ettiklerını anlamış değilim filim türkler açısından tam bir fiyasko
Spike
Spike

Takip Et! 8 Takipçi 110 Eleştirisini Oku

3,5
18.09.2011 tarihinde eklendi
Konu olarak diğer dünyayı saran hastalık olayında biraz daha farklı, biraz daha orjinal bir konuya sahip, Başarılı oyunculuklar ve başarılı yönetmen sayesinde kimi sahneleri başarılı gerçekçilik ve inandırıcılğa sahip. Özellikle mültecilerle savaş konusunda herhangi bir abartıya yer vermeyip tamamen doğal akışını göstermiş
kemerlee
kemerlee

Takip Et! 27 Takipçi 692 Eleştirisini Oku

4,5
5.07.2011 tarihinde eklendi
İnsanların artık bebek sahibi olamadığı faşizmin ve ayrımcılığın tavan yaptığı bir gelecekte geçiyor film.Moore ve Caine'nin kısa ama etkileyi performansları Clive Owenın etkileyi oyunculuğu yarattığı harika atmosferi, var oluşu ve dini efsaneleri sorgulayışı ve yaptığı zeki göndermelerle önemli bir başyapıt.
alew0811
alew0811

Takip Et! 4 Eleştirisini Oku

2,5
16.05.2011 tarihinde eklendi
film konusu çok güzel.ilk yarım saati sıkıcı geldi lakin izlemeye devam ederseniz begeneceksiniz..bazı ögeler yıl bakımından geride kalıyordu..ama herşeye rağmen güzel
sinema
1 ziyaretçi
4,0
13.02.2011 tarihinde eklendi
Tek kelimeyle başarılı çekim olan, güzel bir film.Clive owenın oynarken acayip gerilim havası yaşatıyor.filmden geçen sahneler yavaşta olsa, geçitleri çok iyi kullanan yönetmen, hikayeyi iyi yansıtıncı film tam sarıyor sizi.
seliria
seliria

Takip Et! 1 Takipçi 94 Eleştirisini Oku

4,0
25.12.2010 tarihinde eklendi
Çok etkileyici,ağır ama sürükleyici bir yapıt olmuş...puanım 8
Ugur T
Ugur T

Takip Et! 68 Takipçi 666 Eleştirisini Oku

5,0
21.10.2010 tarihinde eklendi
uğur tazegül.............tolga_taze24@hotmail.comfilm hakkındaki yorumumGerçek bir kaos ortamının içine düştüğümüz bu tarihsel kesitte, karamsarlığa kapılmayanımız artık yok gibi. Dünyanın kendisi bir kara ütopya haline gelmişken, yeni distopyaların bilinmez bir gelecekte geçmesine de gerek kalmadı. Tarihin en büyük krizlerinden birine şahitlik yaptığımız bu ortam, 1984ün ultra-totaliter dünyasından izler taşısa da, bu tarz distopik öngörüler globalleşmenin kırbacı ile beli bükülmüş toplum sistemlerini tam olarak açıklayamıyor. Her gün yeni bir paradoksun içine düşen yaşam deneyimlerimiz, olsa olsa Aldous Huxleyin Cesur Yeni Dünyası ile Mad Maxin çılgın bir sentezi olabilir. Ancak tüm sistemlerde bir kırılma yaşanması ve yeni bir evreye geçilmesi, bugünün soğuk savaş dönemine ait senaryolarla açıklanamayacağını, taze bakış açılarının geliştirilmesi gerektiğini daha kuvvetli hissettiriyor.Yeni sistem Jean Baudrillard gibi düşünürlerin başını çektiği kuramsal çalışmalarla yeniden anlaşılmaya çalışılırken, sinemada bu tarz yeni perspektiflere daha seyrek rastlanıyor. İşte bu nadir örneklerin belki de en mütevazısı, ancak bir o kadar da güçlü olanı Meksikalı bir yönetmenin zekanın basitlikte yattığını kanıtlayan senaryosu tarafından gerçekleştirildi. Alfonso Cuoranın 2006 tarihli Children of Meni bir taraftan distopik sinemaya nane ferahlığında bir soluk getirirken, diğer taraftan gün geçtikçe savaşlara teslim olan bu kara parçasının kuvvetle muhtemel geleceğini tasvir etti.Fazla uzak olmayan bir gelecekte; 2027nin Londrasında geçen hikaye, bugünün aba altından sopa gösteren sistemini bir adım daha öteye taşıyarak, şiddetin, karmaşanın ve kıyımın nasıl sistematik hale getirildiğini gözler önüne seriyor. Cuoranın 2027deki dünyası bu anlamda günümüzden çok da farklı değil. Yalnızca yaşananlar iyice çığırından çıkmış, şiddet gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiş. Dünya çöküşün eşiğinde; tüm entropi kurguları gerçekleşmiş. Tek bir farkla: Dünya bugün yaşadığımız halinden çok daha kuru, çok daha renksiz. Tıpkı üzerinde hayatı anımsatacak tek bir canlı parçasının kalmadığı bir çöl gibi. Ancak bu dünya bir çöl kadar sessiz ve ölümcül bir huzura sahip değil. Aksine her geçen gün yeni bir bombanın patlaması, yepyeni cinayetlerin işlenmesi, göçmenler üzerinde farklı işkencelerin uygulanması an meselesi. Çığlıkların, bomba seslerinin, yakarışların ve gözyaşlarının yüksek volümü içinde tek bir ses eksik: Çocukların sesleri.2027de kan var, şiddet var, kıyım var, zulümden kaçarken daha büyük bir gaddarlığa düşen göçmenler, mucize bekleyen, kendisine kaçacak delik arayan ya da tümden umudunu yitirmiş insanlar, sinizme bulanmış bir nihilizm var. Ancak çocuklar yok. İnsanlık kendi soyunu devam ettirebileceği doğurganlık yeteneğinden artık yoksun. Cuarona göre bunun nedenleri önemli değil; hormonlu gıdalar, nükleer silahlar ya da modern hayatın kendisi buna sebep olmuş olabilir. Doğa bu sefer büyük bir felaketle değil, gündelik yaşamda kendisini hiç hissettirmeden, bir hayalet sinsiliği ile öcünü almış. Dünyanın en genç insanı 18 yaşındaki Bebek Diego. Fakat bu unvan da artık bir başkasına geçmiş. Onun ölümünü haber veren televizyon yayını ile başlayan film, daha en başta o soğuk mavi tonu ve aktüel kamerası ile bizi bu terör ortamının içine atıveriyor. Clive Owenin gerçek anlamda oyunculuğunu kanıtladığı Theodore Faron karakteri ile de ilk kez bu esnada karşılaşıyoruz. Donuk bakışlarla haberi izleyen, olaydan diğer insanlar kadar etkilenmediği her halinden belli olan Farona dair ilk ipucumuzu şimdiden elde ediyoruz: Her daim yanında taşıdığı kanyak şişesi, zoraki tıraşı, dağınık saçları ve bezgin yürüyüşü ile Faron, yaşadığı hayatı anlamsız ve saçma bulan, yaşam enerjisini yitirmiş, geçmişine gömülmüş bir karamsar. Bir ada olarak sığındığı eski hippi Jasperin evi ve onun konukseverliği dışında onu tatmin edecek herhangi bir nokta yok. Sanki hayat onun için 'bir an önce bitse de gitsek' dediği bir temsil. Michael Cainein bugüne kadar canlandırdığı en renkli karakterlerden biri olan Jasperla karşılaştırdığımızda, Faron daha genç olmasına karşın ondan daha yaşlı. Eski bir aktivist olduğunu öğreneceğimiz Faron, bu bağlamda 1968 sonrası yaşanan hayal kırıklığının vücuda gelmiş hali gibi. Aşka, duygulara, başkaldırı ve umuda olan inancını yitirmiş karakterimiz, bir bakıma yönetmen tarafından bugün sığınağa çekilmiş muhalif kültüre ince bir eleştiri.Bomba Seslerine Ninni Karışınca...Bununla birlikte Faronu yeniden harekete geçirecek olan umut, onun yine geçmişinin bir parçasından geliyor. Bunca gürültünün arasında hala sesini yükseltmeye devam eden eski karısı, sistem karşıtı Fish grubunun başındaki isim olan Julian, Farona bir teklifle geliyor. Tüm dünyada yaşanan şiddet salgınından kaçıp Londraya sığınan göçmenlerin bir vatandaş olarak kabul edilmediği ve kategorik olarak insanlık dışı muamele gördüğü bu yeni ayrımcılık sistemi, faşizmin en sıradan hallerini gösteren yöntemler geliştirmiş. Bu güvenlik metotlarından biri de bölgeler arası bir tür vize uygulaması. Faronun yapacağı iş, kaçak bir göçmen için geçiş kağıtlarının hazırlanması. Tüm hayatını sanat koleksiyonculuğuna adayan kuzeninden kolaylıkla sağlayacağı bu evraklar, aslında kendi öyküsünün dönüm noktası.Aldığı evraklarla beraber Julian, siyahi göçmen Kee, aktivist gruptan Luke ve Miriam ile yola çıkan Faron için bu yalnızca eski karısı ile yeniden ilişkiye girebilme bahanesini veren bir görev. Ancak olaylar elbette ki beklenildiği gibi gelişmiyor. Bu zıt karakterleri bir araya getiren araba yolculuğu, bir grup isyancının öfke dolu eylemiyle kesintiye uğruyor. Tek planda gerçekleşen ve buna uygun bir kamera sistemi geliştirerek de sinema tekniklerine yenilik getiren bu sahne, büyük bir sürprize gebe. Yönetmen Cuoran Hollywoodun yıldız sisteminin altına neredeyse bir dinamit yerleştirip, Julianne Mooreun canlandırdığı Julianı filmden çekiyor; Julian motosikletli eylemcilerin kurşununa hedef olarak daha filmin ilk çeyreğinde can veriyor. Julianın ölümüne, Lukeun kendilerini takip eden polisleri vurması eklenince, işler Faron için bir anda umulmadık bir yere taşınıyor.Bütün bu olanlardan bir sonraki gün kurtulacağını düşünüyor Faron. Yarın başka bir gün olacak, yine kasvetli evine dönecek, iç karartıcı işine devam edecek, yanından ayırmadığı içki şişesine sarılarak eski karısını yitirmenin acısını ölen çocuklarının yasına ekleyerek kendi sonunu bekleyecek. Bizler işlerin böyle gerçekleşmeyeceğini hissetsek de, Faron henüz neyle karşı karşıya olduğunun farkında değil. Onu gerçek anlamda kendisine getirecek, gerçekliğe yeniden dönmesini sağlayacak kişi, ilk başta yıldızlarının barışmadığı göçmen Kee. Bu kaçak siyah göçmen kız içinde tüm dünyanın dengesini bozacak bir sır taşıyor. Bu sır ise Keenin ne derin bir hakikate, ne de tüm ezberleri bozacak bir bilgiye sahip olmasından kaynaklanıyor. Onun kaynağı kendi vücudu, kadınlığına ait doğası. Kee bu cehennemi ortamı belki de sona erdirebilecek tek gerçeği; içinde bir çocuğu taşıyor. Ancak o ne bir azize, ne de Meryem gibi seçilmiş bir kişi. Hatta kutsallıkla kesinlikle uyuşmayacak bir işe sahip olduğunu hepimiz anlayabiliyoruz. Ama tüm bunların da bir önemi yok, tıpkı çocuğun kimden ve nasıl olduğuna dair soruların anlamsızlığı gibi. Önemli olan tek gerçek, Keenin İnsanlık Projesinin Yarın isimli gemisine yetişebilmesi. Ve Julianın da daha önce kendisine söylediğini öğrendiğimiz gibi, tek güvenebileceği kişi Theodore Faron.Aslında Julianın Faronu seçmek konusunda ne denli öngörülü olduğunu filmin bu aşamasında görüyoruz. İnsanlık Projesi için çalışan sistem karşıtı Fish grubu, neredeyse her politik grupta görülebilecek iktidar mücadelelerini, ayrımlaşma ve fraksiyonları içinde barındırıyor. Siyasi bir örgütün topluma karşı sorumluluğun nerede başlayıp nerede bittiğine yönelik bir etik tartışmayı başlatan ve bu konudaki kararını insandan yana koyan film, hiçbir fikrin insan yaşamından daha önemli olamayacağını Juliana düzenlenmiş komplo aracılığıyla hissettiriyor. Ancak bu durum filmin muhalif grubu karalaması ve sağ gösterip soldan vurması anlamında değil, aksine filmin politik duruşunun sağlamlığı buradan geliyor. Daha en başta devletin nasıl sıkıştığı anda bomba patlatıp Fishe suçu attığını Julianın ağzından öğreniyoruz. Kaldı ki filmin yarısından fazlasının devlet tarafından kafese kapatılan ve hayvan muamelesi gören göçmenler ile ilgili olması ve İnsanlık Projesinin kurtuluşu sağlayacak güç olarak gösterilmesi, bugün yaşanılanları reddetmeye ve bunlara yönelik tepki göstermeye bir çağrı. Ancak politik çıkarlar gibi hassas noktaları anımsatan, tedbiri elden bırakmayan bir çağrı.Öte taraftan, Julianın Fish grubu mensupları tarafından politik çıkarlar uğruna öldürüldüğü gerçeğini öğrenen Faronun Keeyi onların elinden kurtarmak dışında başka bir seçeneği yok. Bundan böyle Kee Faronun sorumluluğu altında. Miriamın da ortak olduğu bu kaçış, Jasperın çılgın planıyla nihayetine erecek ermesine, ama bu yolculuğu tamamlama konusunda herkes başarılı olamayacak. Plana gelince: Yarın gemisine yetişebilmek için mülteci kampına giriş yapmak. Kendilerini bir göçmen polisinin ellerine teslim eden Miriam, Kee ve Faron, Londra sokaklarında kafese kapatılıp kamplara sürülen göçmenlerle artık aynı kaderi paylaşıyor ve göçmenlerin nasıl bir mezbahaya gönderildiklerini kendi gözleriyle görüyorlar. Tüm uluslara mensup insanların bir arada yaşadığı bu kamplar dünyanın mikro kozmozu gibi. Askerlerin sahip oldukları iktidar ile sarhoş olup göçmenleri gerçek bir cehennemin ortasına atmaları, bugün Irakta yaşananlar düşünüldüğünde yerli yerine oturuyor. Mülteci kampı Londraya taşınmış daha büyük bir Ebu Garib sadece ve burada herkes düşman, herkes terörist. Tahakküm kurma temelinde işleyen sistemin bir taraftan şiddet, diğer taraftan paranoyayı üretmesi ve bunların birbirlerini sürekli olarak beslemeleri bugün yaşanan korku kültürünün en belirgin özelliğini zaten oluşturmuyor mu? Miriam gibi bir İngiliz bile bu şiddet, güç çatışması ve paranoya ortamında vatandaşlık haklarından mahrum kalıp, göçmenliğin ne anlama geldiğini her an yaşayabilir (ve yaşıyor).18 yıllık bir aralıktan sonra doğan ilk bebek, işte bu ortamda dünyaya geliyor. Minik Dylanın ilk duyduğu sesler bombalar, tüfekler ve savaş uçaklarının çıkardığı dehşetli gürültü. Ancak tek bir insanın yapabildiklerini asla küçümsemeyin, bu bir bebek olsa bile. Bebek Dylanın sesi tüm o karmaşayı bastırıyor, tüm o silahlardan çok daha üstün olmayı başarabiliyor. Yüzyıl sinemasının en etkileyici sahnelerinden biri olarak sinema tarihine geçecek bu sahne, Dylanın küçük zaferini gösteriyor. Tüm silahların bir anda sustuğu, herkesin el birlik bebeği kurtarmak için hareket ettiği bu kutsal yürüyüş yaşanan şiddet ve düşmanlık ortamının yapaylığı ve ne kadar kolay çözülebileceğini göstermekle kalmıyor, midemizden kalbimize doğru bir hava akımı yaratarak bu gerçeği damarlarımıza dek hissetmemize neden oluyor. Bombalanmak üzere hedef alınan binadan Kee, Faron ve bebek kurtuluyor, ancak az önce yaşanan o büyülü ve mucizevi an hemen unutuluyor. Tıpkı bu karmaşa ve savaşın neden başladığının çoktan unutulduğu gibi.Kahramanlarımız göçmen Marichkanın yardımıyla açıldıkları denizde artık özgürler. Beklenen Yarın gelecek ve onları rahat edecekleri bir yere götürecek. Ancak bir eksikle; mücadeleye artık Kee ve küçük kızı devam edecek. Şimdi Faronun dinlenme vakti; uzun süredir uyuyamayan kahramanımız huzurlu bir uykuya çekiliyor. Karısı ve oğlunun yanına gideceği bu tek kişilik yolculukta artık içi rahat.
sofican07
sofican07

Takip Et! 32 Eleştirisini Oku

2,5
28.09.2010 tarihinde eklendi
kötü bir filmdi beni sarmadı.Konusuna bakılınca daha farklı çekilebilirmiş.Michael Caine iyi oynamış filmde..10 üzerinden 5 verdim.
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
Back to Top