Filmleri oyla!
Beyazperdem
    57. Antalya Altın Portakal İzlenimleri
    Yazar: Murat Tolga Şen — 10 Eki 2020 - 09:33
    facebook Tweet

    Festivali takip eden Murat Tolga Şen, ulusal yarışma filmlerini değerlendirdi..

    Ulusal bağımsız sinemamız için can suyu etkinliklerden biri olan 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ndeki hepsini ilk defa izlediğimiz 12 filmlik maraton sona erdi. Atalay Taşdiken’in Kar Kırmızı filmiyle başlayan ulusal uzun metraj yarışma filmlerinde son durak Derviş Zaim’in Flaşbellek adlı filmi oldu. Ödül töreni bu gece… Festivali takip eden herkesin aklında ödül kazanacak filmlerle ilgili tahminler var, kimi de gönlünden geçeni söylüyor ama son söz jürinin ve geçtiğimiz yıl yine burada 10 dalda ödül kazanan Bozkır (yön: Ali Özel) filminden hatırladığımız üzere, jüriler sürpriz yapmayı sever.

     Bu yıl festivali Beyazperde okurları için takip ettim ve ulusal uzun metraj yarışma filmleri için kısa notlar aldım. Ödül törenin yapılacağı günün sabahında bunları okurlarla paylaşmak istiyorum.

     

    Gün 1: Kar Kırmızı - Ölü Ekmeği 

    Ulusal uzun metraj yarışmada ilk izlediğimiz film, Mommo-Kız Kardeşim ile hatırladığımız Atalay Taşdiken’den geliyor. Kar Kırmızı bana küçük bütçeli İngiliz suç filmlerini hatırlattı. Kaçakçılık yapan Yusuf’un sınırdan geçtikten sonra ihbar üzerine yakalanması, yıllarca hapis yatması, karısı Zeynep’in ortadan kaybolması ve Yusuf’un hem bu durumu hem de onu kimin sattığını araştırırken meselenin bir hesaplaşma hikayesine dönüşmesini izliyoruz filmde…

    Konusu itibariyle 70’ler Cüneyt Arkın avantürlerine bile benzetmek mümkün Kar Kırmızı’yı. Hele de başka karakterin onu satanlarla hesaplaşırken sorduğu “sigaran var mı” sorusu bu benzerliği güçlendiriyor. Filmin daha stilize olmasını isterdim, yakışırdı bu hikayeye… Görüntü yönetmeni (Gökhan Atılmış) özeni filmi izlemek için bir başka sebep ancak festivalde yarışan neredeyse her filmde karşımıza çıkan bütçe zafiyeti kendini çok belli ediyor. Erkek aklına, kalbine ve ahlakına dair önemli cümleler kuran film, en olmaması gereken arabesk bir finale ulaşarak gücünden eksiltiyor. 

    İlk gecenin 2. Filmi olan Ölü Ekmeği, usta bir sinemacı olan Reis Çelik’in imzasını taşıyor. Yarı belgesel olarak tanımlayabileceğim film, festivalin en nev-i şahsına münhasır işlerinden biri. Reis Çelik, filmini “Din, kader ve yoksulluk arasında sıkışmış köy ortamında, söz ustası bir ozanın, yerine bir çırak yetiştirme çabası üzerinden sosyolojik bir okuma” diye tanımlıyor.

    Yaşadığı coğrafyadan hikayeler aktarmayı seven Profesyonel ve amatör oyuncuların bir arada olduğu yapımda asıl işi oyunculuk olmayanlar kendini daha bir izletiyor. Genç aşık Mustafa’yı canlandıran Tarkan Amarov’un güçlü ifadesi perdeyi doldursa da Reis Çelik’in belini de bütçesizlik bükmüş. Ölü Ekmeği kurmaca bir film olarak değil de belgesel olarak izlenirse içine daha çok giriliyor.

     

    Gün 2: Dirlik Düzenlik - Koku

    Yarışmanın 2. Gününde izlediğimiz ilk film Toz Ruhu ile 21. Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Sanat Yönetmeni ve 5. Malatya Film Festivali’nde En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazanan Nesimi Yetik’in son projesi olan Dirlik Düzenlik. 3 kadının birlikte yaşama ve kendi hayatlarına kavuşma çabasını gösteren filmde yönetmenin annesi ve eşi de oynuyor.

    İzlerken fena bulmadığım Dirlik Düzenlik trajik finali yanlış bir seçim gibi göründü bana. Yine de festivaldeki eli yüzü düzgün işlerden biri ancak kocaman bir perdede sürekli hareket eden ve karakterlerin dibinde dolaşan bir kamerayı izlemek yorucu. 

    Gelelim günün 2. filmi olan Koku’ya… Genç sinemacılar Barış Gördağ ve Yasin Çetin imzalı Koku’nun bana göre ilginç bir konusu var. Şehirli bir karakteri taşraya getiren filmin ahlaki çatışması tutucu bulundu ve film Semih Kaplanoğlu’nun Bağlılık Aslı filmiyle kıyaslandı ancak bu abartılı bir yorum, bu genç sinemacılarda art niyet aramak ise bir festival hadsizliği. Filmde ahlaken beni rahatsız eden bir şey yok, gerçek hayatta yaşanabilecek durumların idealize edilmeye çalışılması ise politik doğruculuğun tuzaklarından biri. Böyle yaparsak 5 yıl sonra kimse hikaye anlatamaz ve neden taşraya düşen şehirlinin bakış açısını korumak zorunda olduğumuzu anlamıyoruz. 

    Koku şehirden taşraya değil, taşradan şehre ve insanlarına bakmayı deniyor. Biçem olarak yarışmadaki İnsanlar İkiye Ayrılır ve Flaşbellek gibi klasik öyküleme yapan filmlere yakın duruyor. Filmde çok sevdiğim birkaç kamera numarası var. Nergis Öztürk’ün oyunculuğu da izlemeye değer. 

     

    facebook Tweet
    Öneriler
    Yorumlar
    Yorumları göster
    Back to Top