Senaryosunu...
Warren Adler'in "The War of the Roses" (1981) adlı romanından uyarlayarak Tony McNamara'nın kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda da Jay Roach'un oturmak da olduğu "The Roses"; "kara mizah (dark comedy)" tarzda kurgulanılmış...
***
Ve kafası, yapılan hiçbir olumlu yahut da olumsuz eleştiriden etkilenmeden...
Sadece, evrensel sinema literatürü bağlamında çalışan insana...
"Olmadı mı da, olmuyormuş be kardeşim" dedirtebilecek nitelikteki...
İzlemeseniz de herhangi bir şey yitirmeyeceğiniz bir drama olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Aynı romanı...
1989 yılında, yönetmen olarak Danny DeVito'nun da beyaz perdeye aktardığı filmin...
Bu yeni versiyonuna da biraz daha yakından bakalım...
***
İş yerinden meslektaş ve arkadaşlarıyla birlik de...
Londra'daki bir restoranda kutlama yapan mimar Theo Rose (Benedict Cumberbatch)...
Bir an için onları, masalarında bırakıp...
Doğrudan mutfağa daldığında...
Müstakbel karısı, aşçı Ivy Rose (Olivia Colman) ile karşılaşır...
***
Ki...
Ardından da, onlar beraberce...
İngiltere'yi terk edip...
Amerika'daki Mendocino, Kaliforniya'ya yerleşirler...
***
- On yıl sonra -
Artık Hattie (Delaney Quinn) ve Roy (Ollie Robinson) adlı iki çocuklarının da bulunmasının yanı sıra...
Yıllardır bir usta şef olmayı arzulayan karısı Ivy için Theo...
Başta yengeç olmak üzere...
Bir deniz ürünleri bistrosu açabileceği, köhne bir mekanı satın alır...
***
Ve dakikalar...
Tamı tamına on beşi gösterirken de...
Ziyadesiyle anlamsız bulduğumuz bu filmde...
Bir yandan, Colman ile Cumberbatch klasındaki isimlerin ne aradıklarını merak ederken...
***
Diğer yandan da biz...
Hiç değilse, vakit kaybının önüne geçmek amacıyla...
İzlemeyi durdurduk...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş...
Ve üstelik de...
Tüm uyarılarımıza rağmen seyretmeye de devam edecek olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için...
Kendi anlatımımızı da...
Burada noktaladık...
***
Devamında ne olduğunu bilmediğimiz gibi merak da etmediğimiz filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; fazlasıyla gereksiz bulduğumuzu yinelemek de ısrarcı olacağımız...
Ve en azından bizim açımızdan...
Zaman israfından öte, pek bir şey ifade etmediğini de belirteceğimiz...
90 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,