En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Turgay Buğdacigil
Takipçi
2.410 değerlendirmeler
Takip Et!
4,0
11 Şubat 2026 tarihinde eklendi
Amerikalı masa tenisçisi Marty Reisman'ın yaşamından esinlenilen senaryosunu da...
Ronald Bronstein ile birlik de kaleme alan Josh Safdie'nin yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Marty Supreme"; destansı nitelikteki bir drama olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
65 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilip, brüt 148,8 milyon dolarlık bir hasılat rakamına ulaşmasının yanı sıra...
9 kategoride Academy ve 11 kategoride de BAFTA ödüllerine aday gösterilmiş durumdaki bu filme, biraz daha yakından bakalım...
***
1952 New York'unda Marty Mauser (Timothée Chalamet)...
Sadece yol parası biriktirmek amacıyla ayakkabı satıcı olarak çalışmak da...
***
Ve zaten...
Marty'nin tek isteği de...
En başından beri olduğu gibi...
Bir an önce, o güne kadar ki ücretini alıp Londra'ya uçup...
Britanya Açık'taki masa tenisi turnuvasına katılmaktır...
***
Zira...
Söz konusu bu turnuvayı kazanıp şampiyon olacağından o kadar emindir ki...
Arkadaşı Dion Galanis (Luke Manley) ve onun iş insanı babası Christopher Galanis'i (John Catsimatidis)...
Kendi adını taşıyan, turuncu renkli masa tenisi toplarını üretip...
Amerika'da satışa çıkartmak hususunda ikna için uğraşmaktadır...
***
Derken...
Gün içinde, 700 dolar olarak hesapladığı ücret alacağını tahsil edemeyen Marty...
Yeniden dükkana uğradığında...
Parasını, kendisine silah doğrulttuğu çalışma arkadaşı Lloyd'a (Ralph Colucci) açtıracağı...
Şirket kasasından, adeta bir soyguncu edasıyla cebine indirerek...
Londra'ya doğru yola koyulur...
***
Vardığında da...
Büyük uğraşılar neticesinde...
Diğer oyuncularla aynı yerde kalmak yerine...
Ritz Otel'de konaklayan ve işitme engelli Japon oyuncu Koto Endo (Koto Kawaguchi) ile finalde karşılaşıp...
Akla hayale gelmeyecek bir şekilde ona yenilecek olan Marty...
Ondan önceki yarı final maçlarına, otelde rastlayıp yıldırım aşkına tutulduğu ünlü sinema oyuncusu ve milyarder yatırımcı Milton Rockwell'in (Kevin O'Leary) karısı Kay Stone'u da (Gwyneth Paltrow) davet eder...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 39...
***
Masa tenisiyle, uzaktan yakından alakası bulunmayanların dahi ilgisini çekecek olan filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; Marty'nin şampiyonluk ve şöhret hayalleriyle, rengarenk gönül ilişkilerinin damgasını vuracağı...
110 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Tempo genel olarak yüksek, sıkılma ihtimali pek yok. Diyaloglar yer yer eğlenceli, yer yer dramatik. Ama bazı sahnelerde “biraz fazla abartılmış” hissi oluşabiliyor. Gerçekçilikten çok karizma ve atmosfer ön planda.
Görsel olarak dinamik bir film. Kamera hareketleri ve müzik kullanımı enerjiyi artırıyor. Oyunculuk tarafında ise başrol filmi taşıyor; yan karakterler biraz daha geri planda kalmış gibi. İzlerken keyif alınabilecek, güzel bir film.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.