Siccin serisinin sekizinci halkası "SİCCİN 8", en çok eleştirdiğim Siccin filmlerinden birisi oldu. Filmden çıkar çıkmaz direkt yazmak istedim. Film, serinin diğer filmlerine göre daha farklı yapılmış. Önceki filmleri izlediyseniz, net bir şekilde bu farkı görebiliyorsunuz. Büyü konusu ve Orhan karakterinin rolü dışında kendini tekrarlamayan bir filmdi. Ben ilk 10 dakikada bunu anladım. Siccin serisinin diğer filmlerine göre daha farklı ilerledi bu film. Tek tek incelememiz gereken çok yer var. Mesela filmin atmosferi, ilk bakmamız gereken yer. Atmosfer öylesine kasvetliydi ki konuya uygun bir ambiyans yaratılmıştı. Benim içim bile huzursuz oldu yaşananlardan. Burası gayet iyi. Gelelim ikinci unsurumuza: Orhan'ın genel olarak ön planda bulunması. Malum ki Siccin 7'de Orhan karakteri ön planda değildi ve izleyici, karakterin daha fazla rolü olması gerektiğini düşünerek bunu senaristlerden talep etti. Belli ki film ekibi bu eleştirileri kısmen de olsa dikkate alıyor. İyi ki dikkate almışlar. Orhan karakteri, muhteşem bir karakter olduğu gibi filmin amirali gibi bir şey oldu artık...
Filmin ilk yarısı gizemli ilerliyor. Adeta sahneler arasında kayboluyorsunuz. Neler oluyor, neler bitiyor diye anlamaya çalışıyorsunuz. Ve problem başlıyor. Buradan Alper hocaya sesleniyorum: Hocam, lütfen artık şu cin çarpma sahnelerini sürekli vermeyin. Gerilime lafım yok. Fakat düzgün diyalog ve olay yok filmde. Sahne başı tempo yükseliyor. Tempo nedense hiç inmiyor. İzleyici, her sahnede dakika başı korkunç yüzler görmek istemiyor. Bir tane adam gibi diyalog görelim, olayı kavrayalım. Neden sürekli bir tempo yükseltme çabası var? Filmde iki karakter dışında oturup adam gibi konuşan yok. Herkes bir şeyler görüyor. İlk sahnede verdin değil mi korkuyu, tamam. Onun ardından niye veriyorsun korkuyu mesela? Üst üste sürekli yüksek tempo izliyoruz. Artık alışıyorsunuz bu duruma. Örnek veriyorum; filmde 3 tane karakter var. Sıra sıra; ilk teyze, sonra anne, sonra kız ruhani varlıkların onlarla uğraşmalarına maruz kalıyor. Sonra bir sakin sahne görüyoruz ve bomboş. Bari o sahneyi doldurun be kardeşim. Bakın, bunlar izleyiciyi boğuyor. Çekim tekniğiniz harika olabilir, kurgu harika olabilir, müzik harika olabilir ama sürekli aynı şeyleri görmek nedir çok sayın yönetmenim? Siccin serisinin ilk filmlerini hatırlayalım. Önce bir hikâye verilir. Olay örgüsü tıkır tıkır işler. Anlarız bazı şeyleri. Sonra birden korkmaya başlarız. Kısa ve öz bir şekilde, abartmadan film biter. Nerede o hikâyenin ince ince düşünüldüğü filmler? Siccin 1, 2, 3... Bunlar hikâye konusunda çok başarılı filmlerdi. İki sahnede bir cin çıkmıyordu en azından. Film sonunda ilk şunu sordum: Filmde yaşlı teyzelerin sahnelerinde çalan "Peri" eseri ne için kullanıldı? Madem olayların arasında bir işlevi yoktu, daha neden kullanıldı ki? Mesela o eser ile filmde bir şeyin bağlantısı olsaydı harika olurdu. Sahneler arası geçişlere daha fazla özenilmesi gerekiyor. Sahne başlıyor, biterken pat diye siyah ekrana düşüyor. Bir iki kere neyse de, defalarca siyaha düşülüyor. Bunun sebebi aslında gereksiz bir şekilde sürekli gelen korku sahneleri. İzlerken bu çok dikkatimi çekti. Lütfen olur olmadık yerde siyaha düşmeyin. Düşecek sahneler çekmeyin en azından...
Film, bütün bu saydığım hatalara rağmen çok iyi ilerledi senaryo olarak. Özellikle ortalarda temponun daha da yükselmesiyle Aylin karakterinin başına gelenler gayet iyiydi. Filmin bence en beklenmedik kısımlarındandı. Psikolojik yönden güzel değinilmiş. Gerçekte olsa bunlar yaşanırdı derdim açıkçası. Bana kalırsa Aylin ve Mert karakterlerinin sahneleri filmdeki en iyi sahnelerdendi...
Görsel efektler çok başarılıydı. Jumpscare zamanları izleyiciyi koltuğundan zıplatacak kadar iyi hazırlanmıştı. Müzikler harikaydı, her zamanki gibi. Oyunculuklar iyiydi. Filmin olumsuz yönleri çok varken, olumlu olarak da söylenebilecek çok şey var. Paralel kurgu başarılı bir şekilde uygulanmış. Plastik makyajlar gayet iyiydi. Filmin en beğendiğim, beni etkileyen tarafı atmosferiydi. Olayın içinde gibisiniz. Ben çıktığımda bile etkisindeydim. Mesela Fatih karakterinin yaşadığı bunalım sırasında sürekli bir ses duyduk. O bunalımı bizlere rahatsız edici sesle vermeleri gayet başarılıydı. Karakterin yaşadığı rahatsızlığı bizler de yeterince yaşadık salonda. "Ne izledik biz?" dedim içimden. Serinin diğer filmlerinde gördüğümüz o ters köşeler, bu filmde yoktu. Alper Mestçi, eleştirileri dikkate alan ve kendini tekrar etmekten korkan bir adam. Sonraki filmlerinde bu hataları dikkate alacağını umuyorum. Bazı şeyler düzeltilmiş, çok belli. Dile kolay 8 film. Elbette sıkılmaları mümkün. İstemeden de olsa kendini tekrar edebiliyorlar...
Türkiye'de korku film sektörüne baktığımızda, bütün hatalarına rağmen yine Siccin farkını ortaya koymuş. Ortada bir emek var. Detaylara dikkat edilmiş, öylesine yapılmamış bir filmdi. Sinematografik anlamda en azından profesyonel işler izleyebiliyoruz. Emeği geçen bütün ekibe saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Hepinizin emeğine sağlık.