Her dergi ve gazetenin puanlama sistemi farklı olduğu için, Beyazperde, puanları 0.5 - 5 yıldız üzerinden, kendi barometresine göre vermiştir.
Basın Eleştirisi
Milliyet
Yazar: Uğur Vardan
‘Ağzımdan Kaçtı’nın en iyi yanı ana karakterin ve yaşadıklarının sansüre tabi tutulmadan tüm açıklığı ve samimiyetiyle perdeye taşınması olmuş bence. Böylesi bir kişilikle karşı karşıya geldiğimizde çoğumuz gözlerimizi kaçırır, onu yok sayar ya da yolumuzu değiştiririz. Film işte tüm bunları yapmaktansa doğrudan meselenin üzerine gitmiş. Aslında bu işlevi öyküde üstlenen kişi John’un arkadaşının annesi Dottie. Kendisine kanser teşhisi konmuş bu kadın, bir anlamda John’un bitap düşmüş annesi Heather’ın yerini alıyor ve yıllardır aradığı şefkati, hoşgörüyü herkes adına John’a gösteriyor.
Eleştirinin tamamı için: Milliyet
Habertürk
Yazar: Mehmet Açar
John Davidson’ın çarpıcı hikâyesi, kötü bir filmle de anlatılabilir ve etkisi çok daha az olabilirdi kuşkusuz. Ama Kirk Jones senaryosu, yönetmenliği, genel yaklaşımı ve tekmil oyuncu kadrosuyla gayet iyi bir filme imza atıyor. Genç Davidson’ı canlandıran Scott Ellis Watson, annede Shirley Henderson, Dottie’de, Maxine Peake ve Tommy’de Peter Mullan oyunculuklarıyla öne çıkmayı başarıyorlar.
Eleştirinin tamamı için: Habertürk
T24
Yazar: Atilla Dorsay
İşte yine son derece kendine özgü bir film... Bunu sık sık söylerim ama böylesi gerçekten de az!.. İki saatlik film öylesine izletiyor ki kendisini... Ve birçok alanda da çok yenilikçi olmayı başarıyor.Hikâye 1980’li yıllarda ve İngiltere’de açılıyor. Sakin bir tempoyla başlayan film, giderek bizi her açıdan şaşırtmayı başarıyor. Önce John Davidson adlı bir genci ve yol arkadaşlarını tanıyoruz. Bize önce Gilles de la Tourette denen, o dönemin tuhaf bir olayını sembolize ederek işe başlıyorlar.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.
Milliyet
‘Ağzımdan Kaçtı’nın en iyi yanı ana karakterin ve yaşadıklarının sansüre tabi tutulmadan tüm açıklığı ve samimiyetiyle perdeye taşınması olmuş bence. Böylesi bir kişilikle karşı karşıya geldiğimizde çoğumuz gözlerimizi kaçırır, onu yok sayar ya da yolumuzu değiştiririz. Film işte tüm bunları yapmaktansa doğrudan meselenin üzerine gitmiş. Aslında bu işlevi öyküde üstlenen kişi John’un arkadaşının annesi Dottie. Kendisine kanser teşhisi konmuş bu kadın, bir anlamda John’un bitap düşmüş annesi Heather’ın yerini alıyor ve yıllardır aradığı şefkati, hoşgörüyü herkes adına John’a gösteriyor.
Habertürk
John Davidson’ın çarpıcı hikâyesi, kötü bir filmle de anlatılabilir ve etkisi çok daha az olabilirdi kuşkusuz. Ama Kirk Jones senaryosu, yönetmenliği, genel yaklaşımı ve tekmil oyuncu kadrosuyla gayet iyi bir filme imza atıyor. Genç Davidson’ı canlandıran Scott Ellis Watson, annede Shirley Henderson, Dottie’de, Maxine Peake ve Tommy’de Peter Mullan oyunculuklarıyla öne çıkmayı başarıyorlar.
T24
İşte yine son derece kendine özgü bir film... Bunu sık sık söylerim ama böylesi gerçekten de az!.. İki saatlik film öylesine izletiyor ki kendisini... Ve birçok alanda da çok yenilikçi olmayı başarıyor.Hikâye 1980’li yıllarda ve İngiltere’de açılıyor. Sakin bir tempoyla başlayan film, giderek bizi her açıdan şaşırtmayı başarıyor. Önce John Davidson adlı bir genci ve yol arkadaşlarını tanıyoruz. Bize önce Gilles de la Tourette denen, o dönemin tuhaf bir olayını sembolize ederek işe başlıyorlar.