En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Turgay Buğdacigil
Takipçi
2.489 değerlendirmeler
Takip Et!
2,5
9 Eylül 2026 tarihinde eklendi
Senaryosunu...
Alex North'un aynı isimli romanından (2019) uyarlayarak Ben Jacoby ile Chase Palmer'ın beraberce kaleme aldıkları...
Yönetmen koltuğunda da, James Ashcroft'un oturmak da olduğu "The Whisper Man"; gerilim dozunun giderek arttığı, psikolojik tarzda kurgulanılmış bir suç draması olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Yaklaşık 50 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilerek...
İzleyicisiyle, Netflix platformu vasıtasıyla buluşturulan bu filme...
Biraz daha yakından bakalım...
***
Kısa bir süre önce karısı Rebecca'yı kaybeden polisiye romanlar yazarı Tom Kennedy (Adam Scott)...
Hayata yepyeni bir başlangıç yapmak gayesiyle, küçük oğlu Jake Kennedy'i de (Acston Luca Porto) yanına alıp...
Vakti zamanında...
Karısı ile birlik de büyüdükleri Garretton kasabasına geri döner...
***
Ki...
Jake'in, annesinin de okuduğu ilkokulda öğrenime başlayacağı aynı kasabada...
Neil Spencer (Exavier Montanez) adındaki, 8 yaşında bir erkek çocuğu...
6 Nisan 2026 tarihinde kayıplara karışmış...
***
Ve üstelik...
Dedektif Amanda Beck (Michelle Monaghan) ile ekibinin tüm çabalarına karşın...
Halen de bulunamamıştır...
***
Ama yine de, kesinlikle üşenmeden...
90'lı yıllardaki, eski arşiv kayıtlarını da titizlikle inceleyen Dedektif Beck...
Şu an yaşananları...
Dedektif Peter Willis (Robert De Niro) tarafından yakalanarak, müebbet hapis cezasıyla kodese tıkılan "Fısıltı Adam" lakaplı Frank Carter (Michael Keaton) vakasına benzetmek de...
Çok da gecikmediği gibi...
***
Soluğu da anında...
Bir başına emekliliğinin tadını çıkartan...
Dedektif Willis'in evinde almış...
Ve ondan, yardım talebinde bulunmuş...
Fakat şimdilik, aradığı desteğe ulaşamamıştır...
***
Derken...
Çok geçmez ve Neil Spencer'i kaçırarak elinde esir tutan, kimliği meçhul yeni nesil "Fısıltı Adam"...
Aynen orijinal "Fısıltı Adam" misali, Neil ile yaptığı sohbeti kayda aldığı teyp kasetini...
ABD devletinin resmi posta kurumu USPS aracılığıyla, WRZR TV'nin Haber Masası'na gönderirken...
***
Ne yazık ki şimdi de...
Annesinin ölümü sonrasında...
İyice içine kapanarak, çevresindeki yaşıtlarıyla tüm iletişim bağlarını kopartan Jake'i de radarı altına almış...
***
Hat da...
Babası Tom'un, evde aldığı tüm koruyucu önlemlere rağmen...
Yağmurlu bir Garretton akşamında...
O da kaçırılmaktan kendini, bir türlü kurtaramamış...
***
İşte...
Bu olay sebebiyle de...
Dedektif Willis'in devreye girmesini...
Bu kez artık, Tom'un bizzat kendisi istemiştir...
***
Zira...
Dedektif Willis, Tom'un yıllardır görüşmediği kendi öz babası olmasına ilaveten...
Kaçırılan Jake'in de dedesidir...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalarız...
Dakika 31...
***
Neil ile Jake'in yanı sıra...
Stevie Grant adındaki bir başka çocuğun daha kaçırıldığı bu vakanın, olumlu bir şekilde nihayete erdirilmesi amacıyla...
Dedektif Beck'e ek olarak Dedektif Willis'in de, koordine bir biçimde devreye gireceği filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; beklenmedik nitelikteki, ters köşe sürprizleri de bünyesinde barındıran...
Aksiyonun dibine vurulduğu, 80 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Film, güçlü oyuncu kadrosunun büyüklüğüne yakışmayacak kadar basit bir kurguya sahip. Temelde babalar ve oğullar arasındaki ilişkiye odaklanan yapım, Robert De Niro'dan çok büyük oyunculuklar beklemeden izlenebilecek sade bir polisiye sunuyor. Özellikle bazı karanlık sahnelerindeki atmosferi sayesinde, o huzursuzluk hissini yaratmayı başarıyor. Sonuç olarak ters köşelerle dolu, başyapıt niteliğinde bir gerilim filmi olmasa da fazla kafa yormadan, sadece atmosferi için izlenebilecek çerezlik bir gizem filmi olarak değerlendirilebilir.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.