Indy’nin hikayesi!
Yazar: Banu Bozdemir"Good Boy" izlerken zaman zaman duygusal bir çizgiye geçip bir köpeğe neden bunu yapmışlar diye hayıflandığım çok oldu açıkçası. Yoksa hikaye özünde gayet ilgi çekici, perili ev hikayesini bir köpeğin kulaklarını dikleştirip, kafasını sağa sola oynattığı sevimli bir bakış açısından yaşıyoruz. (Ama sürekli rahatsız edilen köpeğe de üzüldüm.) Yönetmen ve senarist Ben Leonberg’in köpeği olan Indy’nin eğitimli muhteşem performansı sayesinde farklı bir deneyim yaşadığımız aşikar.
Indy için biraz torpilli bir çocuk diyebiliriz, yönetmen senaryoyu Alex Cannon ile birlikte yazdı ve filmin yapımcısı olan eşi Kari Fischer ile de Indy’yi bu performansı alabilmek için üç yıl boyunca eğitti, bu eğitim hangi aşamalardan geçti nasıl bir süreci kapsıyor bilmiyoruz ama karşımızda bizi etkileyen bir köpek performansı mevcut! Filmin dokusunun minimal olması da etkili bir unsur.
Ben Leonberg
Indy’nin sahibi olan Todd (Shane Jensen) hastaneden taburcu olduktan sonra köpeği Indy ile birlikte merhum büyükbabasının etrafında neredeyse hiç yerleşim bulunmayan kulübesine gidiyor. Ürkütücü ve rahatsız edici birtakım olaylar yaşanırken ve Todd bunları farklı bir deneyim olarak yaşayıp algılarken biz tüm bunların nasıl gerçekleştiğini yalnızca Indy’nin gözünden izliyoruz, bu da Todd’a zaman zaman kızmamıza sebep oluyor. Zaten yönetmen muhtemel bir bilinçle Todd’un yüzünü bizden uzak tutuyor, daha çok Indy’nin boyutundan bakıyoruz olaylara… Böylece bunun Indy’nin hikayesi olduğunu unutmuyoruz. Todd sürekli hasta, hatta kendisinde değil çoğu zaman, bu zamanlarda Indy’i kendisinden uzak tutuyor ve hasta psikolojisinin içine gömülüyor.
Kulübe Todd’un ailesinin ve diğer köpeklerin anılarıyla çevrili. Mesela eski video kasetleri aracılığıyla anlatılan perili bir durum var ama bir yandan da bir köpeğin hayaleti ile insan şekline benzeyen, emekleyen, karanlığın içinde silüeti beliren şeyler de var, Indy korkuyor, tepki veriyor ve sahibine olan sevgi sadakatinden dolayı uzaklaşmıyor, bir nevi onun koruyucusu rolünü üstleniyor! Filmde bize ulaşan Jensen’in sesi olsa da bazı anlarda Todd’u canlandıran kişi yönetmen Leonberg. Bu hem Todd’un biraz geri planda kalmasını açıklıyor hem de Indy ve Todd arasındaki bağın daha gerçekçi yansımasına olanak sağlıyor.
Leonberg bildik bir perili ev konsepti kurmayı başarıyor, ürkütücü bodrum katı, gece geç saatlerde beliren gölgeler, durmayan yağmur, zifiri karanlığın yarattığı kontrolsüzlük… Daha gerçekçi bir şeyi bir köpeğin içgüdülerine teslim ederek, nesiller boyu devam eden bir travmanın yarattığı yükün altından da ustaca kalkmayı başarıyor. Ancak 73 dakikalık kısa süresine rağmen "Good Boy" biraz tekrarlı ve uzatılmış geliyor. Özellikle de temposu yavaşladığında, stüdyo filmlerinin gösterişli etmenlerinden uzaklaştığında… Bu tam anlamıyla düşük bütçeli bağımsız bir film. Indy karanlıkta garip bir ses ya da görüntüye odaklandığında, bu sahnelerin çok azla açılımı olamıyor, ses de olmayınca tekrarlı bir algı yaratıyor. Ama yine de bizi bilmediğimiz bir şeyleri bildiğine ikna eden bir köpekle buluşturuyor. Hatta filmi tamamlayan melankolik finali de hiç fena durmuyor. Filmde her şeyden daha etkili olan ise Leonberg'in insan-hayvan arasındaki o özel bağı vurgulayan dokunaklı havası.
Indy’i izlerken aklınıza "Supermen" filmindeki süper köpek Krypto gelebilir, her ne kadar dijital bir karakter olsa da izleyenlerden epey yüksek puanlar topladığı muhakkak ama Indy gerçek bir köpek olarak onu çoktan solladı. Yönetmen ilk filmiyle güçlü bir duygu yaratmayı başarıyor, bundan sonraki filmlerinde kameranın sevdiği Indy’i de oynatmasını umalım!