Uçan Köfteci
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
2,5
Geçer
Uçan Köfteci

Uçamayan köfteci!

Yazar: Banu Bozdemir

Rezan Yeşilbaş’ın özellikle de Sessiz kısa filminin yakaladığı başarıdan sonra çekeceği film merakla bekleniyordu. Bu film çeşitli sebeplerden dolayı olsa gerek hemen gelmedi. Dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde yapan, İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale için yarışan Uçan Köfteci, seyyar köftecilik yapan Kadir’in gökyüzüne uçarak ulaşma tutkusunu anlatıyor. Filmin gerçek bir hikayeden yola çıktığını, seyyar köfteci Abdülkadir Arslan’ın 6 Şubat depreminde hayatını kaybettiğini ve kendisinden ilham alınarak çekilmiş filmi izleyemediğini de belirtelim. Uçan Köfteci bir nevi gökyüzüne ulaşma isteği taşıyan bu farklı ve cesur karakteri bu şekilde anıyor. Yeşilbaş bu ölüm trajedisini filme sokmuyor, seyircinin algısında uçmak isteyen adamın hayali imgesi kalıyor.

Rezan Yeşilbaş

Kadir sıradan yaşam bir yaşam süren, köfte tezgahının başında ailesinin geçimini sağlayan ama bir yanda da paramotorla gökyüzüne çıkma tutkusuna engel olamayan birisi. Bu tutkusuna destek olan da var köstek olan da… Çünkü aykırı bir isteği var, bir başkaldırı durumu, yerçekimine inat gökyüzünde süzülme hayali var. Bir nevi Hezarfen Ahmet Çelebi gibi yapamadıkça daha da üstüne gidiyor, bu tutkusu Diyarbakır gibi bir yerde polislerin dikkatini çekiyor. Bir tutkunun peşindeki adamdan çok bir nevi tehdit olarak algılanıyor. Buradaki absürtlüğü iyi yansıtıyor film. Zaten motorun uçuşa değil düşüşe geçmesi de üzerindeki baskıyı haklı çıkarırmış gibi bir anlam taşıyor.

Filmin çıkış noktası çok iyi, hatta bir yere kadar iyi de gidiyor ama sonrasında paramotorun gökyüzünde kalma çabası gibi çabalasa da maalesef yere yapışıyor. Nazmi Kırık, Kadir’in hayallerini güzelce sırtlanan bir oyuncu ama onun da gücü bu tekrarlı hikaye içinde eriyip gidiyor. Hikayenin motor gücü bir kısa metrajlı filmi güzelce havalandırırdı ama burada maalesef gücü yetmiyor. Kadir’in bir paraşüt hocası dahi olması aslında bu işe verdiği değeri göstermesi açısından da değerli, ama hikaye hep bir çabanın etrafında dolanıyor. Belki hikayenin biraz daha hayal gücüne ihtiyacı var, Kadir’in hayallerine, rüyasına, belki de sistemle olan çatışmasının farklı boyutlarına ihtiyaç vardı. Bu hikaye çok güzel yerlere uçabilir, gökyüzünde süzülebilirdi ama bir uçamama çabası olarak kalması hem filmi hem de karakteri düşürüyor.

Bir yandan da o sınırlanmış, kısıtlanmış gökyüzü algısı politik sekmelerle biraz daha da kuvvetlendirilebilirdi. Bazen bir çocuğun uçurtmasına kapatılan gökyüzü, özgürlük simgesi sayılan uçurtma, Kadir’in paramotoruna da kapanıyor, hayallerin belli bir seviyede kalması amaçlanıyor, oysa Kadir uçsuz bucaksız bir semada havalanmak, yükselmek istiyor! İnsanı sınırlayan sistem sorgusu etkili olmasa da filmde yer buluyor!

Her toplumda yolun dışına aşan karakterler olur, bunlar çoğu zaman anlaşılamaz, hatta bir güvenlik sorunsalı gibi görülür. Film bu duruma geniş açıdan bakmayı başarıyor, evrensel bir anlatı içeriyor ama hikaye bir noktadan sonra aynı yerde saymaya başlıyor. Yoksa oyunculuklar ve yönetimde bir sıkıntı yok. Keşke konu da, paramotor da pır pır uçup gitseydi!

Daha Fazlasını Göster