Yağmurun elleri!
Yazar: Banu BozdemirReed Van Dyk'ın ilk uzun metrajlı filmi, Irak Savaşı'ndaki bir trajedinin, sivil kayıpların ardından yaşananları konu alıyor. Vizyonda olan Naza belgeseli tam da tersine bir noktada bu konuya değiniyor işte. İsrailli askerlerin nasıl da gözlerini kırpmadan sivilleri öldürüp, özellikle sivillerin yaşadığı evleri bombaladığını. Çünkü kendilerine göre onlar da suçlu ve ortadan kaldırılması gereken insanlar. Atonement / Kefaret ise bir askerin üzerinden sivil kayıpların şokunu, dehşetini, yıllara yayılan etkisini, ahlaki boyutunu ve bireyselleşen trajedisini izliyor. Tabii bu 2003’lerde Irak Savaşı’nda bulunan askerleri mazur ya da masum göstermiyor, sonuçta kendi istekleriyle oradalar ve savaşmanın gücünü hissederek ateş ediyorlar!
Kino Lorber
Film başlarken Haçaturian ailesini takip ediyoruz, kaldıkları evin hemen dışında bir bomba patlıyor ve onları derinden sarsıyor. Aslında bu eve daha güvenli olduğunu düşündükleri için taşınmışlar ama tekrar eski evlerine dönme kararı alıyorlar ve dönerken bir çatışmanın ortasında kalıyorlar. Mariam (Hiam Abbas) kocasını ve oğullarını çatışmanın ortasında kör kurşunlarla kaybediyor. Burada aslında askerler ne yaptıklarını çok iyi biliyor ve arabadakilerin sivil olduğunu anladıklarında bunun bir kaza olduğunu söyleyip inkar ediyorlar! Hatta film boyunca izlediğimiz ikinci teğmen Lou D’Alessandro (Boyd Halbrook hayat veriyor) sivillerin orada ne işi olduğunu soruyor, kendilerinin neden orada olduğunu sorgulamadan. Savaş coğrafyasında nerenin güvenli olduğu muammadır, o yüzden Haçaturian ailesi kendilerini güvenli olduğunu bilmedikleri bir güvenli bölgeye atma telaşında. Askerler ise ‘ne işleri vardı orada’ diye onları suçlayıp vicdanlarını aklama derdinde.
Bir makaleden yola çıkılarak çekilen film, yönetmen Reed Van Dyk’ın belgesel dünyasından geldiğini düşünürsek, gayet incelikle uyarlanmış bir drama olarak karşımıza çıkıyor, Dyk, savaş sonrası travma ve stres bozukluğu içeren filmin duygusuna gayet hakim. Zaten filmin neredeyse yarısı on yıl sonra gerçekleşen asker ve anne Miriam arasındaki buluşmanın detaylarına odaklı. Nezaketli, hazırlanılmış, kabullenilmiş bu buluşma filmin en kırıcı, naif ve en güzel bölümü denilebilecek bir derinlik barındırıyor. Teğmen Lou D’Alessandro aileden af istiyor, özür diliyor. Bunun adı kendini ve ruhunu rahatlatmak olabilir, Miriam ve ailesine kayıplarını hatırlatmak dışında bir katkısı yok, gidenler geri gelmeyecek ama hepsi asker ile helalleşiyor, onun hayatına devam etmesi, ruhuna takılı kalmış suçluluk zincirini çıkarması için çabalıyor ve bu yaşananlar doruk noktasına ulaşıyor. Burada bu buluşmaya ön ayak olan Michael Reid olarak adlandırılan ve Kenneth Branagh tarafından canlandırılan gazeteciyi de anmadan geçmek olmaz. Her şey onun rehberliğinde ve arabuluculuğunda gerçekleşiyor. Asıl gazetecinin adı Dexter Filkins, asker ise bir deniz piyadesi. Filme uyarlanırken değişiklikler yapılmış.
Lou’nun kız arkadaşı Anna, onunla birlikte destek toplantılarına katılıyor, çünkü Lou yaptığı şeyin altında ezilmiş vaziyette ve kalkamıyor. Anna bu toplantılardan birinde ‘bir silah ateş aldığında, mermi iki yöne de gider’ diyerek bir fikir öne sürüyor. Bu her savaş filmine uyarlanabilecek bir söz değil, çoğu zaman ateş düştüğü yeri yakıyor. Ama burada bir askerin yaşadığı, çok da dile getirilmeyen bir acıya tanıklık ediyoruz. Hatta film bu acıyı farklı anlarda birleştirici bir kuvvet gibi uyguluyor. Film Bağdat’ta geçen vurulma sahneleri sonrasında çıkan rüzgarın Miriam’ı hapsetmesiyle, yıllar sonra artık bir sivil olan Lou’nun rüzgarın acı iniltisini dinlediği sahneyi birbirine bağlıyor ve ikisinin benzer şeyleri hissettiği bir acıyı bize karşı yuvarlıyor.
Body Holbrook, bir askerin de acı çekebileceğini bize en savunmasız ve dokunaklı haliyle yaşatıyor, Lou’nun derinlerde yaşadığı acının katmanlarına inebiliyoruz o sayede! Ama asıl zirveyi gururlu Miriam rolünü giymiş olan Hiam Abbass’ın affetme sahnesinde yaşıyoruz, mesafeli, lütufkar bir affetmenin bu denli gerçekçi bir noktaya temas ettiğini görmek gerçekten de anlamlı… Film herkese iyi gelebilecek, savaşın yıkıcı etkisini giderecek bir son arayışında ve bunu da nispeten başarıyor.
- En son Beyazperde eleştirileri
- En İyi Filmler
- Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler