Perdeye dolananlar!
Yazar: Banu BozdemirBabamın Kemikleri filmiyle tanıdığımız Özkan Çelik’in Perde filmini Adana Film Festivali’nde izlemiştik. Hatta film festivalden hatrı sayılır ödüller de kazanmıştı. En İyi Senaryo, Tülin Özen En İyi Kadın Oyuncu, Duygu Karaca En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve Bedir Bedir En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödüllerini almıştı. Sonrasında filmle ilgili sessiz bir süreç başladı ve vizyonla umarım hak ettiği ilgiyi tekrar görür!
Filmin konusu aslında bildik kalıplarla ilerliyor, neredeyse tek mekanda geçiyor ama yaşattığı absürd gerilim gerçekten iyi. Seyirciyi de zaman zaman taraf tutmaya, hatta filmin içerisinde bir karakter olsa nasıl bir tepki verire kadar uzandıran, dolambaçlı gibi duran ama aslında karakterlerin hep aynı çizgide durup baktıklarına dair başarılı bir akış sunuyor.
Özkan Çelik
İyi bir işte çalışan ve terfisini kutlamak için arkadaşlarıyla kendi evinde bir yemek organize eden Samet’in (Cem Zeynel Kılıç) küçük bir kıvılcım çakmasıyla gelişen, büyüyen bir olayın içine giriyoruz hep beraber. Eve girmeden önce bahçedeki kedilere mama vermeyi alışkanlık haline getirmiş bir karakter Samet. Bu davranışıyla ‘iyi’ sıfatına çok yakın. Sonrasında bahçe katında aralık duran perdeden komşu kadının soyunduğunu görüyor, çok anlık bir bakışla kadınla göz göze geliyorlar. Samet koşarak evine çıkıyor. Bir süre sonra apartmanda büyük bir gürültü kopuyor ve ses Sametlerin evine kadar uzanıyor. Kadın kahverengi ceket, beyaz gömlekli, poşetli bir adamın kendisini gözetlediğini söylüyor. Tanım Samet’e çok uyuyor, bir de Samet’in arada kendisine verdiği eskilerini giyen apartman görevlisine. Ama kimse Samet’in üzerinde durmuyor, oklar direkt apartman görevlisine yönleniyor, çünkü statü olarak o bunu yapmaya daha uygun! Senaryo zaten kasti bir durumun önüne geçmek için gereken çabayı gösteriyor ve Samet’in kadına anlık, yanlışlıkla, istemeden baktığını ima ediyor ama hassas terazi o noktadan itibaren işlemeye devam ediyor!
Burada Samet üstünü örtmeye çalıştığı şeyin altında kimi zaman eziliyor, kimi zaman yükselip reddetse de, üzerindeki suçluluk bir yerlerden sürekli sızıntı verdiği için karısı Zeynep (Tülin Özen) sonunda o kişinin kocası olduğunu anlıyor. Hikaye de burada, Zeynep’in tavrında düğümleniyor tam olarak! Yoksa Samet ve diğerlerinin tepkisi film içinde daha stabil bir akış içinde. Zeynep film boyunca dürüst, öyle olduğu için de doğru bir tavır içerisinde! Ama suçun kocasının üzerinde pırıl pırıl parladığını gördüğü noktada da doğruluğun, dürüstlüğün çok da savunulası bir şey olmadığını anlıyor, çünkü kocasının terfisi zora girecek, belki işini kaybedecek ve bununla birlikte tüm o konfor dediğimiz modern yaşam çökecek ya da sekteye uğrayacak! O yüzden kendince zekice hamleler yaparak suçu kendi evlerinden uzaklaştırma yolunu seçiyor. Burada ev önemli ama asıl önemli olan yemek masası ve onun etrafını çevreleyen insanların konum ve davranışları. Ele geçirilmiş olanı bırakmanın zorluğu içerisinde hareket eden kişiler daha kültürlü, algıları açık gibi dursa da masanın altı o gerçekleri yutan karanlık ve önyargıyı temsil ediyor. Ve de film boyunca devam eden çatışma, sanırım tek mekanda geçen filmin artılarından biri de sürekli el değiştiren düşünsel çatışma.
Samet’i gözlemlediğimizde suçluluk psikolojisiyle kimi zaman sustuğunu, alttan aldığını görüyoruz. Aslında doğruyu söylese belki de tatlıya bağlanacak bir olay ama onu yok saymayı seçiyor. Sanırım etrafındaki insanların tepkisine güvenmiyor. Filmi bir de bu yanıyla hayal edebiliriz. Samet doğruyu söyledikten sonra olacakları, ortalık rahatlar mı yoksa daha mı karışırdı. Sanırım senaryoyu birlikte yazan Çelik ve Cem Zeynel Kılıç da bunu tahmin edemedi! Filmde suçlamalar kısmı çok iyi çalışıyor ama itiraf kısmı yerini sessizliğe bırakıyor. Bu yanlış anlaşılma kısmının yarattığı baskılanma ile ilişkili. Özellikle de modern dünyanın getirdiği statü kaybının yarattığı korku burada hissediliyor. Apartman görevlisi kendini savunamadan aforoz ediliyor, çünkü kesin o yapmıştır bakış açısı toplumsal bir algı gibi sunuluyor. Kadının kocası onu savunmak için ortaya çıkarken, mağdur kadın hiçbir şekilde ortalıkta yok. Bu da mağdur edilen kadının konumu konusunda yine baskıcı bir bakış açısı ortaya koyuyor. Aslında Zeynep görünür, çok da gerçekçi ama o da sonunda kendi içindeki baskılara yenik düşüyor. Sonuçta film en olası sonuca yöneliyor, zayıf halka olan apartman görevlisine yükleniyor!
Perde ismi filme çok uymuş. Perdeyi çektiğimizde dışarıda kalan, gizleyen, koruyan, görülmek ya da gösterilmek istenmeyenleri hatırlatırken, bir yandan da gözünüze inen, gerçekleri görmemizi engelleyen bir durum arz ediyor. Aynı zamanda filmleri sinema perdesinde izlemenin mutluluk ve hazzını dair anlamı da ben eklemiş olayım. Perde iyi bir karakter analiziyle, küçük bir olayın yarattığı dalgalanmayı suçlu ve suçsuz kavramları üzerinden güzel bir tartışmaya açıyor. Herkesin dışarıdan ve içeriden bakmakla farklılaşan yargısına karşı eleştirini oklarını tek tek saplıyor.