Senaryosunu...
Kubilay Tat'ın kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda da, Can Ulkay'ın oturmak da olduğu "Uykucu"; izleyicisine...
Henüz, gerçek sinemayla tanışma fırsatını bir türlü bulamamış olmasına ilaveten...
***
Önlerine çıkan hemen her şeye...
Muhteviyatına bile aldırmadan, maydanoz olabilme heyecanı ile ezberlerine takılmış lafların cambazlığı içindeki yeni yetme liseli ergenlerin beğenilerinin tam da aksine, prime time dışı saatler için kurgulanıldığı apaçık bir biçimde ortada olan...
Zaman geçirmelik (yahut da öylesine pinekleyerek öldürmelik) tarzdaki, adı ve sanı belirsiz "sıradan TV filmlerinden" birinin lezzetini vermenin ötesine, çok da geçme becerisini gösteremeyen bir aksiyon gerilim olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Hikayesindeki ve oyuncu performanslarındaki, "Hadi canım sende!" dedirtecek yavanlıktaki, bolca kimi kısımlarına rağmen...
Hiç değilse en azından...
Görüntü yönetmeni Muko Tırmık'ın kamerasının bakış açısıyla, İstanbul'un önemli semt ve mekanlarında...
Turistik bir gezinti de yaptırılan bu filme, biraz daha yakından bakalım...
***
Film...
Yaşanan olayları...
Anında kayıt altına alarak, canlı yayında merkeze bildiren, aynı evi paylaştığı ortağı ve yakın dostu Afro'nun (Ferit Kaya) eşliğinde...
Tetikçi Ferman'ın (Çağatay Ulusoy), bağlı olduğu Masa adlı örgüt adına Kutsal Özmen'i (Hüseyin Avni Danyal)...
İntihar süsü vererek infaz ettiği bir sahne ile başlarken...
***
İşini tamamlar tamamlamaz...
Kendini vicdanen rahatlatmak amacıyla, "ebru" sanatıyla da uğraşan bu Ferman'ın soluğu...
Bir Mevlevi şeyhinin (Tamer Levent) dergahında aldığını görür...
***
Ve, devlet içine gizlice çöreklenerek oturmuş vaziyetteki örgütü Masa'da...
Bu türden kirli işlerde görevlendirilen katillere...
"Uykucu" denildiğini de öğreniriz...
***
Derken...
Fanatik bir Beşiktaş taraftarı da olan Afro dışarıda erketeye yatarken, bizim Ferman'ın...
Bizzat kendisi de...
Film yapımcısı Çakal Selim'i (Cengiz Bozkurt), İstiklal Caddesi üstündeki ofisinde ziyaret eder...
***
Zira...
Ortadan kaldırılma sırası...
Şimdi de, Selim'e gelip çatmış...
***
Ama...
Ne yazık ki, bu kez olaya...
Orada tesadüfen bulunan, Saye (Elçin Sangu) isimli bir kadın da tanıklık etmiş...
***
Ve bu durum...
Masa'nın patronu Kartal'a (Barış Falay) iletildiğinde...
O da Saye'nin, derhal öldürülmesi talimatını vermiş...
***
Hat da...
Kadın olduğu gerekçesiyle Ferman biraz gönülsüz davrandığında...
Söz konusu vazifeyi, şahsen kendisi üstlenmeye dahi kalkmış...
***
Fakat Ferman...
"Şef" diye hitap ettiği Kartal'a...
Saye'yi öldüreceğine dair güvence vererek...
Onu şimdilik, Masa'nın elinden kurtarmayı başarmış...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalamış oluruz...
Dakika 33...
***
Saye ile Ferman'ı geçmişleriyle, daha da yakından tanıma fırsatı bulmamızın yanı sıra...
Liderleri Kartal'ın da izniyle, Saye'nin de Ferman ile Afro'ya katılıp üçlü bir "Uykucu" takımı oluşturacakları filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; beklenilmez nitelikteki gelişmeler ile ters köşe sürpriz bir finali de bünyesinde barındıran, 90 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
Yeter ki, fazla da büyük beklentilere girmiş olmayın...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,