Kocası İsmail’i bir toprak kavgasında kaybeden Gülsüm, çocuklarının kan davasına sürüklenmesini önlemek için köyünü terk ederek İstanbul’a göç eder. Üç çocuğuyla birlikte büyük kente tutunmaya çalışan Gülsüm Ana, bir apartmanda kapıcılık yaparak ayakta kalmaya çalışır. En büyük arzusu, ailesini bir arada tutmak ve çocuklarını korumaktır. Ancak metropolün acımasız yüzü, bu köylü ailenin kaderini yavaş yavaş belirler. Büyük kızı Zeliha, bir terzihanede çalışırken zengin ve evli bir adamın metresi olur; üstelik hamiledir. Güzel Sanatlar Akademisi’nde okuyan küçük kızı Elif, heykeltıraş olma hayali kurarken, girdiği zengin çevrelerde kimliğini kaybeder ve ahlaki bir çöküşün içine sürüklenir. Ailenin en küçüğü Hasan ise, babasının ölümünün hesabını sormaya kararlıdır ve intikam duygusuyla yanıp tutuşur. Gülsüm Ana, bir yandan çocuklarını bir arada tutmaya çalışırken, diğer yandan büyük kentin yozlaşmış düzeni karşısında çaresiz kalır.