Bir adam, başından gerçekten geçip geçmediğini ayıramadığı tuhaf bir rüyayı bir arkadaşına anlatır. Rüyasında tren istasyonunda, hareketsiz yolcuların arasında yürümektedir; etrafındaki herkes put gibi donmuş, yaşam belirtisi göstermemektedir. Bir süre sonra beklediği tren gelir, ancak yalnızca o trene ilgi duyar; diğerleri hâlâ hareketsizdir. Trene bindiğinde, içeride de benzer bir sessizlik vardır. Sırayla, geçmişte ölen karısı, çocuğu ve arkadaşlarıyla karşılaşır. Tesadüfen gördüğü bir kadının sonradan eşi olduğunu fark eder; ama eşini kaybetmiştir. Tren, zaman ve mekândan bağımsız bir biçimde, ölüleri ve kayıpları bir araya getiren tuhaf bir yolculuğa dönüşür. Adam, bu ölümcül yolculukta geçmişiyle yüzleşirken, hem kendi kayıplarıyla hem de yaşam ile ölüm arasındaki sınırla baş başa kalır. Film, izleyiciyi rüya ile gerçek, geçmiş ile şimdi arasında ürkütücü bir yolculuğa davet eder.