Küçük bir kasabaya genç ve güzel şarkıcı Melek gelir. Kasabanın yaşlı dava vekili Hüseyin Avni, onun sahnedeki duruşuna ve sesiyle yarattığı büyüye kapılır. Her akşam Melek’i dinlemeye gider, yazıhanesini onun afişleriyle doldurur ve gönlünü kazanmak için türlü hediyeler sunar. Ancak Melek ona hiçbir zaman beklediği karşılığı vermez; ne ilgisiz ne de tamamen reddedici bir tutum sergiler. Hüseyin Avni’nin tutkusunu göstermek için onurunu hiçe sayması, yıkıcı ve umutsuz aşkının sınırlarını gözler önüne serer. Film, yaş ve statü farkına rağmen bir adamın yıkıcı tutkusu ve çaresizliğini, aşkın bazen ne denli tek taraflı ve acı verici olabileceğini etkileyici bir dille anlatır.