Köyün varlıklı ve otoriter ismi Ali Ağa, gördüğü bir rüyanın ardından ailesi üzerindeki baskısını daha da artırır ve özellikle kızı Fatma’yı kendi statüsü ve çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye başlar. Fatma’nın duyguları yok sayılarak zengin bir adamla evlendirilmek istenmesi, onu adeta bir “pazarlık konusu” haline getirir. Oysa Fatma, köyden bir gence âşıktır; ancak bu ilişki töreler ve baba otoritesi nedeniyle imkânsızlaşır ve şiddetle bastırılır. Zamanla Fatma’nın bireyselliği silinir, kendi hayatı üzerinde söz hakkı olmayan birine dönüşür ve hem fiziksel hem de psikolojik bir baskı altında yaşamaya zorlanır. Film, bu trajedi üzerinden yalnızca bir baba-kız çatışmasını değil, köydeki diğer insanların da bu düzeni kabullenerek kadının ezilmesine nasıl ortak olduğunu gösterir; böylece toplumsal çürümeyi ve kadın kimliğinin yok sayılışını çarpıcı bir şekilde ortaya koyar.