İstanbul’un fethinden sonra şehir, yeni yerleşimlerle birlikte sosyal ve kültürel bir dönüşüm sürecine girer. Osmanlı’nın kenti yeniden inşa etme ve yerleştirme politikalarıyla İstanbul, yeni sakinleriyle birlikte farklı bir kimlik kazanır. Hikâyenin merkezinde, Ebu Eyyub el-Ensari’ye ait olduğu bilinen Eyüp Sultan’ın mezarının, fetih sonrası kaybolmuş haldeyken Akşemsettin’in manevi yönlendirmesiyle bulunması yer alır. Bu keşif, dönemin inanç dünyası ve fethe yüklenen manevi anlamı güçlendirir. Film, İstanbul’un fethini yalnızca askeri bir zafer değil, aynı zamanda dini ve kültürel bir dönüşüm süreci olarak ele alır.