Filmde, Evli ve orta yaşlı bir iş adamı olan Haluk Yurdakul, iş gezisi için gittiği Atina’da tesadüfen genç ve güzel Berrin ile tanışır ve bu yabancı şehirde beklenmedik bir duygusal yakınlaşma yaşar. Türkiye’de bir eşi ve çocuğu olan Haluk, bu yeni ilişkiyle birlikte yasak bir aşkın içine sürüklenir ve vicdanı ile tutkusu arasında derin bir çatışma yaşamaya başlar. Zamanla Haluk, iki farklı hayat arasında sıkışır; bir yanda sorumlulukları ve ailesi, diğer yanda ise Berrin’e karşı hissettiği yoğun duygular vardır. Bu içsel çatışma, onun kararlarını giderek zorlaştırır ve her seçim daha büyük bir pişmanlığa dönüşür. Film boyunca sadakat, pişmanlık ve tesadüflerin insan hayatını nasıl değiştirebildiği temaları ön planda yer alır. Atina’nın melankolik atmosferi ve “September Song”un hüzünlü tınısı, Haluk’un iç dünyasındaki gelgitleri daha da derinleştirir. Restoran sahibi ve kaçak denizci gibi yan karakterler ise hikâyeye farklı yönler katarak Haluk’un yaşadığı çıkmazı daha görünür hale getirir.