Filmde, Çanakkale Savaşı’nın en yoğun döneminde, Bilecik/Söğüt civarındaki bir köyde yaşayan Hacer Ana’nın hayatı savaşın gölgesinde şekillenir. Daha önce kocası ve kardeşini kaybetmiş olan Hacer Ana, evin tüm sorumluluğunu tek başına üstlenmiş güçlü bir kadın olarak ayakta durur. Savaşın başlamasıyla birlikte oğulları birer birer askere çağrılır. En büyük oğlu Hüseyin, düğününü yarıda bırakıp cepheye gider ve Hacer Ana her evladını “Vatan sağ olsun” diyerek uğurlar. Ancak kısa süre sonra köye gelen şehit haberleri, ailenin kaderini ağır bir şekilde değiştirir. İki oğlunun art arda şehit düştüğü haberine rağmen Hacer Ana, acısını içinde yaşayarak köydeki kadınlarla birlikte cepheye yardım faaliyetlerine öncülük eder. Film, savaşın sadece cephede değil, Anadolu köylerinde de yoksulluk ve kayıplarla hissedildiğini güçlü bir şekilde gösterir. Sonunda geriye kalan tek oğlu için de aynı teslimiyeti gösteren Hacer Ana üzerinden, vatan sevgisi, fedakârlık ve dayanıklılık temaları etkileyici bir biçimde işlenir.