Film, küçük yaşta bir kaportacı ustasının yanına çırak olarak verilen Ahmet’in, yıllar boyunca maruz kaldığı ağır baskı ve psikolojik şiddetin hayatını nasıl değiştirdiğini anlatır. Çocukluğunu atölyedeki sert çalışma koşulları içinde geçiren Ahmet, ustasının sürekli hakaretlerine, aşağılamalarına ve bitmek bilmeyen baskısına katlanmak zorunda kalır. Günlerini sac levhalara inen çekiç sesleri arasında geçiren genç adam, zamanla bu gürültünün ve yaşadığı travmaların etkisiyle ruhsal olarak yıpranmaya başlar. Yıllar boyunca biriken korku, öfke ve çaresizlik, Ahmet’in zihninde derin izler bırakır. Sürekli tekrar eden metal sesleri onun için sıradan bir iş ortamının parçası olmaktan çıkar; giderek dayanılmaz bir saplantıya ve psikolojik çöküşün simgesine dönüşür. Sonunda bir gün, ustasının baskısı ve atölyedeki gürültü en üst seviyeye ulaştığında Ahmet kendini kaybeder ve yaşadığı cinnet anında ustasını öldürür. Olayın ardından başlayan yargı sürecinde, savunma tarafı cinayetin planlı olmadığını, Ahmet’in uzun yıllar boyunca maruz kaldığı ağır psikolojik baskı ve travmaların sonucunda geçici bir bilinç kaybı yaşayarak suçu işlediğini ileri sürer. Film, şiddetin, kötü çalışma koşullarının ve çocuk yaşta maruz kalınan istismarın insan psikolojisi üzerindeki yıkıcı etkilerini dramatik bir anlatımla ele alır.