Film, Osmanlı Devleti’nin onurunu korumak için Safevi hükümdarı Şah İsmail’e elçi olarak gönderilen Muhsin Çelebi’nin fedakârlığını ve vakur duruşunu anlatır. Devlet, Şah’ın karşısında eğilmeyecek cesur bir temsilci ararken bu görev Muhsin Çelebi’ye verilir. Çelebi, görev için hazineden hiçbir yardım istemez; Osmanlı’nın ihtişamını en iyi şekilde temsil edebilmek adına bütün mal varlığını rehin bırakır ve Hintli bir tüccardan paha biçilemez, pembe incilerle süslü gösterişli bir kaftan satın alır. Şah İsmail’in huzuruna çıktığında, onu aşağılamak amacıyla oturacak bir yer verilmez. Muhsin Çelebi ise soğukkanlılığını koruyarak sırtındaki değerli kaftanı çıkarır, yere serer ve üzerine oturup padişahın mektubunu büyük bir vakar içinde okur. Bu davranışıyla hem şahı hem de saraydakileri derinden etkiler ve Osmanlı elçisinin onurunu kimsenin zedeleyemeyeceğini gösterir. Görüşme sona erdiğinde Çelebi, kaftanını yerde bırakarak saraydan ayrılır. Arkasından kaftanını unuttuğu söylenince tarihe geçen şu cevabı verir: “Osmanlı elçisi, yere serdiği şeyi bir daha sırtına koymaz.” İstanbul’a döndüğünde servetini kaybetmiş olsa da, devletinin şerefini korumanın gururuyla yaşamını sürdürür. Film, fedakârlık, devlet onuru ve diplomatik vakar temalarını etkileyici bir tarihî hikâyeyle işler.