Senaryosunu...
John W. Campbell Jr.'ın "Who Goes There?" (1938) isimli kısa hikayesinden uyarlayarak Bill Lancaster'ın kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda da...
Usta sinemacı John Carpenter'ın oturmak da olduğu "The Thing"; Los Angeles Sinema Okulu standartları çerçevesinde değerlendirdiğimizde...
Korkunun, "canavar (monster)" ve kısmen de "slasher" alt kategorilerinde, özenle kurgulanılmış...
Gizemini uzunca bir süre koruyan, bir korku gerilim olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Çekildiği yılın teknolojik olanakları itibarıyla...
Rob Bottin'in, tahmin edilenden büyük bir beceriyle tasarladığı "özel makyaj" uygulamalarının, dikkatleri üzerinde topladığı bu filme...
Biraz daha yakından bakalım...
***
- Antarktika, 1982 Kışı -
Norveç, kutup araştırma ekibine ait helikopterdeki bir şahıs (Larry Franco)...
Elindeki, nişan alıp...
Hedefini vurmasını kolaylaştıracak, dürbünlü ve uzun namlulu bir silahla...
Kendilerini görür görmez, hızla koşarak kaçmak da olan bir kızak köpeğine...
Birleşik Devletler Ulusal Bilim Enstitüsü 4'e varıncaya kadar...
Ateş etmek de...
***
Ardından da...
Söz konusu tesisin etrafında bir iki tur daha atıp yere konduklarında da..
Yanlışlıkla...
Kendi helikopterini havaya uçurmasına rağmen...
***
Enstitü görevlilerinin varlığına...
Ve üstelik de...
Açtığı yaylım ateşi esnasında onların, hedef durumuna düşüyor olmalarına dahi...
Kesinlikle aldırmadan...
***
Hem Amerikalılara bağırarak, anlamadıkları bir dilde kendilerini uyarmayı..
Hem de, peşinde olduğu köpeğe ateş etmeyi sürdürmektedir...
Ta ki, Enstitünün komutanı Yüzbaşı Garry (Donald Moffat) tarafından vurulup öldürülünceye kadar...
***
Bunun üzerine...
Pilot R. J. MacReady (Kurt Russell) ile doktor Copper (Richard Dysart)...
Bölgedeki, diğer Norveçlilerin durumunu, yerinde tespit etmek amacıyla...
Kendi helikopterlerine binerek havalanırlar...
***
Ama...
Vardıklarında, ziyadesiyle kanlı bir saldırının gerçekleştirildiği...
Norveçlilerin kampında, hiç kimsenin hayat da kalmamış olduğunu görür...
***
Ve buldukları...
Ne olduğu belli olmayan, yanmış bir ceset ve Norveçlilerin kamera kayıtlarıyla...
Yeniden merkezlerine dönüverirler...
***
Fakat, işin en acısı...
Çok da kısa bir süre içinde...
Norveçlilerin ardına düşüp kovaladığı köpeğin...
Köpek kılığına girme becerisine sahip, sıradan bir yaratık olmadığı anlaşılır...
***
Ki...
Bu da aslında...
Enstitüdeki insanların da, herhangi bir sınır tanımaksızın...
Aynı yaratıkça kolaylıkla taklit edilebileceği anlamına gelmek de olmasının yanı sıra...
***
Zaten çok geçmeyecek...
Ve Antarktika'ya düşmüş...
Devasa büyüklükteki, bir uzay aracının izine de rastlanılacak...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 39...
***
An itibarıyla...
Enstitüye sızmış vaziyetteki bir uzaylı yaratığın...
Şekil değiştirme yeteneğine sahip olduğunun idrakine varılması neticesinde gerçekleşen panik ve karışıklığın damgasını vuracağı filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; aradan geçen bunca uzun yıllara...
Ve hatta bunun, Carpenter'ın filmografisindeki en çarpıcı yapımlardan birisi de olmamasına karşın...
Halen sıkılmadan izleyebileceklerini umduğumuz, 70 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,