Prestij bahane kurgu şahaneMomento ile düzü terse eviren bir kurgulamayla yarattığı beyin uçuklaması sayesinde Christopher Nolan ile tanışmış olan beni ve belki de bizleri, bu sefer de belki de kariyerinde prestijli bir basamak çıkmak adına çektiği The Prestige ile yeniden keşfetmek oldukça hoş bir durum. The Prestige yi de sayarsak Ciddi anlamda beş tane film üretmiş olmasına rağmen Christopher Nolan, özellikle Momento ile elde ettiği kült yönetmen payesini bu sefer the prestige ile kitlelere ulaşabilerek çoğunluk sinema izleyicisine hitap etme sonrasında daha bir genele yayarak büyük kitlelere hitap eder bir özellik kazanmıştır. Bu kadar az sayıda bir film var ediş ile bunu gerçekleştirmiş olmak aslında kendine güven ve özveri gerektirir ve Christopher Nolan da bunlar fazlasıyla mevcut.Sihirbazların dünyasına ışık tutuyor Nolan prstijinde. insani zayıflıkların gölgesinde karşılıklı ve acımasız bir rekabete tutuşan iki sihirbazın tutku ile fedakarlıklar ile gözlerini kör eden güçlü olma ve kazanma durgusu ile nasıl sarmalandıklarını ve hayatlarının birer trajediye döndüğü gözler önüne seriliyor. Her ne kadar hikaye insan üstü bir bilinmezlikler üzerinde gelişen sihir ve sihirbazlık üzerinden nemalanmış olsa da temelinde insani duyguların inceden inceye işlenmiş olduğu bir gerçek. Belki bu duyguların abartılmış bir yansıtılması söz konusu olsa da bu film açısında olumsuz bir anlama ve görünüme sebep olmuyor. The Prestige aslında insanı sorguluyor. insanın gözünü karartan hırsı ifşa ediyor. Hikayemizde iki taraf var. birisi Alfred Borden ( chiristian bale ) diğeri ise Rupert Angier ( hugh jackman ). Bu iki sihirbaz bir anlamda tutkunun, nefretin, hırısın, intikam duygusunun, gücün ve başarıyı elde etmenin ete kemiğe bürünmüş hali. Hayatları sihirbazlık üzerine kurulmuş ve karşılıklı rekabet ile beslenerek sürdürüp gitmektedir. Film bu iki sihirbazın henüz birbirine rakip olmadıkları zaman dilimine dönüp, tıpkı Memento taktiğinde olduğu gibi sondan başa bir anlatım yolu izliyor. ilk sekansta filmin finali veriliyor ve bu finale gidiş aşamasındaki süreç daha sonraki sekanslarda anlatılarak nihayetinde yeniden başa yani sona dönülüyor. Bu dönüş ile zaten tüm taşlar gediğine oturuyor ve sonrasında kocaman bir şaşkınlık surette asılı kalıyor.Aslında söz konusu iki sihirbaz karşılıklı kılıçlarını çekmeden önce aralarında hissedilen ama belli edilmeyen içten içe sürmekte olan bir çatışma yaşamaktadırlar. Angier karakteri Borden karakterinden hoşlanmadığını ifade edip durur. Gerçi burada bir çekememezlik yatmaktadır. işte bir süre sonra kör bir dövüşe dönüşecek en büyük sihirbaz kim kavgasının ateşleyicisi de bu çekememezlikten başkası değildir. Bunlar yanında iki karakterin kendi dünyalarına da kapı aralanmaktadır. Yaşanılan aşk, paylaşılan sevgi filmin bütününe dengeli bir şekilde yayılmıştır. Yani hikayemiz, bir anlamda tutkulu aşkların, acı veren ihanetlerin ve ölümle sonlanan umutsuzlukların da işlenmesi ile bir anlamda duygusal yönüyle de beni görün demektedir.Bir gösteri esnasında yaşanan ölüm bitmek bilmeyecek intikam fırtınasının ilk kıvılcımı olmuştur. Bu aşamadan sonra film iki sihirbazın karşılıklı manevraları ile adeta tenis maçına dönmüştür. Bir yandan Borden suçluluk duygusunun aklını kemirmesi eşliğinde yaşama tutunmaya çalışırken öte taraftan Angier, sevdiğini kaybetmesinden dolayı suçladığı Borden den intikam almanın yollarını aramaya girişmiş ve ona sihirbazlık hususunda rakip olmuştur. Artık kim daha iyi kavgası başlamıştır. Karşılıklı atılan ve zarar veren adımlar ile iki tarafta birbirini tüketme ve acıtma sürecini başlatmış ve zaten film bir bakıma, kendi içlerinde çelişir iken bir yandan da birbirleri ile çatışan iki karakterin birbirini yok etme mücadelesi neticesinde hakikatten de hiç umulmadık bir biçimde, hani kırk yıl düşünülse akla gelmeyecek bir nokta ile son bulmuştur.Film bazı izleyicilere konusu itibariyle çok cezp edici gelebilir hiç kuşkusuz. Ama bazılarına ise, durağanlığı ve sihir adına o kadarda çok sürpriz vermemesi bakımından s.k.cı hatta itici gelebilir. Her ne kadar hikaye iki sihirbazın güç elde etme ve birbiri üzerinde hakimiyet ilan etme üzerine kurulmuş ise de, neticede iki sihirbazdan öte iki insanın irdelendiği bir laboratuar görünümüne bürünmüştür. Burada, insanın en karanlık yanları, duyguları ve aklından geçenler masaya yatırılmış ve belli ki, bu karanlık yanların nasıl aydınlatılacağı hususunda cevaplar aranmaya durulmuştur.Aslında filmi çekici kılan yani olay örgününün finale kadar hiç açık verilmeden ustalıkla işlenişi olmuştur. çok edebi, felsefi ve sanatsal bir film yok karşımızda ama kurgulanışı ve hikayesindeki, son sahnesine kadar izleyiciyi merak duygusu içinde kıvrandırtan acabalar, bir bakıma The Prestige prestij katmıştır ve tabi Nolan a da. Az sayıdaki film ile kendini ispatlamak ve kabul ettirmek gerçekten zordur ama Nolan görünüşe bakılırsa bunu başarmış. Oyunculuklarda ise herkes üzerine düşeni yerine getirmiş ama Chiristian bale daha bir bürünmüş rolüne. Deneyimli oyuncu tam anlamıyla ikiye ayrılmış bir dünya da kısılıp kalmış Borden karakteriyle bütünleşmiş ve filmin güzel yanlarından birisi olup çıkmış. Filmin kurgulanışı konusunda başta da belirttiğim gibi her şey yerli yerinde ve alkışı hak edecek hatasızlıkta gerçekleştirilmiş. Bu aşamadan sonra da yapılması gereken, koltuğa kurulmak ve birbirini tüketen iki sihirbazın abra kadavralarını izlemektir.- The Prestige ( prestij ) -