En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
dolunay946
Takipçi
106 değerlendirmeler
Takip Et!
4,0
24 Mart 2012 tarihinde eklendi
Sukkar Banat / Karamel
27.Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi olan ve 2008 Lübnan Oscar adayı olan Nadine Labaki’nin ilk uzun metraj denemesi Karamel (bildiğiniz karamel değil yine bildiğiniz ağda) huzurlarınızda :)
NOT:İş bu yazı kritik olmaktan çıkıp duygularımı döktüğüm cümleler silsilesine dönüşmüştür bilginize…
Filmimiz 5 Beyrut’lu kadının hayatı üzerinden şekilleniyor. Layale (Nadine Labaki); dertlerin bir kenara atıldığı yada çözüm yolu bulunduğu kuaförün sahibidir. Ve (evli, mutlu olup olmadığı bilinmez,çocuklu) bir adamla ilişki yaşamaktadır. Adamın ilişkiye yön veren halleriyle savrulup durmakta,tam olarak nerede duracağını bilememektedir. Nisrine (Yasmine Elmasri),kuaförün Müslüman çalışanıdır. Onun derdi ise çok farklıdır. Çok yakında düğünü vardır ve bakire değildir. Ve en kısa sürede bu sorunun giderilmesi gerekmektedir. Rima; kuaförün erkeksi çalışanıdır. Filmde eşcinselliği göze sokulmasa da bu yönü onu diğerlerinden ayıran özelliği… Jamale, sürekli deneme çekimlerine giden,yaşlandığını bir türlü kabullenemeyen, öyle ki menopoza girme halini kendine yediremeyip kırmızı boya yardımıyla muayyen günü imajı yaratmaya çalışan kuaförün müdavimlerinden biridir. Ve Rose..Sevgili Rose…Sanırım en çok içimi burkan karakter…Hayatını felç eden hasta annesine bakmakla ayrıca para kazanmakla yükümlüdür. Bununsa bedeli ağır…Çünkü annesi yüzünden hayatı zindan olmuştur ve her şeyi bir kenara bırakmak zorunda kalmıştır,aşkı bile…
Bu filmden öyle gelişigüzel bahsetmek yerine beni mest eden sahneleri ağda gibi uzata uzata anlatmak,içimi dökmek istiyorum bu sefer. Evet evet bu film beni mest etti ! Hem de başlar başlamaz ! Muhteşem müzik eşliğinde öyle bir sahneyle başlıyor ki film,gözünüzü ekrandan alamıyorsunuz,sonra kendinizi müziğe veriyorsunuz. Sahnede görünen aslında karamel yani ağda…Yapılışı,hatta kadınların iştah kabartan yiyişleri…Ama usta ellere geçen kamera basit bir görüntüde bile mucizeler yaratabiliyor işte. Gelelim otel odası sahnesine; Layale’in amansız hazırlığı ve heyecanının boşa çıkmasının ardından akşam otele gelen arkadaşlarıyla yaptığı o kısacık konuşma unutulmaz ! Birini çok seviyorsunuz,onun da sizi sevdiğini sanıyorsunuz. Kurduğunuz hayallerin pembesi gidip de tozu kalınca gerçeklerle yüzleşmeye,düşünmek istemediklerinizi düşünmeye başlıyorsunuz. Mesela en çok, sevdiğinizin yanında olan kişinin nasıl bişeye benzediğini… Kokusunu… Nasıl baktığını…Hayal kurarken bile onu bir başkasıyla paylaşmaya korkuyorsunuz aslında. Kendinizi enayi gibi hissetmek zorunuza gidiyor ama Layale gibi kimi kadınlar ezile ezile güçleniyor. Ayağa kalkıncaya kadar onun sevgisine yaslanmayı tercih ediyor. Yalnızlık ağır geliyor bir süre… Telefon sahnesi de unutulmazlardan…Layale sevdiği adamla konuşurken,Layale’i seven polis, kadını izliyor ve sanki kendisiyle konuşuyormuş gibi cevap veriyor. O cevaplar,mimikler cuk! diye oturmuş yerine,izlenesi bir keyiflik. Rose…Aşka kanat çırpan yüreğiyle aşık olan her kadının yaptığını yapıp önce kuaföre koşuyor. Yıllar sonra belki de ilk defa tadıyor bu duyguyu. Annesine inat yüreğinin sesini dinliyor bir süre…Taa ki buluşmak için hazırlandığı akşama kadar. Annesine boyun eğip ayna da makyajını temizlemeye başladığı sahne unutulmaz ! Aşk insanı ne kadar güzelleştiriyor…Bence dünyada çirkin insan yok,aşkı tatmayan,henüz aşık olmayan,aşkından yeni ayrılan insan var. Güzeli güzel yapan aşktan başka bir şey değil !
Yönetmen ilk filmiyle insanlara sağlam bir mesaj veriyor;savaş bile yaşansa insanın ölmedikten sonra duygularının ölemeyeceğini,ne yaşanırsa yaşansın buradayız ! Aşk var ! çığlıklarını duyabiliyoruz. Arap kültürüne öyle ya da böyle yakınlığımızdan mıdır bilinmez müzikler ekstra güzel geliyor kulağıma. Filmin müzikleri Khaled Mouzannar’ın elinden çıkma. (Film gösterime girdikten bir süre sonra yönetmenle bestecimizin de dünya evine girmiş olduğunu ekleyelim.) Pedro Almodovar tarzı,kadınların ruh hallerini,gel-gitlerini,sorunlarını yansıtan bana göre mükemmel bir seyirlik…
Sözlerimizi Nisrine’nin annesinin, kızına düğünden 1 gece önce söylediği cümlelerle bitirelim. Forrest Gump’a selam olsun buradan ;)
“Ne olacağını Allah bilir. Karpuz gibi düşün. Kelek olup olmadığını kesmeden bilemezsin.”
genel olarak baktığımızda su gibi akan bir film diyebiliriz.süresi de zaten çok uzun değil,beyrutta her biri farklı karakterde ve kısmen farklı hayatların farklı sorunlarıyla uğraşan bir grup kadının yaşantısından bir kaç gün izliyoruz.tabii ki kadın gözünden bakıldığı için tipik bir kadın filmi diyebiliriz fakat bir erkek de çok rahat izleyebilir.feminist yanları var gibi gözükse de aslında bağıra çağıra yapılan bir şey değil bu,dediğimiz gibi hayattan kesitler sunuyor sadece,belli kadınlık sorunları üzerine çok fazla yoğunlaşıp da işi abartmıyor.yönetmen ve aynı zamanda başrol oyuncusu nadine labaki filme ayrı bir hava katıyor kesinlikle.baştan çıkarıcı,kendine has bir havası olan modern arap kadını karakterine çok yakışmış.diğer oyuncular da çok inandırıcı,zaten aşina olmadığımız için gerçekten de böyle karakterlerin yaşadığına ve var olduğuna daha rahat ikna oluyoruz filmi izlerken.kadınların dünyası üzerine yapılmış onlarca filmden biri,fakat arap kültürü ve beyrut sıcaklığı harmanında,bazen komik bazen hüzünlü güzel bir örnek daha izlemek istiyorsanız buyurun.
Beyrut kadınlarının yaşantısından bir kesit aktarılmış. Temel bir konu bulamayız tabi ama her karakterin bir derdi var filmde. Yalnızlık yaşlılık sendromu bunaklık kıskançlık gibi kavramlar kadınlar üzerinden anlatılmış ve bence başarılı da olmuş...
bence çok hoş bir film... belli bir konusu yok ama kendını ızlettıren ve muzıklerıyle hoş bır ortam yaratan bı fılm olmuş!...tavsıye ederım dınlenmek için birebir bi film :D
filmde hep birazdan bişeyler olucak dedim kendi kendime ama pek de birşey olmadı. yani başladığı gibi bitiyor bana göre. filmden çıkınca ee bu film bana ne anlatmak istedi şimdi? diye sordum kendime. son bölümde biraz toparlanmaya çalışılmış ama verilmek istenen duygular vasatı geçemiyor maalesef.festivallerde beğeni toplamış olmasına güvenerek gittim filme ama pek tatminkar değildi açıkçası.yine de sıcak film yorumlarına katılıyorum..
Haftanın en iyi filmi bana göre. Feminist ağırlıklı, ve bir kadın filmi olmasına rağmen; aslında yine de herkese hitap edecek bir film. Filmin en önemli mesajı ise; bir zamanların Ortadoğu Paris, olarak sayılan Beyrutun şu anki durumu ancak bu durumda bile halen insanların kozmopolit olarak birbirleriyle saygı ve sevgi içinde yaşamaları kin ve nefret olmaksızın.
hakkında hiçbir yorum okumadan dün tamamen tesadüfen izlediğim film. zamanınızın ve paranızın hakkını çatır çatır veren muhteşem ve sıcacık bir film. kesinlikle tavsiye ediyorum. iyi seyirler...
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.