En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Turgay Buğdacigil
Takipçi
2.429 değerlendirmeler
Takip Et!
3,5
31 Aralık 2020 tarihinde eklendi
Senaryosunu da Enda Walsh ile birlikte yazan Steve McQueen’in yönetmen koltuğunda oturduğu ilk (debut) uzun metrajlı sinema filmi olan “Hunger”:
Kuzey İrlanda’daki eski Kraliyet Hava Kuvvetleri üssü Long Kesh'te kurulmuş olan (ve 1971 – 2000 yılları arasında aktif olarak kullanılan) Maze Hapishanesinde, IRA mensubu siyasi tutsakların statülerinin iyileştirilmesi için 1981 yılında başlatılan “açlık grevinin”, özellikle de Bobby Sands vakasının öne çıkartılarak anlatıldığı tarihi bir drama…
Bu ölüm orucu öncesinde hapishanedeki İrlandalı Cumhuriyetçiler, “battaniye” ve “yıkanmama” eylemlerini başlatmışlardır…
Filmde ilk tanıdığımız karakter, mahkumların kafasına yumrukları ile vurarak işkence yapmaktan özel bir haz duyan ve o nedenle de elleri yara bere içinde kalmış olan zorba Gardiyan Raymond Lohan (Stuart Graham) oluyor…
Kahvaltısını yaptıktan sonra karısının (Laine Megaw) meraklı bakışları arasında bomba yerleştirilip yerleştirilmediğini öğrenmek amacıyla yere uzanarak altını kontrol ettiği aracına binip hapishaneye gitmek Raymond’ın günlük rutinlerinden birisidir…
Maze’in en yeni konuklarından olan altı yıl hapis cezasına mahkûm Davey Gillen (Brian Milligan), on iki yıl tutuklu kalacak olan Gerry Campbell (Liam McMahon) ile aynı hücreye konulur…
Görüş günü her ikisinin kız arkadaşları geldiğinde Davey ağzındaki mesajı öpüşerek aktarmak suretiyle dışarıya gönderirken Gerry’de içinde radyo alıcısı bulunan zulayı alıverir…
O arada gardiyanlar Bobby Sands’i (Michael Fassbender) döverek ve zor kullanarak hem saçlarını tıraş ederler hem de yıkarlar…
Ki zaten diğer mahkumlar da benzer bir yöntemle tıraş edilmektedirler…
Bir diğer görüş gününde kafası gözü dağılmış vaziyetteki Bobby’nin ziyaretine, annesi Roselyn (Helen Madden) ile babası John (Des McAleer) gelirler…
Aslında bu günlerdeki en önemli husus, IRA yönetiminin direktiflerinin mahkumlara el altından gizlice ulaştırılmasıdır…
Son gelen talimat de hapishane yönetimi ile sivil kıyafet giyme pazarlığına girilmesi üzerinedir…
Bunun üzerine kendilerine, “alın size sivil kıyafet” diyerek alay edercesine dağıtılan rengarenk garip kıyafetleri giymeyerek ciddi bir direniş başlatırlar…
Hapishane yönetiminin buna yanıtı ise:
Dışardan takviye olarak getirtilen ellerinde copları ile kalkanları ve kafalarında siperlikli miğferleri de bulunan bir kuvvetin de yardımı ile genel bir “dayaklı arama” yapılması şeklinde olur…
Vaziyet o kadar fecidir ki, gelenlerin arasında bulunan ve bu işe bulaşmayı hali hazırda “insanlığını tamamen yitirmediği için” kendine yediremeyen güvenlik güçlerinden biri olan Stephen Graves (Ben Peel) bir köşeye çekilerek hüngür hüngür ağlar…
Bundan sonrasında, filme ve o dönemin tarihine damgasını vuran olaylar zincirinden sadece iki örnek daha bulunmaktadır:
1. Raymond’un elindeki papatya demeti ile huzurevindeki annesini (Helena Bereen) ziyaret etmesinin sonrasında yaşananlar…
2. Bobby’nin açlık grevi dalgasını başlatması…
Ki, Bobby’i aksine uzunca bir sohbet gerçekleştirdiği kendisi gibi Katolik olan Peder Dominic Moran (Liam Cunningham) dahi ikna edemeyecektir…
Peki, hepsi bu kadar mı?
Elbette değil…
Yukarıda da vurguladığımız gibi İrlanda tarihine de geçmiş olan gerçek öykü asıl şimdi başlıyor…
Bitirmeden yorumumuza ilave edeceğimiz son şey, Michael Fassbender’ın bu role meyve, kuruyemiş ve sardalye ağırlıklı günlük 900 kaloriyi aşmayan on haftalık doktor kontrollü özel bir diyet programı ile hazırlandığı biçiminde olacak…
Bugüne kadar fırsat bulup da henüz izlememiş olan sinemasever dostlara, 2008 Cannes Film Festival’in de Steve McQueen’e “Altın Kamera (Caméra d'Or)” ödülünü de kazandırarak önünü açmış olan bu filmi hararetle öneririz…
Yaklaşık 25 dakika süren ve tek açıdan gösterilen ikili diyalog sahnesini saymazsak etkileyici bir film,durağan gidiyor ama yaşanan olaylar tabiki hüzünlendiriyor özellikle başrol oyuncusu'nun performansı görülmeye değerdi 7/10
Psikolojik bir festival filmi.Film kesinlikle festival filmi bence hem işleyişi olsun hem diyalogların fazla olmaması olsun bu yüzden filmi izlemeden önce hareketli bir film beklemeyin.Uzun zamandır izlemek istediğim bir filmdi Hunger ve dün nihayet izledim peki beğendim mi? Abartılacak kadar iyi bulmadım daha sert ve etkileyici sahneler bekliyordum fakat film boyunca temponun arttığı ve etkileyicilik bakımından sadece 1-2 sahne var.Açıkçası filmin başlarında kimin başrol olduğu şüpheli ama sonradan Michael Fassbender çıkıyor ve oyunculuğunu konuşturuyor,oyunculuklar iyi ayrıca unutmadan söyleyim gardiyan rolündeki Stuart Graham da çok iyi iş çıkartmış.İşleniş bakımından film baya ağır işliyor zaten fazla konuşma da yok yönetmen insanın duygularından ziyade sanki insanın bedeninin çektiği acıları göstermiş.Dediğim gibi olay örgüsü bakımından çok ağır bir film yani film kesinlikle herkese hitap etmiyor eğer festival filmlerini kaldırabilecek bünyeniz varsa Hunger sizin için iyi bir seçenek olabilir.Filmin en iyi yönü sanırım yönetmeni çünkü gerçekten iyi iş çıkarmış,filmin çok az müziği var ama o az müzikler de güzel diyebilirim ama keşke filmin etkileyiciliğini arttırmak adına daha fazla müzik kullanılsaymış.Son olarak benim ne çok beğendiğim ne de kötü bulduğum bir film değil ama farklı bir şeyler izlemek istiyorsanız Hunger izlenebilir ama ağır bir film olduğunu unutmayın.
bu film tarihe geçecek cinsten niye mi 23 dakika aynı sahne ve ikili diyalog... ve bir süre sonra uykunuz geliyor. bu sahneyi saymazsak film idare eder gibi. çıplaklığı abartmadan verebilirlerdi, maşallah hepsi sanat için soyunan arkadaşlar dedirtiyor. teröristlerin hapishanedeki temel haklarını kazanmak için çabalarını anlatmaya çalışıyor ama bu terörün iyi birşey olduğunu göstermez yönetmenin samimiyeti önemli bu noktada. neyse durgun filmlerden haz almıyorsanız sakın izlemeyin.
Mermi gibi film olma sıfatını kaçırmış bir film açlık.Konunun işlenişi,dialoglar gayet iyi hatta filmin ağır tempoda ilerlemeside kendisine pek bir şey kaybettirmiyor ama benim için beş üzerinden üç yıldızın üstüne çıkamadı.İyi sadece o kadar.
Oldukça sert,anlamlı ve etkileyici bir yapım ? Yönetim çok çok iyi ? micheal fassbender da çok iyi oynamış ? hali gerçekten açlık grevi yapar gibiydi :)? durağan ve bazı sahneleri sıkıcı olmasına rağmen ,kaliteli ve eli yüzü düzgün bir film ? izlenebilir ? 10/7 ?
Filmden sıkılanların sebebi sanırım konuşmasız sahnelerin çokluğu.Ama orda da oyunculuk konuşmuş zaten.Fazla söze gerek duymadan yönetmen anlatmak istediğini seyirciye vermiş.ama yine de bazı sahneler gereksiz uzatılmış.Michael Fassbender ın performansı çok ii.Fena bir film değil ama mutlaka izleyin dencek türden de değil...
Anlatım ve işleyiş güzel. Ama bazı sahneler hem ifadesiz hemde gereğinden fazla uzatıldığı kanısındayım. Örneğin; koridorun yıkanmasını izliyorsunuz. Ama genel anlamda film için iyi şeyler düşünüyorum.
Film sert ve gerçekçi ağır bir film herkese hitap edecek bir tür değil ohh işte hapishane filmi vurdulu kırdılı vs diye düşünüp açarsanız hayalkırıklığı yaşarsınız film adeta sessiz sinema gibi yani izlerken adeta lan etraf niyebu kadar sessiz ne oluyor diye dönüp sağa sola baktığım bile oldu michael fassbender muazzam bir oyuncu karakterinin hastalığını öfkesini nasıl kaosun içinde çırpınışını hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok iyi yansıtmış o jestleri mimikleri kaş göz hareketleri oturuşu soluyuşu duruşu vs ödüllük bir performans filmde sadece mahkumları değil gardiyanlara'da empati yapıyorsunuz bu da çok iyi bir detaydı
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.