Senaryosunu da...
Önder Çakar ile birlik de kaleme almasının yanı sıra...
İlk uzun metrajlı (debut) sinema filmini de çeken Serdar Akar'ın yönetmen koltuğunda da oturmak da olduğu "Gemide"; küfürlü ve argo konuşmanın bayağı bir tavan yaptığı...
***
Ama bütün bunların...
Benzeri Amerikan filmleriyle kıyaslandığında, kesinlikle sırıtmadığını da...
Apaçık bir biçimde tespit ettiğimiz...
***
Ve üstelik...
Yeri geldiğinde, sıklıkla klasik anlamdaki "noir" ögelere de meyleden, "kara mizah (dark comedy)" tarzda kurgulanılmış, ziyadesiyle nitelikli bir suç draması olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Vizyona girdiği yıl, Türkiye'de büyük bir ilgiyle karşılanılmasına ilaveten...
Kendine, Cannes Film Festivali'nin, her kafasına esenin, seçilmesinin pek de kolay ve asla mümkün olmadığını bildiğimiz "Semaine de la Critique (Uluslararası Eleştirmenler Haftası)" kısmında, gösterim fırsatını da elde edebilen...
Düşük bütçeli, tek mekan çekimi bu filme, biraz daha yakından bakalım...
***
Geminin demir attığı bir esnada...
Karaya çıkan mürettebattan Boksör (Naci Taşdöğen), yiyecek almak üzere Laleli'ye gönderilirken...
Geride kalan...
Kaptan İdris (Erkan Can), Kamil (Haldun Boysan) ve Ali (Yıldıray Şahinler) ise...
Gemide oturmuş, eroin katkılı sarma sigarayı tüttürerek sohbet edip...
Akşam yemeği için onun yolunu gözlemek de...
***
Kısa bir süre sonra...
Gemiye yüzerek, elleri bomboş bir biçimde çıkıp gelen Boksör'de...
Kaptan ve arkadaşlarına...
Altı kişi tarafından soyulduğunu...
Ve hatta...
Canını zor kurtardığını söylemek de...
***
Hal böyle olunca da...
Boksör'ün kaptırdığı paraları geri almak amacıyla...
Dördü birden, Laleli'ye doğru uzanmak da...
***
Ve...
Boksör'ün yaptığı tespite göre...
Kendisini derdest eden, söz konusu altı kişilik gruptan...
Üçünün ayrılmış olması nedeniyle...
Kullandıkları, eroinin de verdiği cesaretle...
Geriye kalan diğer üçünün (Güven Kıraç, Cengiz Küçükayvaz, İştar Gökseven), kafasını ve gözünü yarıp...
Hem paralarını, hem de pezevenk farz ettikleri onların elinden kurtarmak düşüncesiyle...
Beraberlerinde götürdükleri, Romen asıllı kadını da (Ella Manea) yanlarına alıp...
Gemiye geri dönmek de...
***
Varır varmaz da...
Kaptan, Kamil ve Ali...
Bir güzel karınlarını doyurup, rakılarını yuvarlarlarken...
Boksör ve sonra da Ali, fahişe zannettikleri...
Kız oğlu kız durumundaki Romen kadına tecavüz etmek de...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalamaktayız...
Dakika 32...
***
Beklenilenlerin tersine...
Her şeyin birden, karmakarışık bir hale geleceği filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; ardı ardına gelen, ters köşe sürprizleri de bünyesinde barındıran...
70 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,