stephen king'in 1950′lerin canavar filmlerini andıran bu öyküsü,daha önceleri esaretin bedeli ve yeşil yol gibi başarılı king uyarlamalarıyla adını duyuran oscar adayı,usta yönetmen frank darabont'un imzasını taşıyor.darabont sadece filmin yönetmenliğini üstlenmekle kalmamış aynı zamanda filmin senaryosunu da kendisi yazmış.maliyeti toplam 15 milyon doları bulan the mist,kesinlikle stephen king'in carrie,the shining,salem's lot,the dead zone,christine,children of the corn,pet's semetary,misey,dolores,the dark half,esaretin bedeli,yeşil yol,apt pupil,gizemli yabancı,düş kapanı,gizli pencere ve 1408′den sonraki en başarılı uyarlaması.darabont the mist'de öyküye fazlasıyla sadık kalmış.bu da benim gibi king hayranlarını çok memnun edecektir.özel efektlerin daha arka planda kaldığı filmde;çaresizlik,kapana kısılmışlık,bilinmeyenin yarattığı korku ve panik çok iyi yansıtılmış gerçekten.özellikle başlarda marketin içi en güvenli bölge iken sonradan dışarısı kadar içerisi de büyük bir tehlike haline geliyor.dışarıda sisin içinde gizlenen ölümcül yaratıklar içeride ise kökten dinci,çılgın,muhafazakar insanlar var.stephen king,ilk romanı carrie(göz)'deki deli ve dindar margaret white gibi bu uzun hikayesinde de bayan carmody adında benzer bir kadın karekter yerleştirmiş öykünün göbeğine.king'in çıldırmış kahramanları genellikle dinle kafayı bozmuş kadınlar oluyor zaten.misery'deki saplantılı deli hemşire annie wilkes'da öyleydi mesela.ancak aynı stephen king'in bir başka romanı desperation'da kahramanların yaratığı alt edebilmek için tanrı'ya sığınmaları da bir o kadar saçma.anlaşılan king,dindar okurlarını da üzmek istememiş.the mist' e tekrar geri dönersek;film başarılı oyunculuklarıyla da dikkat çekiyor.thomas jane, marcia gay harden, laurie holden ve william sadler çok iyi performans sergilemişler.hele ki son zamanlarda pek çok filmde görmeye başladığımız bayan carmody olarak karşımıza çıkan marcia gay harden'ın oyunculuğu harika.filmin ana kahramanı,bir çocuk babası,ressam david drayton'ı canlandıran thomas jane'de uzaylı yaratıkların istilasını konu alan king'in düş kapanı'ndan sonra bu filmle ikinci kez bir stephen king uyarlamasında daha başrolü oynamış oluyor.amerikan halkının ortak korkusu haline gelen terör ve 11 eylül paniğini the mist daha da arttırmış olmalı.çünkü özellikle 11 eylül günü iki kuleninde yıkılışının ardından olayı izleyen insanlar toz dumana karıştıktan sonra en yakındaki dükkanlara sığınmış ve tıpkı bu filmdeki sis gibi heryer koca bir duman bulutuyla kaplanmıştı.bu açıdan the mist çok önemli.romanı okuyanlar bilirler king hikayenin sonunu okuyuculara bırakmıştı.ama darabont son derece çarpıcı ve güçlü bir finale imza atmış.müzikleriyle de fazlasıyla etkileyici bir son olmuş.sonuç olarak öldüren sis başarılı özel efektleri ve frank darabont'un başarılı yönetimiyle iyi bir stephen king uyarlaması.mutlaka ama mutlaka izlenmeli.