konu itibarıyla biraz ’yeraltı canavarı’nı andıran bir film gibi geldi bana.insanların yaratık karşısında bir yere kısılıp kalması(orada da toprağa inemiyorlardı)ve birlikte düşünüp bir çözüm yolu aramasına dayanıyor.yalnız burada hikayenin yaratıcısı king biraz daha değişik bir olaya girmiş,bir yere kısılan insanların bir süre sonra ne hale geldiğinden,toplu yaşamanın nasıl bir zorluk olduğundan bahsetmiş.film bu açıdan ilgi çekici geldi bana,biraz psikolojik mesajlar da veriyor aslında dikkatli bakıldığında.mesela filmin bir sahnesinde öğretmen ’her insanın içinde bir nebze de olsa iyilik kesinlikle vardır’ dediğinde esas adamımız ’o sadece istediğinde 155’i arayabiliyorsan ve telgraf telleri bağlıysa geçerlidir’ gibi birşey söylüyor,tam olarak böyle değil sanırım ama bu anlamda hemen hemen.özellikle ikinci yarı ilk yarıya oranla daha hareketli ve sürükleyici,finali ise beğenmedim.bunun dışında özellikle sonlarına doğru artan bazı saçmalıklar ve gereksizlikler barındırdığını da belirtmeliyim bence.yeni filmler gelmeden önce eğlencesine gittiğimiz bir filmdi,kazancım ya da kaybım yok.
stephen king klişesi. yine mi örümcekler yine mi canavarlar yine mi ağa sarılmış insanlar? film sırf sonu için izlenir. bu bir korku filmi değil. dram filmi. o yüzden 6/10
İlginç bir yapıya sahip film.Korku türünde alışık olmadığımız kadar eleştirel yaklaşıyor insana.Bu açıdan söyleyecek pek çok sözü var.Ama bu arada işin korku kısmına fazla eğilemiyor.Korku-gerilim olmaktan ziyade vasatı aşmayı başaran bir toplum eleştirisi oluyor.
yaratık konusunda elestiriler son derece yerinde.bu kadar özel bir yazarın hayalgücündeki seyler daha güzel yapılabilirdi dokunaclar son derece yapmacık duruyor.cogu yorumun aksine ben sk nın yazdıgı sonu daha karanlık buluyorum bu son fazla sert.bunlar dısında kitaba son derece baglı kalan ama kitabın hayranlarını cok tatmin etmeyecek bir film the mist. 6 puan 1 de sk kanaat notu ile 7/10
SİSİN İÇİNDE BİR ŞEY VAR!" bilim-kurgu sadece aksiyondan mı ibaret? veya her yeri alt üst etmek için mi? canavarlar çıkartıp onları yenmek için mi icad edilmiştir? bilim-kurgu da aksiyondan başka dram, romantizm ve hatta gizem olamaz mı? tabii ki olur bu tür bilim-kurgu filmlerine çok az rastlıyoruz. işte o parmakla gösterilebilecek bilim-kurgu lardan The Mist. dram ağırlıklı bir bilim-kurgu filmi ancak bu kadar etkileyici olabilirdi. filmi izlerken aklınızda bir çok sorular beliriyor ve bir müddet sonra cevaplanmayacağını sanıyorsunuz ama öyle değil. iyi ki de değil. olaya hakim olmak filmi daha da özel kıldı benim için. son sahne için de hiç bir fikrim yoktu. ve sanırım hayatımda gördüğüm en etkileyici final sahnelerinden biriydi. mükemmeldi. dram anca bu kadar iyi yansıtılabilir seyirciye. bunun dışında Marcia G Harden 'ın oyunculuğundan çok etkilendiğimi söylemeliyim. insanların ne denli sapıtabileceğini ve ne denli fedakarlıklar yapabileceğini anlatan müthiş bir bilim-kurgu & dram filmi. İnsanları korkutursan, her şeyi yaptırabilirsin. iyi seyirler...
Puanı hayret verici doğrusu,çok klasik bir korku filmi ; canavarlarımız kasabayı sararlar ve insanları yemeye başlarlar.. en gencimiz bile sanırım en az on tane böyle korku filmi izlemiştir.Bir tek filmin sonu etkileyiciydi.10/5
film gerçekten kendini izlettiriyor özellikle kurgusu vs. çok güzel sonu ise adam öle bitirmek istemiş öle bitirmiş saygı duymak lazım verdiği mesajda ender rastlanıcak cinsten;'insanları korkuttuğunuz sürece istediğiniz ger şeyi yaptırabilirsiniz' 10/8
Çok başarılı bir Stephen King uyarlaması. Genelde, üstadın romanları filme çevrilirken adeta kuşa dönüyordu. Ancak, bu sefer hiç öyle olmamış (yıllar önce 'The Mist'i okumuş biri olarak söylüyorum'). Burada Frank Darrabont çok başarılı yönetmenliği söz konusu. Oyuncular çok iyi iş çıkarmışlar, hele Dini Fanatiği oynayan Garden adeta Oscar’lık performans sergilemiş. Filmde, Din, Felsefe, Politika üzerine de müthiş göndermeler var. 'Göz'den sonraki bu haftanın en iyi korku filmi.
The Mist-Öldüren Sis, tipik bir Stephen King hikayesinden uyarlanmış sinemaya. Kitabını okumadığım için filmle ne derece örtüştüğü hakkında bir fikrim yok açıkçası, ancak epeyce bir metinde yönetmen -aynı zamanda filmin senaristi de oluyor kendisi- Frank Darabount’un hikayeye sıkı sıkıya bağlı kaldığını okuduğum; final hariç...The Mist, korku unsuru olarak korkunç ve ürkünç yaratıkları bolca kullandığı gibi kapana kısılmışlık, telefon ve internet gibi iletişim araçları olmadan yaşama gibi modern unsurlardan da fazlasıyla yararlanıyor. Aslında yaratıklar mı daha korkunç yoksa medeniyet araçlarının kullanım dışı olması mı kişiden kişiye değişir şüphesiz ama bana ikincisi daha korkunç geliyor...Filme yorum yazan birçok arkadaş final sahnesinin çarpıcılığından ve etkileyiciliğinden söz etmiş. Elbette buna katılmamak mümkün değil, finali bir hayli etkileyici ve çarpıcıydı doğrusu. Ancak ne yazık ki bu 'iyiydi' anlamına gelmiyor. Filmden sonra Serdar Kökçeoğlu’nun filmle ilgili yorumunu okdum ki kendisi de aynı şeyden söz etmiş yazısının sonunda. Yani açıkçası katılmamak mümkün değil, gerçekten de finaliyle kendi kalesine gol atıyor film. Özellikle, kapana kısılmışlığı reddedip kaçanların trajik sonu -ne şehittir ne gazi misali- buna karşılık kaçmayı reddedip bir meczubun etrafında kümelenip teslimiyetçi davrananların kurtulduğunu düşünmek benim açımdan çok sinir bozucuydu. Boşa izlemiş gibi hissettim filmi :)))
öncelikle konusu bakımından iyi bir film ama kaliteli değil bazen çok sıkıyor ve bazı sahneler çok abartılmış sonuda çok dramatik bitti ama daha iyi bitebilirdi insan böyle mi olması gerekirdi diye sormadan geçemiyor yinede izlencek bir film ama fazla bişey ummayın derim ben
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.