En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
JeanClaudeVanDamme
Takipçi
1.209 değerlendirmeler
Takip Et!
3,5
19 Haziran 2011 tarihinde eklendi
Bu kadar kötü yorumdan sonra izlemeden önce korkmuştum ama beklentilerimin üstünde çıktığını söyleyebilirim.İsmi zor yönetmen merak duygusunu filmin sonuna kadar canlı tutmayı başarıyor.Rolüne ''cuk oturan'' Liam Neeson ve Christina Ricci de her zamanki gibi çok iyiler.Anna'nın ölü olup olmadığının filmden sonra bile hala tartışılıyor olması aslında filmin kalitesiyle ilgili bir fikir veriyor.
şimdi izledim.benim için özet olarak finali hariç seyirlik bir filmdi.olumsuz yorum yapan arkadaşlara şunu söyleyebilirim ki filmin konusu itibariyle her saniye bir aksiyon beklemek veya daha hızlı konu işlenişini görmek bu tür filmlerin doğasına uymaz.belki biraz daha farklı işlenebilirdi.bu noktada arkadaşlara katılıyorum.anlatmak istediği bir mesaj vardı ki bariz bir şekilde ortaya konulmuş.filmin sonu biraz daha güzel bağlanabilseymiş çok daha güzel bir film ortaya çıkabilirmiş.spoiler: Anna ölü değil,bu film ilerledikçe net bir biçimde anlaşılıyor.Elliot bunları hayatta bir amacı olmayanlara ve yaşama isteği kalmayanlara uyguluyor.kendince yaşamaktan korkan insanlara yardım eli uzatıyor. adam zaten normal değil.çalıştığı yer de buna en uygun yer.
Anna ölü mü diri mi anlaşılmıyo. Elliot bunları niye yapıyo belli değil. Konu biraz havada kaldı açıkçası sonu hiç beklediğim gibi çıkmadı. vasat diyorum
hem merak uyandırıcı hem akıl karıştırıcı hem de sıkıcı... çorba gibi bir film olmuş. kızın ne olduğunu zor anlıyorsunuz adamın ise amacı belli değil. sinemaya gitmeye değmez bir film sıkılmaktan ve zaman kaybından öteye geçemezsiniz.
konu olarak çok sıradışı bir filmdi, ama sonunda kafamda bazı soru işaretleri kaldı. biraz daha açık olabilirdi. onun haricinde görüntüler çok orjinal ve sıradışı bir film. benim puanım 7.
Başrollerinde Tim Burtonın Sleepy Hollowundaki depresif ama iyi kalpli cadı rolünden hatırladığımız güzeller güzeli Christina Ricci ve artık korku menşeili filmlerdeki, çaresiz ve başı beladaki kızların güven veren, başarılı sevgilisi rollerinde görmeye başladığımız ve 'Drag me to Hell'den hatırlayacağımız çakma Keanu 'Justin Long.' Söz 'Drag me to Hell'den açılmışken, filmin 'başı beladaki kız ve onu kurtarmak isteyen erkek arkadaşı' yönü, 'Drag me to Hell'in bir kopyası gibi olmuş. Ancak filmin izleyici üzerinde bırakması istenen etki, ve izleyicinin hissetmesi istenen duyguları gayet güzel hissettirmişler diye düşünüyorum. Yeri geldiği zaman Liam Neesona sinir küpü oluyor, nefret hissediyorsunuz, yeri geldiği zaman, Christinaya 'ah be aptal kız yapma, hadi bee' gibi ifadelerle şefkat besliyor ve yeri geldiği zamanda Justinle oturup hüznü paylaşabiliyorsunuz. O yüzden bu açıdan bakıldığında 'harika' olmasa da, 'fena değil' bir film olmuş. Konusuna gelince: trafik kazası sonucu ölen ve iki dünya arasında geçiş dönemine giren (ya da öyle inanması istenen) ve defin gününe kadar ölümü kabullenmesi için telkine uğrayan esas kız ve kız arkadaşının öldüğüne inanmayan ve 'bu işte bir bit yeniği var' diyerek olayları araştıran acılar içindeki esas oğlan. Konu güzel düşünülmüş, ama fikir bulunduktan sonra üzerinde hiç kafa yorulmamış. Yani üç beş arkadaş oturup 'abi düşün işte, kız bu dünyayla öbür dünya arasında kalsa, ama asla anlaşılmasa gerçekten öldümü kaldımı vs.vs.. böyle bi film çeksek süper olmaz mı sence de?' denilmiş ama sonrasında 'tamam oldu işte ya yeter, çekin gitsin' havası var. Sebepler veriliyor, izleyici inanmaya hazır ama öylece bırakılıyor arkası gelmiyor. Havada kalmış. Buna sinir olabilirsiniz. Ben çok kez 'Eee yani?' dedim çünkü. Diyaloglar tatmin edici değil. Yüzde 20-30u 'sen öldün ya da o öldü alış buna' ve başka bir kaç daha cümleden oluşuyor diyebilirim. Ama herşeye rağmen izleyiciyi ciddiye alan bir film. Bazı filmler gibi 'bu izleyicinin önüne ne koysak' izler gibi hakaretvari bir yaklaşımı yok. O yüzden kendini sonuna kadar izlettiriyor rahat olun. Görsel açıdan bakılırsa, gotik ögeler gayet güzel verilmiş, Christina Ricci rolüne cuk oturmuş, cenaze evindeki gri ve kırmızı tonlar ve kızıl saç muhabbeti güzel olmuş. Yönetmeni tanımıyorum ama Shutter Islanddan çok etkilenen yeni yetme birisi olduğu belli. Filmin isminin çevirisi hoşuma gitmedi. After Life ?Araf? , ?Son Saatler? , ?Öbür Dünya? ya da ne bileyim filmin konusuna uygun bir şekilde ?Diriliş'ten başka herhangi bir şey olarak çevrilebilirdi. Film afişide ?Aşk-ı Memnu'ya benzemiş. Uzun lafın kısası; vakit kaybı sayılmayacak kadar güzel, size hiç bir şey katmayacak kadar da vasat bir film. Kararı siz verin.
Film, enteresandı. Ne iyi, ne de kötü. Kült bir film olabilecekken direkten dönüyor, ki 6. His gibi bir film ile kıyaslayabilecekken, sadece sonuna kadar izlediğimiz ve meraklandığımız bu film için, sadece oyunculuklara gayet iyi diyoruz, zaten iyi oyunculara. Ricci'nin ölü mü ya da diri mi olduğuna yönetmen bile karar vermemiş, kararı seyirciye bırakmış. Hitchcock vs Shyamalan. Sonuç: Orta şekerli, yanında lokumsuz, azcık soğuk Türk kahvesi tadında bir film.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.